Yazdır
Kategori: YGS, LYS

Hayatta iki tür insan vardır: Birinci gruptakiler, hayata eldivenle dokunanlar; ikinci gruptakiler, hayata eldivensiz dokunanlar. Hayata eldivenle dokunanların hiç yıpranmamak gibi bir ayrıcalıkları vardır. Eldivensiz dokunmaya görün acır, yanar canınız. Ama her şeyi daha derinliğine duyumsar, daha yoğun yaşarsınız.

Sanatçının bunlardan birini seçme lüksü yoktur. O, hayata eldivensiz dokunanlardandır.

  1. 1. Bu parçada geçen “sanatçının hayata eldivensiz dokunması” sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Ümitlendirici ortamlar yaratma

B) Yaşamdaki güçlükleri doğrudan anlatma

C) Yaşanılanları bir değerlendirmeden geçirme

D) Olayları düş gücüyle yeniden yaratma

E) Yaşama yeni anlamlar yükleme

Özellikleri yönünden hiçbir akım içinde yer almayan şairler var. Bunlar, kendi kuşağından olanların yazdıklarına da benzemeyen bir şiir yazıyorlar. Bir kuşak ya da gruba katılmadıkları için şiirlerinin bulutsu bir görünüşü var. Bunları yazanlar, kendilerine özgü bu şiirlerle şiirin bir mozaik olduğunu önümüzdeki birkaç yıl içinde gösterecekler.

  1. 2. Bu parçadaki altı çizili sözlerle anlatılmak istenen aşağıdakilerin hangisinde sırasıyla verilmiştir?

A) Özellikleri ve sınırları belirgin olmayan – çeşitlilik içeren

B) Düş gücüne ağırlık veren – teknik açıdan kusursuz

C) Duyguları devindiren – sanat değeri taşıyan

D) Belirli konular üzerinde yoğunlaşan – birçok ögesi olan

E) Kendinden öncekileri yadsıyan – okur duyarlığına seslenen

  1. 3. Aşağıdaki dizelerin hangisinde eylem, nedeniyle birlikte verilmiştir?

A) İnsan balıklama dalmalı içine hayatın

Bir kayadan zümrüt bir denize atlarcasına

B) Uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara

Dinleneceksin bir kum tanesi, bir yaprak gibi

C) Kederi de yaşamalısın bütün benliğinle

Acılar da sevinçler de olgunlaştırır insanı

D) Yaşadın mı yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi

Koklamaktan bitkin düşmüşçesine bir çiçeği

E) İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine

Tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

(I) Rus edebiyatının hiçbir kahramanı, ne Raskolnikov ne Mişkin ne de Prens Andrey eski Rus insanını hatta tüm Doğuluları “Oblomov” kadar açıklıkla, en özlü yanıyla temsil edebilir. (II) Doğu, belki de ilk kez Gonçarov’un bu büyük yapıtında kendi kendini tanımaya, Batı’dan farkını anlamaya başlamıştır. (III) Oblomov, çiftliği, köleleri olan bir derebeyidir, bu düzen değişince ekmeğini kendi kazanan insanlar arasında yaşamaya başlar. (IV) Böyle yaşamaya hazır olmayan iradesini yitirir ve Oblomov, ölüme benzeyen bir uyuşukluğa gömülür. (V) Ancak Gonçarov, büyük romancılarda görülen “yaşamdaki dram karşısında gülümseme”sini hiç eksik etmez, okurunu da gülümsetmeyi başarır.

  1. 4. Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangilerinde romanı özetlemeyi amaçlayan bir nitelik vardır?

A) I. ve III.              B) II. ve IV.            C) II. ve V.  D) III. ve IV. E) IV. ve V.

Karikatür insanların, varlıkların, olayların hatta duygu ve düşüncelerin gülünç yanını yakalayıp bunu abartılı

I                          II                                  III

çizimlerle gülmecesel bir anlatıma dönüştürme sanatıdır.

IV                 V

  1. 5. Bu parçadaki numaralanmış sözcüklerden hangisi yalnızca çekim eki almıştır?

A)    I.             B) II. C) III.      D) IV.      E) V.

Kıyıköy’ün eski adı Midye. Kazandere ile Pabuçdere’nin denize döküldüğü yerde, yüksek bir

I

kayalığın üzerinde kurulu. Bu ilginç konumunun yanı sıra daracık sokakları, eski ahşap evleri ve balıkçı yaşantısı, burayı büyüleyici hâle getiriyor. Bir zamanların zor ulaşılır balıkçı köyü, artık keşfedilmiş

II                                                  III

bir yer. Kıyıyı izleyen orman yolları, Kıyıköy ve

IV

İğneada arasında da aynı şekilde uzayıp gidiyor.

