REKLAM

Divan Edebiyatı nazım biçimleri

I. BEYİTLERLE KURULAN NAZIM BİÇİMLERİ

1. GAZEL

Gazel, sözlük anlamı “kadınlarla âşıkane sohbet etmek” olan Arapça bir sözcüktür. Özellikle aşk, güzellik ve içki konusunda yazılmış belirli biçimdeki şiirlere denir.
İran edebiyatında gazel terimi ilk çağlardan beri vardır.İran edebiyatının ilk dönem şairlerinden Rudegi (öl. H. 329- m. 941 ) gazelleri ile ün yapmıştır. Gerek Arap edebiyatının , gerek İran edebiyatının ilk dönem gazellerinin çoğunda şairler mahlas kullanmamışlardır.
Gazel beyitlerle yazılır. Birinci beyti musarra’dır , yani dizeleri birbiriyle uyakladır. Öteki beyitlerin , ikinci dizeleri birinci beyitle uyaklıdır. İlk beyitten sonraki beyitlerin birinci dizeleri uyaksızdır.
Gazelin son beytine makta ‘ ( kesme yeri ) , makta’dan bir önceki beyte de hüsn-i makta’ denir. Be beytin makta’dan güzel olmasına dikkat edilirdi.
Gazelin en güzel beytine beytü’l gazel ya da şah-beyt denir.
Gazel , konu bakımından lirik bir nazım biçimidir. Divan şiirinin duygu ve öz şiir yönünü en çok gazel belirtir. Üslûp yönünden kusursuz olması gerekir.
Gazelde en çok anlatılan konu kadın ve aşktır. Bunun yanı sıra sevgilinin güzelliği, çekiciliği, ona duyulan özlemin ve sevgilinin yaptığı kötü davranışların ıztırabı da anlatılır.

2. KASİDE

Kaside sözcüğünün anlamı “kastetmek, yönelmek” olan Arapça “kasada” sözcüğüyle ilgilidir ve “belli bir amaçla yazılmış manzume” demektir.
Kaside, Arap edebiyatının ilk dönemlerden beri bulunan bir nazım biçimidir. Bu kasidelerin nesib bölümünde şairler, sevgilisinin çadırının bulunduğu yere yaptığı ziyareti, onu orada bulamayınca duyduğu üzüntüyü anlatır. Bunu, övmek istediği kişinin yanına gitmek için yaptığı gezinin anlatılması izler. Daha sonra da medhiye ya da hicviye bölümüne geçer ve kaside dua ya da bir öğüt ve ahlaki düşünceyle sona erer.
Kaside, Arap edebiyatından, önce İran edebiyatına, bu yoldan da XIII. yüzyıldan sonra Türk edebiyatına geçmiştir.
Kaside, beyitlerle yazılan bir nazım biçimidir. Uyak düzeni, gazelin uyak düzenin aynıdır. Yalnız ondan çok uzundur. Kasidenin ilk beytine matla’ denir. Şair kaside içinde her hangi bir yerde matla’ı yenileyebilir. Buna tecdîd-i matla’ adı verilir.
Kasidenin son beytinin adı makta2dır. Şairin mahlasının bulunduğu beyte kasidede tâç-beyt adı verilir ve kasidenin sonlarına doğru bulunur. Kasidenin en güzel beytine de beytü’l kasîd ya da beyt-i kasîd adı verilir.
Kaside en az 31, en çok 99 beyit olur. Beyit sayısı 31’den az olan kasideler de vardır.
Kaside 6 bölümden oluşur . Bunlar sırasıyla ve özellikleriyle şöyledir:

