REKLAM

CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI

1. Romanlarında özellikle insanların duygu, düşün­ce ve sezişleriyle ilgili incelemelere girişir; olaylar arasındaki insanların ruhsal durumlarına, seziş­lerine ve yorumlarına önem verir. “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” onun kendi hayatının bir dö­nemindeki psikolojik durumu verir okuyucuya.

Yukarıda sözü edilen sanatçı aşağıdakilerden hangisidir?

A) H. Edip Adıvar

B) Mehmet Rauf

C) A. Hikmet Müftüoğlu

D) R. Halit Karay

E) Peyami Safa

CUMHURİYET DÖENMİ TÜRK EDEBİYATI

1. Aşağıdakilerden hangisi Milli edebiyatçıların savunduğu ilkelerden biri olamaz?

A) Arapça, Farsça gramer kuralları kullanılmaya­cak.

B) Halk diline yerleşmiş Arapça ve Farsça söz­cükler kullanılabilir, fakat bu dillerden yeni söz­cükler alınmayacak

C) Konuşma ve yazı dili İstanbul Türkçesi olacak

D) Yazı dilinde milli söz dizimi hâkim olacak

E) Divan edebiyatı şiir biçimlerinden yararlanıla­cak.

1. Tek romanı ve en önemli eseri "Üç İstanbul’da, II. Abdülhamit, II. Meşrutiyet ve Mütareke yıllarının İstanbul’unu anlattı. Gerçekçi kişileri, ayrıntılı tah­lilleri ve bu üç dönemin yaşantısından kesitler sunan bu roman, televizyon dizisine dönüştürüldü ve büyük ilgi topladı.

Bu parçada sözü edilen "Üç İstanbul" adlı ro­man aşağıdaki yazarlardan hangisine aittir?

A) Tarık Buğra

B) Ahmet Hamdi Tanpınar

C) Yakup Kadri Karaosmanoğlu

D) Mithat Cemal Kuntay

E) Abdülhak Şinasi Hisar

CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI

1. Aşağıdakilerden hangisi Milli Edebiyat akımı­nın özellikleri arasında değildir?
A) Arapça ve Farsça dilbilgisi kuralları kullanıl­mamıştır.
B) Yalın ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır.
C) Sadece aşk ve ayrılık acısı gibi bireysel konu­lar işlenmiştir.
D) Öykü ve roman tekniği çok gelişmiştir.
E) Şiirde hece ölçüsü kullanılmıştır.

1980-2000 Şiiri ve Şiirle Yeniden Yüzleşme-Bağımsız Bireyci Söylem

1980'e kadar şiiri ideolojik manada algılayan şair, ihtilalle birlikte bir iç hesaplaşmaya girer. Bu hesaplaşmanın sonunda ideolojik anlamdaki şiir anlayışında da bir çözülme görülür. Bu, şartların zorladığı bir geri çekilme değildir. Şairin ve şiirin olması gereken yerdir. 1950'den beri-biz fark etmesek de- Marksizm, kapitalizm karşısındaki üstünlüğü ve söylem gücünü yitirir. Bu nedenle ideolojik doygunluk ve bıkkınlık sanatın prensiplerini ön plana çıkarır. Güzel şiir yazmanın hesabı yapılır. Metin Cengiz'in şiirdeki bu mevzi değişikliğiyle ilgili tespitleri önemlidir: "Yalnızca şiirin öne çıkarıldığı şairin hayatının, adı etrafında yarattığı halenin arka planda kaldığı ve şair nasıl bir kimliğe sahip olursa olsun, aslolan üründür, anlayışının şimdiki kadar hiçbir zaman ön plana alınmadığı bir şiir anlayışıdır. (Cengiz 2002:140) Düşünsel ve duyumsal birikimlerin sanatın üst diliyle anlatımı ön plana çıkar. İdeolojisine güvenerek şair olmaya çalışanlar, şiirle yüzleşmekten çekindikleri 1980'den sonra meydanı boşaltırlar. Pervasız atılmalar, yerini şiirin normları; ideolojik sağaltım ise yerini sözün gücüne bırakır. İnsani duyarlık ve evrensel tecrübeler şiirin gözde değerleri olur. Hasan Bülent Kahraman'ın tabiriyle: "Daha içe dönük, daha durağan, daha dinlendirilmiş bir edebi­yat anlayışıdır öne çıkan." (Kahraman 2002:303)