REKLAM

Küçük Ağa

İstanbul'da Fatih medresesinin gözde talebelerinden Mehme Raşit Efendi, 1919'da, halkın pa dişaha bağlılığını güçlendirme! için istanbul hükümeti tarafındar Akşehir'e gönderilir. Mehme Raşit Efendi orada istanbullı Hoca diye tanınır kasabanın gü zel kızı Emine ile evlenir. Bu sı ralarda Akşehir, Yunanların Ana dolu içlerine doğru ilerlediği haberleriyle huzursuzdur. İstanbullu Hoca verdiği vaazlarda hilafetten yana tavrını sürdürerek halkı buna inandırır. Anadolu'nun nerdeyse tamamı Kuvayı Milliye'ye katıldığı halde içlerinde Akşehir'in de olduğu birkaç yer birer çıbanbaşı olarak istanbul'a bağlı kalmakta direnir. Kuvayı Milliye'ye zarar verdiği için istanbullu Hoca için Ankara'dan vur emri çıkar. Bunun üzerine Hoca Çakırsaraylı çetesine sığınır. Onların yanında bir ay kalır ve yeni bir kişiliğe bürünerek iyi bir binici, keskin bir nişancı, yiğit bir savaşçı olur. Küçük Ağa adıyla tanınmaya başlar. Kuvayı Milliyeciler onu bir türlü yakalayamaz. İstanbullu Hoca'yı yani Küçük Ağa'yı yakalama görevi sonunda Çolak Salih'e verilir. Çolak Salih, Küçük Ağa'yı bulur ve konuşmalarıyla Küçük Ağa'yı Kuvayı Milliye'nin davasında haklı olduğuna inandırır. Böylece Küçük Ağa, Kuvayı Milliye saflarına geçer ve Kuvayı Milliye için mücadele eder. Roman Küçük Ağa'nın bir çatışmada kolundan yaralanmasıyla sona erer.

KİTABIN ADI :YAĞMUR BEKLERKEN

1.KİTABIN KONUSU
2. KİTABIN ÖZETİ
3. KİTABIN ANA FİKRİ
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER
6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ









HAZIRLAYANIN
İMZASI :
ADI VE SOYADI : ERSİN YILMAZ
APOLET NUMARASI : 6015
KISMI : 19-A
TARİH : 22.04.2002




ESER İNCELEME SONUÇ RAPORU

KİTABIN ADI :Yağmur Beklerken

KİTABIN YAZARI :Tarık Buğra

YAYIN EVİ VE ADRESİ :Ötüken Neşriyat A.Ş. Klodfarer Cad. 40/7 Divanyolu/ İstanbul

BASIM YILI :1987

KİTABIN KONUSU :Çok partili döneme geçişin halk üzerindeki etkileri.

KİTABIN ÖZETİ :
Cumhuriyet Halk Fırkası döneminde şirin bir Anadolu kasabasında halkın yararlanabileceği güzel bir park açılışı yapılır. Bu açılışla kasabalıların halk fırkasına olan güven ve sevgileri perçinleşir. Avukat Rahmi Bey kasabada büyümüş, küçük yaşta annesini ve babasını kaybedince hayatının sonraki dönemini amcası ve onun ailesiyle geçirmiş birisidir. Eşi ve iki çocuğuyla şirin kasabada sade ve huzurlu bir hayat sürmektedirler. Rahmi Beyin amcası Rıza Efendi kasabanın sevilen ve sayılan bir simasıdır. Bu güzel geçen günlere gölge düşürecek, bu mutlu insanların arasına kırgınlıklar sokacak bir gelişme olur. Gazi Paşa’ nın bizzat kendi isteğiyle kurulacak olan yeni bir siyasi partiden bahsedilmeye başlanır. Bu söylentiler yanında kasabadan partiye kimlerin olumlu bakıp katılacağı merakla gözlenmektedir. Kasabanın sevilen adamı avukat Rahmi’ ye teklif gelir. Bu teklifi kabul eden fakat kabul etmekle de birçok yakınını karşısına alan Rahmi’ zor günler beklemektedir. Aile yaşantısı ve hayat düzeni altüst olan Rahmi’nin bir de uğraşmak zorunda kaldığı kasaba halkı vardır. Başarısızlıkla sonuçlanan bu çok partili hayata geçiş denemesinin bu şirin Anadolu kasabasına getirdiği huzursuzluktan başka bir şey olmamıştır. Sonunda Ankara’da tanınan ve sevilen Rahmi’ ye vekillik teklif edilmiş ve hayatları zor da olsa eski günlerdeki gibi huzura kavuşmuştur.