V

  1. 6. Bu parçadaki numaralanmış fiilimsilerden hangisi sıfat olarak kullanılmamıştır?

A)    I.             B) II.        C) III.      D) IV.      E) V.

(I) Yaşlılığın erdemleri üzerine bugüne değin neler söylenmemiş neler yazılmamış… (II) Cicero, Yaşlılık adlı yapıtında nasıl da över, yüceltir yaşlılığı; insanın bilgeleştiği, yaratma gücünün doruğa ulaştığı bir dönem diye adlandırır. (III) Yaşamın gerçek anlamına ancak bu dönemde ulaşırmış kişi. (IV) Çünkü yaşlılık, deneyime dayalı, kavrama ve algılama gücünü keskinleştirip geliştiren bir okulmuş. (V) Bundan da öte, insanı değişik yönlerden durultup dinginleştiren, tutkuların her türünden arındıran sessiz bir güçmüş yaşlılık.

  1. 7. Bu parçadaki numaralanmış cümlelerle ilgili olarak aşağıda verilenlerden hangisi yanlıştır?

A) I. cümle, biçimce olumsuz fiil cümlesidir.

B) II. cümle, bağımlı sıralı cümledir.

C) III. cümle, bileşik cümledir.

D) IV. cümle, olumlu, kurallı cümledir.

1920’li yıllardı. Bizim evde dedem utunu yanından hiç

I                                                   II

eksik etmezdi. Gramofondan klasik Türk müziği din-

III

lerdik o yıllarda. İstanbul Şehir Tiyatrolarında Muhsin

IV

Ertuğrul’un sahneye koyduğu oyunları kaçırmazdık.

Ayrıca öğretmenlerimiz de bizi kitap okumaya yön-

V

lendirirdi.

  1. 8. Bu parçadaki numaralanmış sözlerin hangisinde bir yazım yanlışı vardır?

A) I.         B) II. C) III.      D) IV.      E) V.

(I) Romancı, romanını yazarken kendi yaşamından da başkalarının yaşamından da yararlanabilir. (II) Ama romanını salt kendi yaşamına dayandırmaya kalkışırsa gündelik yaşamın ayrıntılarıyla kurmaca dünyanın, bir başka deyişle romanın kuralları çatışır.

(III) Bu çatışma yüzünden kurguda başarı sağlanamaz. (IV) Yazarına ne kadar ilginç ne kadar vazgeçilmez gelirse gelsin, roman, okuru ilgilendirmeyen bir yığın ayrıntıyla dolar. (V) Günlük yaşamın ayrıntılarıyla kurmaca dünyanın ayrıntıları birbirine benzemez. (VI) Kurmaca dünya ile ilgili ayrıntıların o dünya içinde belirli işlevleri vardır.

  1. 9. Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisinden sonra düşüncenin akışına göre “Oysa gündelik yaşam, işlevsel olmayan ayrıntılarla doludur.” cümlesi getirilebilir?

A) I.         B) III.       C) IV.      D) V.      E) VI.

Sanırım Ayvalık’ın havasından, sabahları çok erken uyanıyorum bu rüzgârlı bayırda. Uyanınca soluğu bahçede alıyorum. Belki de yaşlılık romantikliği benimkisi. Doğa sessiz ama büyük bir öğretmendir. İlgilendikçe hepsinin adlarını birer birer öğreniyor, ateş çiçeğine yıldız çiçeği, sardunyaya ortanca demiyorum. Gülleriyse renkleriyle, boylarıyla adlandırıyorum: çalı gülü, bodur gül… Görünüşleriyle, huylarıyla bile: narin gül, şımarık gül, mahzun taze… Güllerden birini tırmanıcı gül sanıp bahçe kapısının arkasına dikmişler. Oysa değil. Tırmanmak bir yana, boynunu bükmüş hep öyle duruyor. “Mahzun taze” dediğim o. “Şımarık gül”ün sabah kahkaha atarak uyandığını söylesem inanmazsınız.

  1. 10. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?

A) Kişileştirme                     B) Örnekler

C) Sözde soru cümlesi D) Çoğullaştırmalar

E) Eksiltili cümle

Yaşadığımız günleri duyurur bize edebiyat dergileri.

Yaşamı kalıcı yanlarıyla verir. Hele en taze şiirler, dizeler! Ataç, “Ölürken bana en genç şairin en son şiirinden dizeler okusunlar.” demiş. Ben de her sabah uyanır uyanmaz, her gece yatmadan önce, en yeni dizeleri okurum. Taze dizelerle yaşamak kadar kişiyi gençleştiren, yaşama bağlayan bir şey olamaz. Ne demiş Baudelaire: “Sağlıklı bir kişi yirmi dört saat ekmeksiz yaşar ama şiirsiz asla.” Şiir okumanın tadını alırsanız siz de hak verirsiniz bu söze.