1. Nesîb ya da Teşbîb

Kasidenin girişi ve şiir yönünün en ağır basan bölümüdür. Genellikle 15-20 beyit kadar olur. Kaside de asıl amaç, bir büyüğü övmektir. Fakat, şair doğrudan doğruya övgüye başlamaz. Nesîb bölümünde bir betimlemeyle başlamak ister Nesîbin konusu çok çeşitli olur. Genellikle, bahar, kış, gece, savaş alanı, at bir güzelin anlatılması, betimlenmesi gibi konulardır. Fakat, bu betimlemeler, gerçekten uzak, soyut bir doğa betimlemeleridir.
Kasideler, genellikle nesibîn konusuna göre adlandırılır. Kimi zaman da redifi, eğer redif yoksa uyağına göre ad verilir. Nesîb bölümünde anlatılan konulara göre kaside çeşitleri şöyledir:

a. Bahariye ya da Rebîiye :

Nesîb bölümünde baharın anlatıldığı kasidelere denir. Baharın güzelliği, çiçekler türlü benzetmelerle çok soyut bir biçimde anlatılır.

b. Şitâiye :

Nesîb bölümünde kışın anlatıldığı kasidelere denir. Özellikle yalnız “kar” dan söz edilirse berfiye adını alır.

c. Temmuziye:

Nesîb bölümünde yazdan ve sıcaktan söz edilen kasidelere denir.

ç. Ramazaniye:

Ramazaniye, ramazan dolayısıyla yazalan ve nesîbinde ramazanı türlü yönleriyle anlatan kasidelerdir.

d. İydiye:

Bayramlarda sunulan kasidelere denir. Şair bayram dolayısıyla, kasidesine başlangıç yapar ve sunduğu kişinin bayramını kutlar.

e. Nevrüziye :

Nevrüziye, nevruz dolayısıyla, yazılan kasidelerdir. Nevruz güneşin Koç burcuna girdiği gündür ve Rumi martın dokuzuna rastlar. Bahar başlangıcı ve Celali takvimine göre de yılbaşıdır.

f. Rahşiye :

Nesîb bölümünde atın anlatıldığı ve övüldüğü kasidelere denir.

g. Hammâmiye:


Nesîb bölümünde hamamın ve hamamdaki bir güzelin anlatıldığı kasidelerdir.

Bunlardan başka, kasidelerin nesîb bölümünde devlet büyüklerinin yaptırdıkları köşklerin anlatıldığı kasidelere dâriye, padişahın tahta çıkışı dolayısıyla yazılan kasidelere cülüsiye, padişahlarla öteki devlet büyüklerinin savaş ya da herhangi bir amaçla gittikleri yerlerden dönmeleri üzerine yazılan kasidelere kudümiye ya da istikbâliye , bir kalenin, bir ülkenin fethi dolayısıyla o yerin fatihine sunulan kasidelere Fethiye, savaşın sonunda imzalanan antlaşma ve sağlanan barış dolayısıyla yazılan kasidelere de sulhiye denir.

2. Girîzgâh ya da Giriz:

Kasidelerin Nesîb bölümünden medhiye bölümüne geçerken söylenen beyit ya da beyitlere denir. Bu beyit iki bölümü birleştiren bir basamak görevindedir. Girîz-gâh beyti gelişigüzel söylenmez. Yeri getirilerek, uygun nükteli bir sözle övgüye başlandığı belirtilir.

3.Medhiye:

Kasidenin sunulduğu kişinin övüldüğü bölümdür. Övülen kimsenin kişisel yetenekleri hiç dikkate alınmadan, çok abartmalı olarak, kalıplaşmış mazmun ve benzetmelerle yapılan bir övgüdür. Bu da, lutfu, cömertliği, adaleti, kuvveti, haşmetiyle, tanınmış tarihi ve efsanevi kahramanlarla karşılaştırılarak yapılır. Bu bölümün şiir yönü çok zayıftır. Dil, öbür bölümlere oranla daha ağırdır.


4. Tegazzül:

Tegazzül, “ gazel söyleme tarzında şiir yazma” anlamına gelir. Kasidelerin içinde, genellikle medhiye bölümünden sonra, bir fırsatını düşürüp aynı ölçü ve uyakta bir gazel söylemektir. Şair, duruma uygun bir beyitle gazel söyleyeceğini önceden haber verir.
Kimi zaman, kaside tegazülle de başlayabilir. Bu durumda kaside de nesîb bölümü bulunmaz.gazelden sonra yine medhiyeye geçilir.