KİTABIN ANA FİKRİ : Şahsi menfaatleri toplum menfaatlerinden ileride tutmamak gerekir.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Rahmi Bey: kasabalının sevdiği, mütevazi bir hayatı olan bir avukat. Huzurlu ailesini eşine ve de iki çocuğuna borçludur. Hep iyi düşündüğü için herkes tarafından sevilir.
Rıza Bey: Babası ve annesini kaybeden Rahmi Bey’ in amcası olarak onun küçüklükten beri en büyük yardımcısı olmuştur. Kasabada saygı duyulan ve de sevilen bir simadır.
Kenan Bey: Rahmi’nin meslektaşı diğer bir anlamda da avukatlığı öğrendiği kişidir. Kasaba saygın bir yeri vardır.
Yazar bu karakterler ve de kasabalı halkıyla çok partili döneme geçişte yaşananları yeri geldiğinde yöresel bir dille etkili bir şekilde anlatmış.

YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:
HAYATI
• 2 Eylül 1918’de Akşehir’de doğdu.
• İlk ve orta öğrenimini Akşehir’de, lise öğrenimini ise İstanbul ve Konya’da tamamladı(1936).
• İ.Ü. Tıp Fakültesi’nde iki, Ankara Hukuk Fakültesi’nde dört yıl okudu.
• Akşehir’de Nasreddin Hoca gazetesini çıkararak gazeteciliğe başladı (1947)
• 1947-1950 yılları arasında İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne devam etti. ancak 1951’de ayrıldı.
• İstanbul gazetelerinden Milliyet (1952-56), Yeni İstanbul, Haber ve Haftalık Yol (ilk sayı: 14 aralık 1968) gazetelerinde fıkra yazarlığı, arada yazı işleri müdürlüğü yaptı; şimdi Tercüman gazetesi fıkra yazarlarından (8 haziran 1969 ) Oğlumuz adlı hikayesinin Cumhuriyet gazetesi hikaye yarışmasında (1948) ikincilik kazanması ve gene o sene Çınaraltı dergisinde yayımlanan ilk hikayeleriyle dikkati çekti; bir süre hikaye yazdı; sonra romana geçti
• 1961’de futbol milli takımı ile Norveç, Almanya ve Moskova’ya gitti. Dönüşte intibalarını ‘Bir Köyden Bir Başşehre’ ve ‘Garingrad-Moskova Notları’ adlı röportajlarıyla belirtti.
• Tanınmış yazarlarımızın (Mehmet Kaplan, Behçet Necatigil, Fazıl Hüsnü, Naim Tiralı, Mehmet Çınarlı, Yusuf Ziya Ortaç) hemen hepsi ile yakın ilgisi olmuştur.
• Sanat sanat içindir prensibini benimser. insana , çevreye ve topluma gözlemci bir gözle değil, sanatçı bir gözle bakılması gerektiğini savunur.
• Roman, hikaye ve piyeslerinin dışında edebiyatla ilgisi, tenkitler, bilhassa tiyatro tenkitleri, denemeler şeklinde olmuştur.
• ‘Şiir eskimediği için vardır’ diyen Buğra yeni şiir anlayışına karşıdır.
• 1994 yılında İstanbul'da öldü.