  1. 11. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

A) Tanıklıklardan yararlanılmıştır.

B) Olasılık dile getirilmiştir.

C) Koşul belirtilmiştir.

D) Öznellik ağır basmaktadır.

E) Nitelendirmelerden yararlanılmıştır.

Dilin kültürle, düşünce dünyasıyla iç içe olduğu hiçbir zaman göz ardı edilmemeli. Bu yüzden daha dil öğrenme aşamasında çocuklarımıza Türkçenin tadını duyurmak zorundayız. Bu da ancak değerli yapıtlar okunarak olacaktır. Bugün yazık ki çocuklar Türkçeyi, televizyonda seyrettikleri, anlatımı bozuk ve yabancı kültürlere ait çizgi filmlerden öğreniyorlar. Masallarımızın, bilmecelerimizin, tekerlemelerimizin, türkülerimizin dili ve o dili besleyen kaynak, giderek yok olmakta. Biz dilimizi korumayı sadece, “Şu sözcüğü kullandın, bunu kullanmadın.” biçiminde algılarsak bir gün geri dönüp baktığımızda ağzımızdan çıkan sözcüklerin, Türkçe göründüğü hâlde Türkçenin sıcaklığını taşımadığını büyük bir sarsıntıyla anlayacağız. Bunun sonucunda sanki bir yabancının Türkçe konuşması gibi garip bir Türkçe ortaya çıkacaktır.

  1. 12. Bu parçada dilimizle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Etkileşim içinde olduğu ögelere

B) Korumanın önemine

C) Öz değerlerini yitirmesine yol açacak etkenlere

D) Söz varlığının zenginliğine

E) Duyarlığımızın nasıl oluşturulabileceğine

Masallar, dokusundaki kendine özgü şifrelerle, hâlâ sırrına erişilmemiş bilgelikleri, insanlığın ve hayatın gizemlerini barındırır. Atalarımızdan kalan birçok değerin erken yaşlarda, bilinçaltımıza yerleşmesini sağlar. Böylesine önemli olan masalların yaşatılması, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Biz de bununla ilgili olarak kayıp masallar konusunda bir çalışma başlatmaya karar verdik. Konuyla ilgili ön araştırma yapmak için gittiğimiz yörük köyündeki bir eve misafir olduk. Evin on yaşındaki oğluna, “Biz yakında tekrar geleceğiz. O zamana kadar ninelerinden masal öğrenir misin?” dedim. Çocuğun cevabı şöyleydi: “Tamam, ben İnternetten indiririm hemen.” Çocuk, ninesi yerine İnterneti tercih etmişti. Karşılaştığımız bu üzücü durum, tıpkı masallardaki gibi pek çok şeyi anlatıyordu.

  1. 13. Bu parçada söylenenlerden aşağıdakilerin hangisi çıkarılamaz?

A) Yaşamımıza bilgisayarların giderek egemen olduğu

B) Halkın ortak yaratılarının ancak belirli yerlerde korunabildiği

C) Büyüklerden masal dinleme geleneğinin zayıfladığı

D) Çocukların duygu ve düşünce dünyasını biçimlendirmede büyüklerin etkisinin azaldığı

E) Masallarla birlikte kimi kültürel değerlerin yok olmaya başladığı

Yazarlar herkesten daha iyi gözlemcidir. Birisinin caddede karşıdan karşıya geçişi, birbirini tanımayan insanların göz göze gelişi sırasında yaşanan anlık gerilim, bir dudak bükme, köpeğin kediyi kovalayışı…

Bunların tümü gerçek hâllerinin imgeye dönüştürülmüş biçimiyle yazarların kurmaca metinler için kullandıkları görüntülerdir. Ayrıca aralarına yazınsal bir tutkal gibi düşsellik de girer hatta olmazsa olmazlardandır. Çünkü düşleri boğulmuş, belirli söylem kalıplarının içine sıkışmış, sözcük dağarcığı gibi düş dünyası da sürekli zenginleşmeyen bir yazarın yaratıcılığı ister istemez donup kalacaktır. Böyle bir yazar herkesin bildiği, sıradan değerlerle yetinecektir.

  1. 14. Bu parçada, bir yazarda bulunması gereken nitelikler arasında aşağıdakilerden hangisine yer verilmemiştir?