5. Fahriye:

Fahriye, kaside içinde şairin kendini övdüğü bölümdür. Medhiye bölümünde olduğu gibi burada da şair, abartmalı olarak kendini İran’ın ünlü şairleriyle karşılaştırarak över. Böyle söylemekle de, kaside sunulan kişinin, sıradan bir şairce övülmediğini, şiirinin ve şairliğinin değeri yüksek bir şairce övüldüğünü anlatmak ister.

6. Dua:

Kasidenin en son bölümüdür. Birkaç beyit olur. Şair, burada övdüğü kimsenin başarılı, uzun ömürlü ve talihinin iyi olması yolunda iyi dileklerde bulunarak dua eder. Dua bölümüne geçtiğini şair uygun bir sözle belirtir.

3. MESNEVİ

Mesnevinin sözlük anlamı “ikişer ikişer, ikili” demektir. Her beytin dizeleri kendi aralarında uyaklı, aruz bahirlerinin kısa kalıplarıyla yazılan uzun bir nazım biçimine denir. Bu yolda yazılmış yapıtlara da mesnevi adı verilir.
Divan şiirinde anlam ve kavramlar bir beyitte tamamlandığı için şair, her beyte iki uyak bulmak zorunda olduğundan, mesnevi en kolay nazım biçimi sayılır. Bu nedenle, kısa konularda nazım biçimi olarak fazla ilgi gösterilmemiştir. Divanlarda kısa mesnevi biçimiyle yazılmış şiirlere pek az rastlanır.
Mesnevilerde konuya doğrudan girilmez . kendine özgü bir düzeni vardır. Mesnevi bölümleri genellikle şu sırayı izler:

1. Mensur ya da Manzum Dîbâce ( önsöz )

2.Tevhîd

3. Münacât
4. Na’t

5. Mirâciye ( Kimi mesnevilerde mirâciye yoktur. )

6. Medh-i Çihâr-yâr-ı Güzin ( 4 halife için yazılan övgü )

7. Yaptın sunulduğu kişiye medhiye

8. Sebeb-i Telif ya da sebeb-i Kitab ( Yapıtın yazılış nedeni )

Bu bölüm bütün mesnevilerde bulunur. Burada şair yapıtını yazmaya başlamasının nedenini açıklar.

9. Âğâz-ı Dâstan

Bu başlık altında mesnevinin asıl konusuna geçilir. Bu bölüm kendi arasında, türlü başlıklarla bölümlere ayrılır. Bu başlıklar kimi zaman Farsça yazılır.

10. Hâtime ( sonsöz )

Yapıtın bittiğini bildiren bölümdür. Burada, mesnevinin bitiş tarihi, adı ve sonsöz söylenir.

Mesnevilerde konu ne olursa olsun, ilk dikkati çeken özellik olayın bir masal havası içinde anlatılmasıdır. Akıl ve mantık ölçülerini aşan bir sürü olay birbirini izler. Olayın geçtiği yer ve zaman belirsizdir. Konuda birlik sağlanmamıştır. Hikâyenin bölümleri, birbirine eklenmiş ilgisiz parçalar gibi görünür. Doğa ve olayların geçtiği ortam betimlemeleri gerçeğe uygun değildir. Hikâye kahramanları olağanüstü davranışlarda bulunurlar.
Bu hikayelerin ağırlık merkezi aşktır. Genellikle bu aşk insanca bir aşktır. Kimi zaman bu aşk ilahi olarak da anlatılır.
Mesneviler konuları açısından 6 sınıfta toplanabilir:

1. Aşk konulu mesneviler:

Konusu insani aşk olan mesnevilerdir. Genellikle iki ana kahramanı olur. Bu türe giren mesnevi konuları, Türk, İran ve Arap edebiyatlarında ortak olarak işlenmiştir.


