REKLAM

Romanın özeti

 

Ahmet Mithat Efendi vapurda Fransızca konuşan ikisi genç, biri yaşlı üç Ermeni kadın görür. Vapurdan indikten sonra ka­dınları, Beyoğlu'ndaki evlerine kadar takip eder. Görüşme talebinde bulunur ve onların romanını yazmak istediğini söyler. Kadınlardan biri bu talebi kabul eder ve yazacağı ro­mana, arkadaşı Agavni ile birlikte yardımcı olacağını söyler. Yazar ilk olarak Agavni'nin hikâyesini dinler. Hikâyede adı sıkça geçen Efendi Refet'le görüşmek ister. Refet, Seyyit Mehmet Numan Efendi isimli bir tüccarın yanında çalışmak­tadır. Yazar Refet'le görüşür. Bu genç, Agavni'nin hikâyesin­de eksik olan tarafları tamamlar. Yazar, hikâyeyi okumak üzere, Siranuş'a gider. Agavni de oradadır. Hikâyeyi bir ke­re de Agavni'den dinler. Daha sonra dinlediklerini roman ha­line getirerek iki genç kıza okumaya başlar. Onların yardımıyla hikâyeyi tashih eder, eklemeler yapar. Romanda Agavni, Siranuş, Refet, Seyit Mehmet Numan, Antuvan Kolaryo, Novart, Karnik, Maryam, Takuhi ve Feride'nin hikâyeleri anlatılır. Bu kişilerden kimileri iyi kimileri kötüdür. İyi - kötü çatışması romanda canlı tutulur.

Romandan bir bölüm

 

Şu kısa bölümü yazmaktaki amacım, okuyucularımızın dü­şünce ve hayallerini Şirketi Hayriye vapurlarının içine yerleş­tirip, ilerideki plânlarımızı akla yatkın güzellikte bulmalarına hazırlamaktır. Bu amaç gerçekleşmiştir diyelim de, bir gün Şirketi Hayriye vapurunun yan kamarasında karşılaştığımız bir!... Hayır bir değil, üç kadını ve bu kadınlardan duyduğu­muz ve gördüğümüz şeyleri okuyucularımıza aktaralım.

Beykoz'dan biz vapura binmiştik. Bu bayanları da yan kama­rasına girdiğimizde orada bulmuştuk. Bu durumda Tarabya veya Büyükdere'den binmişler. Bunların ikisi genç, birisi ihti­yardı.

Belli ki, Şirketi Hayriye'nin büyük yan kamaraları birbirine ek­li, dik açılı üçgen şeklindedir ki, açının karşı tarafı yay gibidir. Bayanlar bu yay tarafındaki tahta sedir üzerinde oturuyorlar­dı. Üçgenin uzun kenarı ile kısa kenarının arasındaki dik kö­şe boştu. Biz de gidip doğruca o köşeye oturduk.

Taze kadınlar çok çağdaş giyinmiş oldukları için, çağdaşlık tarzıyla kendilerini tanımadığımız hâlde bile bir baş işaretiyle selâmlaşmak gerekliyse de, yanlarındaki ihtiyar kadın gayet geniş bir siyah yünlü kumaştan fistan giyip, başına da bir si­yah başörtü bağlamış olduğundan, yabancı olmadıkları anla­şıldığı için bu selâma da gerek görülmemişti.

Bizim oraya oturmamız bayanları tedirgin etti, ürküttü. Bunlar birkaç söz fısıldadıktan sonra, ihtiyar kadın bir Ermeni ağzıy­la bize:

Efendi! Burası bayanlara ait mercili değil midir? diye söyle­mesin mi? Bize aniden bir ürküntü geldi. Kadın ise konuşma­sını doğrulamak için:

- Kapının üstünde Osmanlı yazısıyla yazılmış, yağmur altında kaldığı için yazıları iyice bozulmuşsa da "Rezerve Harem" ya­zıldığı okunabilmektedir ki, Fransızca olarak bu yazının çevi­risi "Bayanlara ayrılmıştır" demektir, dedi.

Bayanlardan birisi sarışın, diğeri esmer... İkisi de hakikaten bambaşka güzeldiler. Esmer olanı yeteri kadar ihyan, geniş omuzlu, kalın pazılı. Fakat yaş olarak yirmi yaşlarında genç bir kadındı. Gözleri normal ölçülerden oldukça iri olmasalar da, siyah üzüm gibi koyu kara olan siyah kısımları bütün göz evini kapladığından beyazına yer kalmamıştı. Ama gözlerin böyle normal ölçülerin dışında görülecek derecelerde büyük olmasını eksiklik sayamazsınız ya? "Ahu gözlüye benzemiyor. Siyahı akına yer bırakmamış." derseniz, güzelin ne oldu­ğunu bilmediğinize kanaat ederiz. Gözlerin böyle normal öl­çülerinden büyük olmasının, nasıl canlar yakar ağırbaşlı bir güzellik ortaya çıkardıklarını takdir edebilmeniz için o gözleri görmeniz gerekliydi.