A) Zengin bir çağrışım dünyasına

B) Yorumlama gücünün gelişmişliğine

C) Yaşanılan gerçeklere sıkı sıkı bağlı kalmaya

D) Alışılmış anlatım biçimlerinin dışına çıkmaya

E) Sürekli yenilik arayışı içinde olmaya

Hepimiz dünyaya geldiğimizde bir toplumun, ailenin, kimliğin içinde buluruz kendimizi. Edebiyat işte bu kalıpları kırma arayışından doğar. Hayal ve gerçek, yaşam ve ölüm, ben ve öteki arasındaki bütün duvarları bir bir yıkar. Böylece kendine özgü bir biçimde, hayatın ve insanın özüne eğilebilmeyi, ona sevgiyle bakabilmeyi olanaklı kılar. Çünkü roman, öykü, şiir gibi edebiyat ürünleri bir başkasının acısını iliklerinde hissedebilme, kendini bir başka insanın yerine koyabilme yeteneği kazandırır. Çok farklı kesimlerden insanlara seslenir, onların kapılarını çalar; buyur edilir. İnsanlar ve toplumlar arasında köprüler kurar.

  1. 15. Bu parçada edebiyatın işlevleri arasında aşağıdakilerden hangisine yer verilmemiştir?

A) Toplumsal sorunlara çözümler getirme

B) Yerleşik değerleri sorgulama gücüyle donatma

C) İnsanların birbirini anlamasını kolaylaştırma

D) Kültürleri birbirine yakınlaştırma

E) Yaşamı, özgün bir yaklaşımla algılamayı sağlama

  1. 16. Aşağıdaki dizelerin hangisinde ayraç içinde verilen sanat yoktur?

A)    Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş

Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş (Mürsel mecaz)

B)    Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü

Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü (Tezat)

C)    Sardı katil gece dünyayı siyah bir kefene

Bir emel yıldızı göz kırpıyor ancak aradan Teşhis)

D)    Öyle bir boşandın ki çöle benzer ömrüme

Bir Nuh tufanı oldu, sel değil, sağanak değil (Telmih)

E)    Çiziyorum havaya dünyamı bir çiçekle

Ve hayran bakıyorum bu rüya gibi şekle (İstifham)

(I) Onun şiirlerinde, masal, şiir, deyiş gibi halk edebiyatı ürünlerinin etkisi görülür. (II) Halk diline yaklaşmaya da özen gösteren bu sanatçının dizeleri toprak kokan yağmur damlaları gibidir. (III) Satırların arasından dökülür okuyucunun duygu dünyasına. (IV) Davetkârdır, sizi kendi dünyasına yavaşça çekip alır.

(V) O sesi ne zaman duydunuz, eşiği ne zaman geçtiniz, anlayamazsınız bile. (VI) Bu anlamda, resimleri de şiirleriyle büyük benzerlik gösterir sanatçının.

  1. 17. Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangilerinde sanatlıca bir söyleyiş yoktur?

A) I. ve IV.             B) I. ve VI. C) II. ve V. D) III. ve IV.       E) V. ve VI.

Paylaşırsa dost paylaşırmış

İnsanın derdini, sevincini

Dost ümidiyle ortalığa düşmeye gör

Hangi kapıyı çalsam kimseler yok

Hangi omza dokunsam yabancı çıkar

  1. 18. Aşağıdakilerden hangisi içerdiği duygu yönünden yukarıdaki şiire anlamca en yakındır?

A) Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge

Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı

B) Hep seninçündür benim dünyâ cefâsın çektiğim

Yoksa ömrüm varı sensiz neyleyim dünyâyı ben

C) Gülmek ol gonceye münâsibdir

Ağlamak bu dil-i hazîne gerek

D) Bülbüller öter güller açar şâd gönül yok

Hiç böyleliğin görmemişiz fasl-ı bahârın

E) Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz

Biz neşâtın da gamın da rûzgârın görmüşüz

Olmuyor neyleyim

Olmuyor velinimetim efendim

Olmuyor yirminci asırda

Tarz-ı kadîm üzre gazeller söylemek

  1. 19. Bu dizelerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

A) Eski edebî anlayışa karşı çıkan bir anlayış dile getirilmiştir.

B) Yabancı kökenli sözcükler kullanılmıştır.

C) Yinelemeye başvurulmuştur.

D) Farklı duygular uyandırma amacı güdülmüştür.

E) Devrik cümlelerin etkileyiciliğinden yararlanılmıştır.

Ne halk türküleri ne de halk oyunları, ilk biçimlerini koruyabilir. Bunlar yayılma sürecinde birçok kez değişmiş, kimi zaman bu değişmelerle zenginleşmiş, kimi zaman da bayağılaşmıştır. Bu değişiklikleri yapanların da kim olduğu bilinmez.