2. Dini ve tasavvufi mesneviler:

Din kurallarını, peygamber ve din ulularının yaşamlarındaki olayları, türlü simgelerle tasavvuf ilkelerini anlatan mesnevilerdir.
XVI. yüzyılda hilye adında mesnevi biçimiyle yazılan yeni bir edebi tür ortaya çıkmıştır. Bunlar peygamberlerin fiziksel yapılarını anlatan mesnevilerdir.

3. Ahlaki ve öğretici mesneviler :

Öğüt ve bilgi vermek amacıyla yazılan mesnevilerdir. Türlü konularda öğüt vermek için yazılan mesnevilere pend-nâme ya da nasîhat-nâme denir. Özellikle dini , toplumsal ve ahlaki bir takım öğütler vererek , okuyucuyu, o çağın gereğine göre yaşamın bütün evreleri için hazırlamak ve yetiştirmek amacını güderler. Bundan dolayı pend-nâmeler “ nazma çekilmiş” âyet, hadis, hikmet, kelâm-ı kibar ve atasözleriyle doludur.

4. Savaş ve kahramanlık konulu mesneviler :

Din düşmanlarıyla yapılan savaşları anlatan mesnevilere gazâ-name ya da gazavat-nâme denir. Genellikle gazâ-namelerde düşmanla yapılan tek bir savaş gazavat-nâmelerde ise savaşlar ve akınlar anlatılır.

5. Bir şehri ve güzellerini anlatan mesneviler :

Bu bölüğe giren mesneviler, şehr-engiz ve ta’rifatlardır. Şehr-engizler, bir şehrin güzellerini anlatmak amacıyla yazılır. Türk edebiyatına özgü yeni bir mesnevi türüdür.

6. Mizahi mesneviler

Kişileri ve toplumun aksak yönlerini hiciv yoluyla anlatan mesnevilerdir.

4. KIT’A

Kıt’anın sözlük anlamı “parça, bölük, cüz” dür. Yalnız ikinci ve dördüncü dizeleri birbiriyle uyaklı 2 beyitlik nazım biçimine denir. Uyak düzen, şöyledir : x a – x a
Kıt’alarda beyitler arasında anlam birliği bulunur ve beyitler birbirini tamamlayıcı niteliktedir. Kıt’a nazım biçiminde şair mahlasını kullanmaz. Ancak, mahlas kullanılmış kıt’alar vardır.
Kıt’aların konusu çok değişiktir. Önemli bir düşünce, hikmet, nükte, yergi olabilir.

a. Nazım

Birinci beyti musarra olan, başka bir deyişle birinci, ikinci ve dördüncü dizesi birbiriyle uyaklı kıt’alara denir.

b. Kıt’a-i Kebire

Beyit sayısı ikiden artık olan kıt’alara denir. Matla beyti olmayan gazel gibidir. Gazelden ancak, konu bakımından ayrılır. Uyak düzeni şöyledir. x a- x a – x a – x a …
Kıtalar divanlarda mukattaât başlığı altında toplanır.

5. MÜSTEZAD

Müstezadın sözlük anlamı “ziyadeleşmiş, artmış, çoğalmış” demektir. Gazelin özel bir biçimine denir. Uzun dizelere, kısa bir dize ekleyerek yazılır. Eklenen bu kısa dizeye ziyade denir. Ziyadelerin, asıl dizenin anlamını tamamlar nitelikte olması gerekir.

a. Müstezad-ı Südâsiye

Uzun dizeleri mefâ’ilün mefâ’ilün mefâ’ilün mefâ’ilün ölçüsünde , kısa dizeleri, yani ziyade dizeler de mefâ’ilün mefâ’ilün ölçüsünde olan müstezadtır. Bu çeşit müstezada, südâsiye denmesinin nedeni, uzun ve kısa dizelerdeki mefâ’ilün parçalarının 6 tane olmasıdır. Uyak düzeni genel tipteki müstezad gibidir.

b. İki ziyadeli müstezad

Ölçü ve uyak düzeni bakımından tek ziyadeli müstezadın benzeridir. Yalnız, ziyade dizeler iki tanedir ve uzun dizelerle uyaklıdır.