 

Ahmet Mithat Efendi

 

Ahmet Mithat'ın "Müşahedât" adlı romanı 1890-1891 yıllarında Tercüman-ı Hakikatle tefrika edilmiş, sonra kitap hâlinde basıl­mıştır. Ahmet Mithat Efendi, tezli bir roman olarak kaleme aldı­ğı Müşahedât'ta çok ayrı bir roman tekniğini; hatta Batı roma­nında bile denenmemiş bir anlatım tarzını denemiştir. Ro­mancı, olayları sadece birinci şahıs ağzıyla ifade etmekle kal­maz, bizzat kendisine, yazar ve gazeteci Ahmet Mithat Efendi olarak romanın kahramanları arasında yer verir. Avrupa roma­nından çok daha önce Ahmet Mithat Efendi'nin Müşahedât'ta kullandığı, ancak daha sonra romanımızda denenip geliştiril­memiş olan bu teknik, Tanzimat romanı için şaşırtıcı bir yenilik­tir denilebilir.

 

Günlük yaşamın içinden seçtiği bir olayın peşinden giderek, bu olaydan nasıl bir roman meydana geldiğini okuyucuya göste­rir. Müşahedât, masa başında yazılmış bir roman değildir. Ro­man, seçilen kahramanların hatıraları ve yazarın gördüklerinin bir araya getirilmesiyle, okuyucunun gözleri önünde yavaş ya­vaş meydana gelir.

 

Romanın tekniğinin en önemli taraflarından birisi de kahraman­ların anlattığı hatıraların yazarın kalemiyle hikâye hâline gelme­lerinden sonra bizzat kahramanları tarafından tashih edilmele­ridir. Romandaki herkes kendilerine ve yakınlarına ait bölümle­ri kontrol eder ve olayların gerçekle uygunluğu açısından hikâyeye son şeklini verir. Bu yönüyle yaşanmış olayların anla­tıldığı roman, gerçek yaşamla örtüşmektedir. Romanda yaşam öyküleri anlatılan kişiler (Siranuş, Agavni, Refet...) o dönemde yaşamış, günlük yaşamın içinden kişilerdir ve yazar bizzat bu kişilerle tanışmıştır.

 

Yukarıdaki metinde Şirketi Hayriye (şehir hatları) vapurlarında yazarla roman kahramanlarının ilk karşılaşmaları anlatılıyor. Bu metinde dikkati çeken bir nokta da vapurda kadın ve erkek bö­lümlerinin ayrı olmasıdır. Günümüzde böyle bir uygulama yok­tur.

 

Roman, tema ve kurgu olarak natüralist karakter göstermek­tedir. Ahmet Mithat'ın bu romanı yazmaktaki asıl amacı da na­türalist romana bir örnek vermektir. Bunu eserin önsözünde açıklamıştır. Yazar, romandan alınan yukarıdaki metinde roman kahramanı kadınları betimlerken natüralist akımının anlayışı doğrultusunda bir bilim adamı titizliğiyle gerçekçi portreler çiz­miştir: "Esmer olanı yeteri kadar iriyarı, geniş omuzlu, kalın pazılı. Fakat yaş olarak yirmi yaşlarında genç bir kadındı. Gözleri normal ölçülerden oldukça iri olmasalar da, siyah üzüm gibi koyu kara olan siyah kısımları bütün göz evini kapladığından beyazına yer kalmamıştı."

 

Romandaki anlatıcı, roman kahramanlarından biri olan Ahmet Mithat Efendi ve roman kahramanlarıdır. Dolayısıyla roman, kahraman bakış açısı ile yazılmıştır.

Ahmet Mithat gerçekleri iyi ve kötüleri birlikte anlatma yanlısı olduğu için romanda kötülerin (Novart) ve iyilerin (Siranuş) ya­şamlarını anlatmıştır. Dolayısıyla romandaki bazı kişilere kötü, bazı kişilere ise iyi işlevi yüklemiştir.

Genel anlamda edebiyatı halkı aydınlatmakta bir araç olarak gören Ahmet Mithat, bu anlayış doğrultusunda romanlarında halkın anlayacağı bir dil kullanmıştır. Çengi'de "Malumdur ki, bir hikâye yalnız seçkinler için yazılmaz, halk için de yazı­lır." diyerek eserlerini halkı da düşünerek kaleme aldığını açık­ça söyler. Halk için yazılan bir metnin de dili sade olmalıdır.

 

Roman kahramanları Ahmet Mithat'a yaşadıklarını anlattığı için olaylar daha çok aile çevresinde geçmektedir. Aile içi ilişkiler, aşklar, ailelerin dağılışı, ailelerin birbiriyle olan ilişkileri romanın olay akışında önemli bir yer tutmaktadır.

 

Müşahedât, Ahmet Mithat'ın olayların akışını keserek bilgi ver­memesi, kahramanların ve olayların gerçek olması ile yazarın diğer romanlarından ayrılır. Ahmet Mithat Efendi, kendisini ro­man kahramanlarından birisi olarak eserine almasıyla ve roma­nın yazılma işine roman kahramanlarını da katmasıyla roman tekniğinde önemli bir yenilik yapmıştır. Ahmet Mithat Efendi'nin Müşahedât'la getirdiği asıl ve önemli yenilik, romanın yazılışını, romanın konusu haline getirmesidir.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile