REKLAM

Türkçülük diğer akımlara oranla daha geç ortaya çıkmasına karşılık Milli Mücadele'nin başarıya ulaştırılması ve Cumhuriyetin örgütlenmesinde rol oynayan en önemli akımdır.

 

Yusuf Akçura, Türkçülük akımının başlangıcını, Mustafa Celaleddin Paşa'nın 1869'da Sultan Ab-dülaziz'e sunduğu bir kitaba kadar geri götürmektedir. Fakat, ilk defa sosyolojik bir metotla, eksik, çe­kingen ve dağınık fikirlerin toplanması ve bir sistem haline getirilmesi II. Meşrutiyet döneminde sağ­lanmıştır. Kasım 1908'de Rusya'dan kaçarak istanbul'a gelen bazı Türkçülerin kurdukları "Türk Derne­ği" bu akımın beşiği olmuştur. Türk Demeği'nin kendi kendisini kapatmasından sonra Türkçüler bu kez Ağustos 1911'de kurulan "Türk Yurdu Cemiyef'inde toplanmaya başladılar. Fakat Türkçülüğün asıl örgütlenmesi bu derneğin de kendisini feshederek Asker" Tıbbiyelerin öncülüğünde 3 Temmuz 1911'de kurulan "Türk Ocağı" derneğinde gerçekleşti. Derneğin resmi kurucuları şair Mehmet Emin (Yurdakul), Ağaoğlu Ahmet ve Dr. Fuat Sabit (veznedar) Beylerdir. Balkan Harbi'nden sonra seçilen yönetim kurulunda Hamdullah Suphi Tanrıöver (Reis), Akçuraoğlu Yusuf (İkinci Reis), Halis Turgut, Hüseyin Ragıp, Dr. Akil Muhtar (Özden) ve Dr. Hüseyin Ertuğrul Beylerden oluşmaktadır.

İslamiyet, Osmanlı imparatorluğu'nun kuruluşundan başlamak üzere belirleyici bir etkiye sahip olmuştur. Fakat "İslamcılık" adıyla ortaya çıkan düşünce akımının amacı ve işlevi çok farklıdır.

Bir düşünce akımı kimliğiyle İslamcılığın tam olarak ne zaman başladığını söylemek mümkün de­ğildir. İslamcılık, yoğun olarak II. Abdülhamid döneminde kendisi ve rakipleri tarafından tartışılmaya başlandı. II. Abdülhamid, İslamcılık politikasıyla hem Balkanlardaki "Panislavizm"i etkisiz duruma sok­mak, hem de içeride siyasal rakiplerinin halk içindeki gücünü kırmak istiyordu. Fakat, zaman zaman aynı silah kendisine karşı da kullanıldı.

Tanzimat'tan sonra devleti kurtarmak ve modernleştirmek yolunda ortaya çıkan fikir akımlarından biri de Garpçılıktır. Fikrin kökenini ıslahat faaliyetlerinin başlangıcı İle bütünleştirmek mümkündür. Bu yüz­den, I. Meşrutiyet'e gelinceye kadar Batılaşma hareketinin önderleri, ya padişahların bizzat kendileri ya da onların desteklediği devlet adamlarıdır. Durum böyle olunca, hareketin kapsamı Gülhane Hatt-ı Hümayunu gibi hükümdarla tebaa arasındaki münasebetlerin yeni hukuk esaslarına göre ayarlanma­sından ibaret kaldı. Bunun en önemli sebebi de Osmanlılar ve Avrupalıların karşılıklı siyasî ve sosyal münasebetlerinde, inanç ve kültür farklılığının mevcudiyeti ve Osmanlı Müslüman toplumunun kene­sini kültürel bakımdan Avrupalılardan üstün saymasıydı.

Osmanlıcılık, Osmanlı imparatorluğu içindeki tüm etnik grupların üzerinde bir "Osmanlılık" duy­gusunu ve bu duyguya paralel olarak bir "Osmanlı Milletini" ortaya çıkararak Osmanlı Devleti'nin men­faatleri doğrultusunda gayret sarf etmelerini sağlamaya yönelik bir düşünce akımıdır. Bu düşüncenin savunulmaya başlandığı Tanzimat döneminde, imparatorluk içindeki değişik etnik grupların Batı dev­letlerinin desteğini alarak bağımsızlığa yöneldikleri göz önüne alınırsa; Osmanlıcılık fikrini ileri süren devlet adamlarının bu yolla iç çekişmeleri yavaşlatmak ve dış baskıları da hafifletmeye çalıştıkları gö­rülecektir.

 


Batıcılık

Osmanlıcılık

İslamcılık

Türkçülük

Ortaya

Çıkış

Sebepleri

Batı'nın her alan­da Osmanlı'nın önüne geçmesi, Osmanlı Devleti'nin tek kuruluş yolunun bu yüzyı­lın fikir ve ihtiyaç­larına uygun medenî bir devlet ve millet halini alması gerektiği düşüncesi.

Tanzimat döneminde, İmparatorluk içindeki değişik etnik grupların Batı devletlerinin desteğini alarak bağımsız olma düşüncesinin ortaya çıkması.

II. Abdülhamid'in, hem Balkanlardaki "Panislavizm"i etkisiz duruma sokmak, Müs­lüman toplulukların devletten ayrılmalarını engelleme düşüncesi hem de içeride siyasal rakiplerinin halk içindeki gücünü kırmak istemesi

Özellikle Balkan Sa-vaşı'ndan sonra Os­manlıcılık akımının başarısız olması, boşluğu dolduracak milleti bir arada tuta­cak yeni ve farklı bir ideolojiye ihtiyaç duyulması

 

 

 

 

 

Amacı

Türk toplumuna Batıda gelişen düşünce, yönetim biçimi, yaşama tarzını uygulaya­rak ülkenin ge­lişmesini, kalkın­masını sağlamak

Osmanlı İmparatorluğu içindeki tüm etnik grup­ların üzerinde bir "Osmanlılık" duygusunu ve bu duyguya paralel olarak bir "Osmanlı Milletini" ortaya çıkara­rak Osmanlı Devleti'nin menfaatleri doğrultu­sunda gayret sarf etme­lerini sağlamak

İslâmın ilk dönemindeki değerleri XX. yy. başla­rına taşıyarak Türk toplumunu içinde bu­lunduğu bunalımdan kurtarmak

Osmanlı bayrağı altında bilinçsiz bir şekilde yaşayan Türkleri Millî bir duy­gu ile bilinçlendirmek, milliyetini idrak ettir­mek. Türk milletini İslam

beynelmilliyetine kuvvetli bir unsur olarak yeniden sok­mak.

Temel Düşün­cesi

İdari ve askeri alanda Avru­pa'nın seviyesine ancak Avrupalıla­rın gittiği yol izle­nerek varılabilir.

Osmanlılık düşüncesi geçmişteki gibi uygu­landığında tekrar başa­rılı olabilir.

İslam, tüm ilerlemelerin anahtarıdır. Kuralları doğru uygulanırsa ge­lişmiş milletlerin seviye­sine ulaşılabilir.

Türklük, milleti ayak­ta tutabilecek tek güçtür.

Akımın temsilcilerieri

Abdullah Cevdet

Tevfik Fikret

Celal Nuri

Jön Türkler

Namık Kemal, Ziya Paşa, Ali Suavi

Mehmet Akif, Said Ha­lim Paşa

Ziya Gökalp, Mehmet Emin, Yusuf Akçura, Enver Paşa, Nihal Atsız