REKLAM

DİLİMİZDEKİ BAŞLICA EDATLAR


İLE (-le, -la)


Boğaz'da motorla bir gezinti yaptık. (araç)
Bir demir testeresi ile zinciri kestiler. (araç)
Balığa çıkmak için o arkadaşıyla sözleştiler. (karşılıklılık)
Yarın amcamla kasabaya gideceğiz. (birliktelik)
Eşyaları at arabasıyla taşımışlar. (araç)
Dün akşam bir adamla döndü. (birliktelik)
Küçük kız sevinçle odaya daldı. (durum ilgisi)
Görülmek korkusuyla saklandı. (nedenlik)
Yağmurun yağması ile trafik aksadı. (nedenlik, neden-sonuç ilgisi)
Ben hiçbiriyle uğraşmadım. (eylemin kime yönelik olduğu)

İÇİN

O benim için iyi bir dosttu. (görelik ilgisi)
Benim için fark etmez. (görelik)
Hava almak için bahçeye çıktı. (amaç ilgisi)
Başarmak için çalışıyor. (amaç ilgisi)
Üşüdüğü için sıkıca giyindi. (neden ilgisi)
Onu davet etmediğin için sana darılmış. (neden ilgisi)
Bu kemikleri Karabaş için ayırdık. (özgülük anlamı: ona özgü yani Karabaş'a mahsus)
Vatanım için canımı veririm. (uğruna)
O adam için "Çok yalancıdır."diyorlar. (hakkında)
Bu kitap için kaç lira verdin? (karşılık, karşılığında)
Bu araba için ne ödedin? (karşılık)
İki gün için Paris'e gidiyor. (süre ilgisi)

GİBİ

Deniz gibidir gökyüzü. (benzerlik)
Çocuk, yavru ceylan gibi ürkek ve tedirgindi. (benzerlik)
Bardağı kaptığı gibi tepesine dikti. (hemen, hiç oyalanmadan)
Çantayı kaptığı gibi kaçtı. (hemen, o anda)
Birazdan yağmur yağacak gibi. (tahmin)
Hava sertleşecek gibi. (tahmin)
Tam bir beyefendi gibi davrandı. (-e yaraşır biçimde)
İnsan gibi yaşamak zordu. (-a yaraşır biçimde)
Saat üç gibi geldiler. (yaklaşıklık)
Sanki benim bir kusurum olmuş gibi. ( olmayan bir şeyin olmuş sayılmasına tepki)

KADAR

Bu avuç kadar odayı bulduğuna şükrediyordu. (benzetme, ölçüde karşılaştırma)
Sabaha kadar çalıştım. (zaman, zamanda bitiş)
Çözebildiğiniz kadar soru çözün. (miktar)
Kümeste yirmi kadar tavuk vardı. (yaklaşık)
Bir kova kadar su götürdü. (yaklaşık)
Çay içmiş kadar oldum. (gibi)
Okula kadar yürüyelim. (yerde bitiş)
Onun kadar çalışkanını görmedim. (ölçüsünde)

ÜZERE

Kütüphaneye gitmek üzere sınıftan çıktı. (amaç)
Konuşmak üzere kürsüye geldi. (amaç)
Arabayı, yarın geri vermek üzere aldım. (koşul)
Güneş doğmak üzere. (yaklaşıklık)
Önceki konuda belirtildiği üzere... (gibi)

GÖRE

Bu ev tam bize göre. (uygun)
Bana göre sınavı kazanacaksın. (görelik, kanaat)
Duyduğuma göre, o yeni bir işe girmiş. (söylenenlere bakılırsa, kesin değil)
Söylenenlere göre iyileşmiş. (..bakılırsa)
Bu yazarın dili, diğerine göre daha ağır. (karşılaştırma

KARŞI

Sabaha karşı uyuyabildi. (zamanda yakınlık)
Benim ona karşı bir kırgınlığım yok. (yönelme anlamlı)
Denize karşı mangal yaktık. (yönelme)

ANCAK-YALNIZ-BİR-TEK

Bana ancak sen yardım edebilirsin. (sınırlama)
Böyle köşklerde ancak zenginler oturabilir.
Balığı yalnız bu lokantada yiyeceksin.
Olayı yalnız ben gördüm:
Beni bir sen anlıyorsun.

DOLAYI - ÖTÜRÜ

Ücreti azımsadığından dolayı nazlanıyor. (sebep)
Ücreti azımsadığından nazlanıyor. (sebep)
Yağmurdan ötürü (dolayı) geç kaldık. (sebep)
Trafikten dolayı işine geç gelmiş. (sebep)

KARŞIN - RAĞMEN

Bütün olumsuzluklara rağmen başarılı oldu.
O kadar anlatmama karşın anlamadığını söylüyor.

soru edatı

Beni mi arıyorsunuz? (soru)
Bugün evde oturulur mu? (olumsuzluk)
Dikkatli okudun mu anlarsın. (okuyunca)
Şirin mi şirin bir kedimiz vardı. (pekiştirme)
Havalar ısındı mı işler açılır. (şart)

BERİ

İki günden beri ağzına bir lokma koymadı. (süre başlangıcı)
Konya'dan beri aynı CD'yi dinliyoruz. (eylemin başlangıcı)

DOĞRU

Akşama doğru parka gittik. (zamanda yakınlık)
Bir çocuk bize doğru geliyordu. (yönelme)
Sınav'a doğru heyecanımız artıyor. (yaklaşırken)

DEK

O güne dek köprülerin altından ne sular akar.

DEĞİN

Bu saate değin hiçbir haber gelmedi.

DENLİ

O denli anlayışlı bir insan ki... (kadar)

YANA

Senden yana şikayet gelmedi. (Senin hakkında)

SANKİ

İnsan değil sanki karınca bunlar (benzerlik)

DİYE

Geç kalmasın diye onu taksiye bindirdim. (amaç)
Sen gittin diye çok üzüldü. (neden)

DEĞİL

Sınav çok zor değilmiş (olumsuzluk)

Şiiri Ahmet değil, Ayşe okuyacak. (yüklemin yerine kullanılmış.)

You have no rights to post comments