II. BENTLERLE KURULAN NAZIM BİÇİMLERİ

A. TEK DÖRTLÜKLER

1. RÜBÂİ

Rübâi, 4 dizelik ve kendine özgü ayrı ölçüsü olan, bağımsız bir nazım biçimidir. Birinci, ikinci ve dördüncü dizeleri uyaklı, üçüncü dize serbesttir. ( a a x a ) . Rübâinin üçüncü dizesine uyaksız olmasından dolayı hasi ( hadım ) adı verilir.
Rübâinin, aruzun hezec bahrinden olan 24 kalıbı vardır. Bunlar, ahreb ve ahrem diye ikiye ayrılır. Her iki kümede de 12 kalıp bulunur. Mef’ülü parçasıyla başlayan kalıplar ahreb, mef’ülün parçasıyla başlayanlar ahrem kümesini oluşturur. Türk edebiyatında yalnız ahreb kalıpları kullanılmıştır.

Rübâi-i Musarra:

4 dizesi birbiriyle uyaklı Rübâilere denir. Fakat, böyle Rübâilerde uyaklı olmasından dolayı üçüncü dizede uyum değişikliği olmadığından, dördüncü dizede asıl söylenmek istenen duygu ve düşünce güçlü bir etki bırakmaz.

Şairler, rübâiler de genellikle mahlas kullanmazlar. Fakat mahlas kullanmış rübâilere de rastlanır.

2. TUYUĞ ( TUYUK )

Tuyuğ, uyak düzeni rübâi gibi olan ve aruzun yalnız fa’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün kalıbıyla yazılan 4 dizelik bir nazım biçimidir. Birinci, ikinci dördüncü dizeleri uyaklı, üçüncü dizesi serbesttir ( a a x a ). Halk edebiyatında, onbirli kalıpla yazılan mâni biçimindeki şiirlere de duyuğ denir.

Musarra Tuyuğ : 4 dizesi de uyaklı tuyuğdur.

B. MUSAMMATLAR

a. DÖRTLÜLER

1. MURABBA

Murabba bent adı verilen 4 dizelik kıt’alardan oluşur. Genellikle uyak düzeni şöyle olur : a a a a- b b b a – c c c a – d d d a
İlk bendin, ilk 3 dizesi kendi aralarında uyaklı olabilir. Bu durumda uyak düzeni şöyle olur : b b b a – c c c a – d d d a – e e e a
Yalnız dördüncü dizenin öteki, bentlerin dördüncü dizesiyle uyaklı olması gerekir. Kimi zaman birinci bendin dördüncü dizesi öteki bentlerin dördüncü dizesi olarak yinelenir ve böylece bir nakarat meydana getirilir. Böyle murabba-ı mütekerrir denir .
Kimi zaman da birbiriyle uyaklı olan dördüncü dizenin sözleri her bentte başka olur. Buna da murabba-ı müzdevic denir. Şairin mahlası son bendin herhangi bir dizesinde bulunur.
Murabba’ın bent sayısı 3-7 arasında değişir. Her konuda yazılır.


2. ŞARKI

Şarkı, biçim bakımından murabba’a benzer dörtlüklerden kurulur, şarkılarda da temel uyak her dörtlüğün dördüncü dizesinde elenir. Genellikle uyak düzeni şöyledir: : a a a a- b b b a – c c c a – d d d a
Bu temel uyak kimi zaman ilk dörtlüğün ikinci dizesindedir. Bu durumda ilk dörtlüğün ikinci ve dördüncü dizeleri, öteki dörtlüklerin dördüncü dizesi olarak yinelenir ki buna nakarat denir. Nakaratsız şarkılar da vardır.
Şarkı biçimi Türk edebiyatında doğmuştur. Bestelenmek içinyazılır. Bundan dolayı bent sayısı azdır.
Şarkılarda konu genellikle aşk, sevgili, içki ve eğlencedir .