  1. 20. Bu sözler aşağıdaki kavramlardan hangisini akla getirmektedir?

A) Yöresellik         B) İçtenlik            C) Anonimlik D) Abartılılık                E) Yalınlık

I. Yüceltilmiş sözlerle yazılan, kahramanın iyi bir durumdan kötü bir duruma düşmesiyle duygusal arınmayı sağlayacak acıma ve korku duygularına yönelen oyun türü.

II. İnsanların ve olayların ilginç yanlarını, güldürmek ve düşündürmek amacıyla sahneye yansıtan tiyatro türü.

III. Ortaoyununda olduğu gibi, önceden yazılmış bir metne dayanmadan, sahnede akla gelen sözlerle oynanan halk tiyatrosu türü.

IV. Romalılar tarafından ortaya atılan, Türk edebiyatına Tanzimat Döneminde giren, yalnız işaretlerle oynanan sözsüz tiyatro oyunu.

  1. 21. Aşağıdaki terimlerden hangisinin tanımı yukarıda verilmemiştir?

A) Monolog B) Pandomim      C) Tuluat  D) Komedi         E) Tragedya

I. Makale                               açıklayıcı nitelik

II. Otobiyografi                     3. kişili anlatım

III. Köşe yazısı                     güncel sorunlar

IV. Hitabet                            seslenme sözleri

V. Masal                               tekerlemeler

27.  Yukarıdaki numaralanmış terimlerden hangisi, karşısındakiyle ilişkilendirilemez?

A) I.         B) II.        C) III.      D) IV.      E) V.

Bende Mecnûn’dan füzun âşıklık isti’dadı var

Âşık-ı sâdık benim Mecnûn’un ancak adı var

Kıl tefâhur kim senin hem var benim tek âşıkın

Leyli’nin Mecnûn’u Şîrîn’in eger Ferhâd’ı var

28.  Bu dizeler aşağıdaki nazım şekillerinden hangisiyle yazılmış olabilir?

A) Muhammes    B) Şarkı                                 C) Rubai               D) Gazel E) Mesnevî

Siyah ebrûların duruben çatma

Gamzen oklarını âşıka atma

Sana gönül verdim beni ağlatma

Benim gözüm nuru gönlüm sürûru

I. 11’li hece ölçüsüyle oluşturulmuştur.

II. Divan mazmunlarından yararlanılmıştır.

III. Konusu aşktır.

IV. Nazım türü ağıttır.

V. Zengin uyak kullanılmıştır.

29. Yukarıdaki dizelerle ilgili olarak verilen numaralanmış  bilgilerden hangileri yanlıştır?

A) I. ve II.               B) I. ve III.              C) II. ve V.

D) III. ve IV.         E) IV. ve V.

Güneş çekildi demin          Gidene bak gidene

Doğdu bir cenk akşamı     Güller sarmış dikene

Bu bütün günlerimin          Mevlâ sabırlar versin

İçime denk akşamı             Gizli sevdâ çekene

I. 7’li hece ölçüsüyle oluşturulmuştur.

II. Uyak (kafiye) şemaları aynıdır.

III. Nazım birimleri aynıdır.

IV. Doğaya özgü ögelerden yararlanılmıştır.

V. Bir dilek belirtilmiştir.

30. Yukarıdaki numaralanmış bilgilerden hangileri verilen  şiirlerin ortak özelliği değildir?

A) I. ve II. B) I. ve III. C) II. ve V. D) III. ve IV. E) IV. ve V.

31. Aşağıdakilerin hangisi Karagöz oyununun özelliklerinden biri değildir?

A) Ciddi ve ağırbaşlı bir hava taşıma

B) Müzikten yararlanma

C) Usta-çırak geleneği içinde sürdürülme

D) Tiplerin aynı kişi tarafından seslendirilmesi

E) Değişik ağız ve ses taklitlerine dayanma

Türk edebiyatının gelişimi içinde divan edebiyatı varlığını 13–19. yüzyıllar arasında sürdürdü. Bu edebiyatın başlıca özellikleri şöyle sıralanabilir: Sanatta kurallara bağlı olmak, öncelikle konuşma

I

dilinden yararlanmak, yüksek tabakaya seslenmek,

II                                                           III

belirli türlerin ve kalıpların dışına çıkmamak, Arapça

IV

ve Farsçanın dil kurallarını benimsemek.

V

32. Bu parçadaki numaralanmış sözlerden hangisi divan edebiyatının bir özelliği değildir?

A) I.         B) II. C) III.      D) IV.      E) V.