REKLAM

1. 1994-ÖYS

Uzun bir ayrılıktan sonra İstanbul'a geldiğimde, doğup büyüdüğüm şehri tanımakta güçlük çektim. Ahşap evlerin sıralandığı sokaklarıyla sakin mahalleler yok olmuş; yerlerini biçimsiz kagir yapılar almıştı. Kişiliğini kaybetmemiş bir semt bulmak ümidiyle uzun gezintiler yaptım. Bu sırada gördüm ki kaybolan, yalnız o ahşap evler değildi.

Asıl yok olan, camileri, okulları, mezarlıkları, hamamları ve çardaklı kahveleriyle insana huzur ve rahatlık veren tipik İstanbul görünümleriydi.

Bu parçada aşıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) İstanbul'un belirleyici, eski özelliklerinin bütünüyle yitip gittiği

B) Tarihi yapıların geçmişteki değerlerimizi yansıttığı

C) İnsanın, doğup büyüdüğü yerlerden uzakla-şınca oralara yabancılaştığı

D) Ahşap evlerin, İstanbul'un en tipik özelliği olduğu

E) Çeşitli tarihi yapıların, doğal olarak, zamanla yok olduğu



2. 1994 - ÖYS

Kentimizdeki tarihi çeşmelerin son yıllardaki durumu yürekler açışıydı. Birçoğu yok olmuş; ka- lanların muslukları koparılmış, suları kesilmiş ve tekneleri parçalanmıştı. Bunlardan bazıları, ayakkabı tamircilerine dükkân, seyyar fotoğrafçılara stüdyo, sinemalara ilan tahtası hizmeti görmekte idi. Bu arada bir çeşme, etrafı duvarla kapatılarak muhtarlığa çalışma yeri yapılmıştı. Bunlar bende, bu çeşmeler büsbütün kaybolmadan, onların durumunu saptama düşüncesini uyandırdı. İşte elinizdeki kitabı bu düşünceyle yazdım.

Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Eski çeşmelere niçin artık gerek duyulmadığı

B) Kentin zaman içinde ne gibi değişikliklere uğradığı

C) Tarihi yapılara gereken ilginin niçin gösterilmediği

D) Kitapta çeşmelerin hangi açılardan tanıtıldığı

E) Kitabın yazılmasına niçin gereksinim duyulduğu



3. 1994-ÖYS

Bu yazarımız bütün yapıtlarında, bildiği ortamı, tanıdığı insanları anlattı. Bu, birçok yazarımız zaman zaman yaptığı bir şeydir; ama onun için değişmez bir yasadır. Anlattığı kişileri, roman kahramanlarına dönüştürürken yalnızca romanın gerektiği değişiklikleri yapar. Ancak fazla değiştirmenin, onların hayattaki gerçeklerini bozacağına inanır. Yapılacak her eklemenin bir yapıştırmadan öteye geçmeyeceğini bilir.

Bu parçada, sözü edilen sanatçıyla ilgili ola*rak aşıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Aynı konuları farklı bakış açılarıyla işlediği

B) Kişileri tek yönlü olarak çizmeye çalıştığı

C) Kahramanlarını gerçek yaşamdan koparmamaya özen gösterdiği

D) Kendisinin çok usta bir romancı olmadığın düşündüğü

E) Kendisinin de içinde yer aldığı olayları anlattığı



4. 1994-ÖYS

Eski Türk şairleri, yüzyıllarca yalnız sözleri birbiri arkasına dizmeye çalışmış, okura pek bir şey söylememişlerdir. Oysa bugünün şairleri mesajlarıyla okurlarını aydınlatıyor, heyecanlandırıyorlar. Bu sözlerden eskileri küçümsediğim sanılmasın. Onların, büyüklükleriyle, günümüz şairlerine bir temel oluşturduklarını çok iyi biliyorum. Ama yine de onların en güzel şiirlerinde bile yüzeysellik, yavanlık olduğunu, şiirlerinin bugünkülerin yanında anlamsız kaldığını düşünüyorum.

Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Eski şairlerin, şiirlerinde özellikle kendi duygularını yansıtmayı amaçladığı

B) Günümüzde, eskiye göre daha düzeyli şiirler yazıldığı

C) Genç şairlerin, eskilerin yaptıklarını beğen*mediği

D) Günümüz şairlerinin, şiirlerinde değişik konular işlendiği

E) Günümüz şairlerinin, şiirlerinde duygusallıktan kaçındığı



5.1995 - OYS

Bana, okuyucusu az olan, zor anlaşılır kitaplar çekici gelir. Hep bu türden kitapları okumak iste-

rim. Beni bu tutuma yönelten, güçlükleri yenerek kimsenin kolay kolay göremediği yeni bir dünyayı keşfetme duygusu mu, yoksa erişilemeyecek olanı elde etme isteği mi, bilmiyorum. Bildiğim,

kitaplar konusunda zevklerin değişebilir olduğudur. Önemli olan, herkesin kendine göre kitap seçimi yapması, böylece okuduğunu anlaması ve onun tadına varmasıdır.

Bu parçanın bütününde anlatılmak istenene en yakın atasözü, aşağıdakilerden hangisidir?

A) Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.

B) Emek olmadan yemek olmaz.

C) Altının kıymetini sarraf bilir.

D) Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır.

E) Zora dağlar dayanmaz.

6. 1995 – ÖYS

Bizim zamanımızda "ozan" denince "hecenin
beş şairi" diye adlandırılan kişiler aklımıza gelirdi. Bunları, sade bir dille ve hece ölçüsüyle yaz-dıkları için baş tacı ediyorduk. Ote yanda Yahya Kemal'le Ahmet Haşim vardı; ama aruzla yazdıkları için beğensek bile onların peşlerine düşmüyorduk. Roman alanında en tanınmış ve sevilen yazar da Reşat Nuri'ydi. Dudaktan Kalbe ve Akşam Güneşi on yedi, on sekiz yaşındaki biz
gençleri yürekten sarsıyordu. Akşam Güneşi'ne Gün Batarken adlı bir nazire bile yazdığımı hatır-lıyorum. O yılların gençleri olan bizler cep harçlıklarımızı elma şekerine, keten helvasına verecek yerde biriktirip bu kitaplara veriyorduk.

Bu parçanın bütününde yazan neden söz etmektedir?

A) Hecenin beş şairinin şiir özelliklerinden

B) Reşat Nuri'nin bir dönemin gençleri üzerindeki etkisinden

C) Gençlik dönemindeki, edebiyatla ilgili gözlem ve izlenimlerinden

D) Gençlerin, aruzla yazılan şiirlerden çok, heceyle yazılan şiirleri sevmesinden

E) Gençlerin kitap almaya ve okumaya olan aşırı düşkünlüklerinden



7. 1995 - OYS

Lucas'ın, "Roman her şeyi kapsar, çok yönlüdür; öykü ise düz ve dar bir çizgi üzerinde gelişir." gi*bi bir düşüncesi var. Ancak bu düşüncenin, orta*ya konan bütün öykü ve romanlar için geçerli ol*duğunu söyleyemeyiz. Sözgelimi, Hemingvvay'in İhtiyar Balıkçı'sı, Steinbeck'in İnci'si tek bir çizgi, tek bir olay üzerinde ilerler. Bunun yanı sıra kısa ama çok yönlü, çok boyutlu öyküler de vardır.

Bu parçanın bütününde aşağıdakilerden han*gisi anlatılmaktadır?

A) Kimi eserlerin alışılmışın dışında özellikler ta*şımasının onların değerini azaltmadığı

B) Romanın belirleyici özelliklerinin neler olduğu

C) Roman yazmanın öykü yazmaya oranla da*ha güç olduğu

D) Romanda değişik görüşlerin ele alındığı yar*gısının doğru olmadığı

E) Öykü ile romanı birbirinden kesin çizgilerle ayırmanın zorluğu







8. 1995 - ÖYS

Ülkemizde son otuz - kırk yılda eleştiri alanında bir atılım gerçekleştirildi. Eleştirinin bugünkü du*rumunu görenler seviniyor. Sağlıklı düşünen hiç*bir kafa, artık nesnel ve bilimsel eleştirinin varlı*ğını yadsımıyor. Eleştirmenler kişisel beğenileri*ni, öznel yargılarını bir yana bırakıyor; eseri çö*zümlüyor, inceleyip nesnel ölçütlerle onu değer*lendiriyorlar. Bireysel beğeni, ölçüt ve yargılarını, bilimsel bilgilerle yeniden oluşturmanın gereklili*ğine inanıyorlar.