3. TERBİ

Terbi’nin sözlük anlamı “dörtleme dörtlü duruma getirme” dir. Bir gazelin beyitlerinin üstüne, başka bir şair tarafından, aynı ölçü ve uyakta ikişer dize ekleyerek yazılan murabba’a denir. Gazelde matla’dan sonraki beyitlerin birinci dizeleri serbest olduğundan terbi, o dizenin uyağına göre yapılır. Uyak düzeni şöyle olur:
a a a a- b b b a – c c c a – d d d a - e e e a
Eklenen bu iki dizeye zamîme denir. Bu zamîmenin, eklendiği beyitle anlam bakımından kaynaşması gerekir. Az kullanılmış bir biçimdir.
b. BEŞLİLER


1. MUHAMMES

Her bendi 5 dizeden oluşan nazım biçimine denir. İlk bendin dört ve beşinci ya da yalnız beşinci dizesi öteki bentlerin sonunda yineleniyorsa muhammes-i mütekerrir adını alır.
Kimi zaman, her bendin ilk 3 dizesi kendi aralarında uyaklı olduğu halde, son ikisi bütün bentlerde aynı uyağı alır. Bu durumda uyak düzeni şöyle olur : b b b a a – c c c a a – d d d a a – e e e a a…
Dört ve beşinci dizeler nakarat olarak da yinelenebilir. Bentlerin beşinci dizeleri değişiyorsa. Buna muhammes-i müzdevic denir : a a a a a – b b b b a – c c c c a – d d d d a …
Her konuda muhammes yazıldığı gibi, muhammes biçimiyle şarkılar da yazılır. Bunlara nuhammes şarkı adı verilir.


2. TARDİYE

Tardiye muhammesin özel bir biçimidir. Muhammes aruzun her kalıbıyla yazıldığı halde, tardiye yalnız mef’ulü mefâ’ilün fa’ulün kalıbıyla yazılır. Tardiyenin muhammesten ayrılan ikinci özelliği de. Temel uyağın bentlerin yalnız beşinci dizelerinde olmasıdır. Uyak düzeni şöyledir : b b b b a – c c c c a – d d d d a – e e e e a…
Tardiyeye, tard u rekib de denir. Eski mesnevilerde şairler yapıtı tekdüzelikten kurtarmak için, olayın kahramanlarının ağzından yer yer gazel, murabba gibi manzumeler söylerlerdi. Bunlara da tardiye denilmektedir. Türk edebiyatında tardiye çok az kullanılmıştır.


3. TAHMİS

Tahmisin, sözlük anlamı “ beşleme, beşli duruma getirme” dir. Bir gazelin beyitlerinin üstüne aynı ölçü ve uyakta üçer dize ekleyerek yazılmış muhammese denir. Uyak düzeni şöyledir : a a a a a - b b b b a – c c c c a – d d d d a – e e e e a…
Gazelde matla’dan sonraki beyitlerin birinci dizeleri serbest olduğu için, tahmis o dizenin uyağına göre yapılır. Eğer serbest dizenin son sözcüğü uyağa uygun gelmezse, ondan önceki sözcükle uyak düzenlenir. Son sözcük de redif olarak kalır. Tahmiste en önemli nokta, eklenen dizelerin, gazelin beyitleriyle anlam ve güç bakımından kaynaşabilmiş olmasıdır. Yoksa eklenmiş dizeler sırıtıri birer yama gibi kalır ve tahmis başarılı sayılmaz. Gazelin makta beytinde şair nasıl kendi mahlasını söylerse tahmis eden şair de son bentte mahlasını söyler.