ESERLERİ
• HİKAYE KİTAPLARI;
Oğlumuz (1949)
Yarın Diye Bir Şey Yoktur (1952)
İki Uyku Arasında (1954)
Hikayeler (1969)
• ROMANLARI;
Siyah Kehribar (1955)
Küçük Ağa (1964)
Küçük Ağa Ankara’da (1966)
İbiş’ in Rüyası (1970)
Firavun İmanı (1975)
Dönemeçte (1978)
Gençliğim Eyvah (1979)
Yağmur Beklerken (1981)
Yalnızlar (1981)
Osmancık (1983)
Dünyanın En Pis Sokağı (1989)
• FIKRALARINDAN SEÇMELER;
Gençlik Türküsü (1964)
• DİL VE EDEBİYAT ÜZERİNE;
Düşman Kazanmak Sanatı (1979)
• DENEMELER;
Bu Çağın Adı (1990)
• GEZİ;
Gagaringrad (1962)
• OYUNLARI;
Ayakta Durmak İstiyorum (1966)
Dört Yumruk, Yüzlerce Çiçek Birden Açtı
Üç Oyun (Ayakta Durmak İstiyorum, Akümülatörlü Radyo, Yüzlerce Çiçek Birden Açtı 1981)



KİTABIN   ADI                            :ÇANKAYA

KİTABIN   YAZARI                     :FALİH    RIFKI   ATAY

KİTABIN    KONUSU                  :Atatürk'ün doğumundan ölümüne kadar olan hayatı,harp zamanında düşmana ve Cumhuriyet zamanında yaptığı inkilaplarla gericilere karşı verdiği savaşı anlatmaktadır.



KİTABIN    ÖZETİ : Atatürk, 1881 yılında ahşap bir evde doğmuştur.Annesi Zübeyde Hanım,babası ise öce gümrük muhafaza memurluğu sonra kerestecilik yapan Ali Rıza Efendidir.Naciye isimli bir kızkardeşi vardır fakat Naciye çocukken vefat etmiştir.Babasıda 1887 yılında vefat etmiştir.


Firavun İmanı'nda Tarık Buğra, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet'in kuruluşu sorunsalını bu kez Sakarya Savaşı arefesi ve hemen ertesi dönem bağlamında romanlaştırıyor. Kahramanları yine 'sıradan' halk veya dönemin ikinci, üçüncü plandaki kişilerin temsil eden tipler. Roman Mustafa Kemal'in tartışılmaz liderliği etrafında şekillenen Cumhuriyet'in kurucu kadrosu ve onun iradesine karşı, bizzat Kuvayi Milliye hareketi içinden şekillenmekte olan milli-muhafazakar hoşnutsuzluk, tepki ve muhalefetin şekillenişini konu alıyor. Bu tepki ve muhalefetin sonraki yıllarda Mustafa Kemal'i ve onun 'devrimlerini' doğrudan karşısına almak yerine bunu bir anti-komünizm edebiyatı içine yerleştirilmiş imalarla ifade eden bir politik söylem tutturduğu bilinir. Bu bakımdan Firavun İmanı'nda milli-muhafazakar tepki ve muhalefetin 1920'lerin Sovyetçi ve komünist sıfatla tiplerine yönelik ve onların üzerinden ifade ediliyor olması, Cumhuriyet'in daha sonraki yıllarını haber veriyor.

Romanın Adı: DUDAKTAN KALBE
Yazarı : REŞAT NURİ GÜNTEKİN

Saip Paşa, İzmir’in tanıdığı, sevdiği bir kimsedir. Zaman zamanda Belediye Başkanlığına seçilir. Bir yeğeni vardır: Hüseyin Kenan. Dayısının zoruyla mühendis çıkmıştır. Çocukluğunu Bozkaya bağlarında geçiren Hüseyin Kenan, annesinin dükkanını satıp Avrupa’ya gittikten sonra, müzikteki kabiliyetini önce Batı dünyasına , sonra, buradaki Batı hayranlarına kabul ettirmiştir. « Şark leyliyyeleri» diye çevrilen «nocturnes orientales» tarzındaki parçalarıyla şöhret yapmıştır. Güzel keman çalar. Dayısının ısrarlarına dayanamayarak birkaç ay için, çocukluğunun geçtiği şehre, İzmir’e gelir.