4. TAŞTİR

Taştir, tahmisin başka bir biçimidir. Tahmiste gazelin her beytinin üstüne eklenen üç dize, taştirde beyitlerin arasına konur. Taştirde eklenen dizelerin gazelin ölçü ve uyağıyla uyuştuğu gibi beytin anlamıyla da kaynaşması gerekir. Taştire dizelerin iki yana ayrılmasından dolayı tahmis-i mutarraf ya da kısaca mutarraf da denir. Uyak düzeni şöyledir : a a a a a - b b b b a – c c c c a – d d d d a – e e e e a…
Tahmiste olduğu gibi, şair bir yerini getirerek son bentte mahlasını kullanır.
Kimi zaman taştir yazılırken. Gazel beyitlerinin dizeleri arasına 2 dize eklenir. Buna terbi de denir.


c. ALTILILAR

1. MÜSEDDES

Bentleri 6 dize olan nazım biçimine denir. Uyak düzeni genellikle şöyle olur ki böyle müseddese, müseddes-i müzdevic denir : a a a a a a – b b b b b a – c c c c c a – d d d d d a …
Eğer ilk bendin beş ve altıncı dizesi ya da altıncı dizesi öteki bentlerde yineleniyorsa, böylesine müseddese-i mütekerrir denir. Müseddes çeşitli konularda yazılır.


2. TESDİS

Tahmis gibidir, yalnız gazelin beyitleri üstüne 3 yerine aynı ölçü ve uyakta 4 dize eklenerek yazılan nazım biçimine denir. Az kullanılmıştır. Uyak düzeni şöyledir : a a a a a a – b b b b b a – c c c c c a – d d d d d a …


ç. MÜSEBBA ( YEDİLİ )

Bentlerin dize sayısı 7 olan nazım biçimidr. Hemen hemen hiç kullanılmamıştır.


d. MÜSEMMEN ( SEKİZLİ )

Bentlerin dize sayısı 8 olan nazım biçimidir. Uyak düzeni şöyledir : a a a a a a a a – b b b b b b b a – c c c c c c c a – d d d d d d d a …


e. MÜTESSA (DOKUZLU )

Bentleri 9 dize olan nazım biçimidir. Hemen hemen hiç kullanılmamıştır.


f. MUAŞŞER ( ONLU )

Bentlerinin dize sayısı 10 olan nazım biçimidir. Çok az kullanılmıştır.


g. TERKÎB-İ BEND VE TERCÎ-İ BEND

1. TERKÎB-İ BEND

Bentlerle kurulan uzun bir nazım biçimidir. Her bent iki bölümdür. Birinci bölüme terkîb-hâne adı verilir. Kıt2a da denir. Genellikle kısaca bend terimi kullanılır. Her bent, sayısı 5 ile 10 arasında değişen beyitlerden oluşur. Bentlerin uyak düzeni gazele benzer. Kimi zaman, bentlerin bütün dizeleri her bentte ayrı ayrı olmak üzere kendi aralarında uyaklanır. Bent sayısı 5 ile 10 arasında değişir. Daha artık olabilir. Bendin son beytine vasıta beyti ya da bendiye denir. Bu beyit her bendin sonunda değişir ve mutlaka kendi dizeleri arasında bentten ayrı uyaklanır.
Terkîb-i bendlerde genellikle, talihten ve hayattan şikâyetler, dini tasavvufi, felsefi düşünceler anlatılmış, toplumsal yergi niteliğinde eleştirilere yer verilmiştir. Mersiyeler genellikle terkîb-i bend biçimiyle yazılır.


2. TERCÎ-İ BEND

Biçim ve uyak yönünden terkîb-i bende benzer. Yalnız, tercî-i bende, bentleri birbirine bağlayan vasıta beyitleri her bendin sonunda yinelenir. Her biri 10 beyte yakın, 10-12 bentlik bir şiirde bütün bentlerin böyle tek beyte bağlanabilmesi için anlam yönünden hepsinin bu beyitle ilgili olması gerekir. Vasıta beytinin her bendin sonunda yinelenmesi şiire bir tekdüzelik verdiği gibi anlam ilgisi kurma bakımından da güçlük doğurur.
tercî-i bendlerde genellikle Tanrı’nın gücü, evrenin sonsuzluğu, doğanın ve yaşamın karşıtlıkları gibi konular işlenir.

You have no rights to post comments