Bu parçada aşağıdakilerden hangisi anlatıl*maktadır?

A) Eleştirimizin değişik dönemlere göre göster*diği gelişim aşamaları

B) Eleştirmen sayısındaki hızlı ve sürekli artış

C) Yapıta yönelik değerlendirme anlayışının ge*lişip yerleşmesi

D) Eleştiri yöntemlerinin sık sık değişmesi

E) Kişisel beğeninin, eleştirmenlerin yaratıcılığını engellemesi



9. 1995 - ÖYS

Çevre duyarlılığı konusunda eğitim küçük yaşlar*da başlıyor. Ailede, okulda, toplum içinde bu du*yarlılık sürekli olarak işleniyor. Aynı duyarlığı ba*sın - yayın organlarında da görüyoruz. Bu yüz*den kamuoyu, çevreyi zedeleyici en küçük bir gi*rişime bile seyirci kalmıyor, hemen yasal tepki gösteriyor. Bu tür tepkiler, çoğu kez olumlu so*nuçlar doğuruyor.

Bu parçada vurgulanmak istenen aşağıdaki*lerden hangisidir?

A) Duyarlığı gelişmiş bir toplumun, olaylara sert tepkiler gösterdiği

B) Çevre kirliliğine karşı bireylere düşen görev*lerin neler olduğu

C) Kamu kuruluşları - yurttaş işbirliğinin olumlu sonuçlar doğurduğu

D) Bilinçlenmiş bir toplumda çevrenin nasıl ko*runduğu

E) Çevre duyarlığı oluşturmada, kitle iletişim araçlarından yararlanmak gerektiği





10. 1995-ÖYS

Bir şiir okudum. Güzel şiirlerini de okuduğum bir şairden. Ama bu şiirini hiç mi hiç beğenmedim. Yaşanmamış bir şiir. Yapay mı yapay. Söyledik*lerini duymamış şair. Bunun için de özentiden öteye geçememiş. Eğer bir şiir gerçekten yaşanmamışsa konusu ne olursa olsun, şair hangi söz*cüğü, hangi imgeyi seçerse seçsin etkili olamaz. İçi boş bir kalıp olmaktan öteye geçemez.

Bu parçanın bütününde, konuşan kişinin be*lirtmek istediği aşağıdakilerden hangisidir?

A) Gerçek şiir, yaşanarak yazılır, okura da bu iz*lenimi verir.

B) Bir şairin başarısı, işlediği konunun gerektir*diği, sözcükleri kullanmasına bağlıdır.

C) Şair, yapaylıktan gerçekleri yansıtarak kurtu*labilir.

D) Şairin başarılı olmasının bir yolu da başkala*rının etkisinde kalmamaktır.

E) Bir şiirin değeri işlenilen duyguyla değil diliyle ölçülür.



11. 1995-ÖYS

Roman, insana gerçeklerin arkasındaki gizleri anlatma olanağı veriyor. İnsan günlük yaşamının

sıkıntıları içinde geriye dönüp baktığında, birçok şeyin zihninden silinip gittiğini görüyor ya da ge-

nel bir dağınıklığın içinde buluyor kendini. Yaşamın belirli bir anını yakalamakta güçlük çekiyor.

Roman bu dağınıklığı derleyip toparlıyor, insanın kaybolmasını engelliyor. Ayrıca insanlar birbirle-

rine karşı açık olamıyorlar. Roman, insanların birbirlerinden gizlemek gereğini duydukları gerçekleri, önce yazarın kendisine sonra da okura iletebiliyor.

Bu parçanın bütününde neden söz edilmektdir?

A) insan zihninin güçsüzlüğünden

B) İnsan ilişkilerinin sınırlılığından

C) Yaşamı anlamanın zorluğundan

D) Romanlarda sırların anlatıldığından

E) Romanların sağladığı yararlardan



12. 1995-ÖYS

Nice kültürlü ya da öyle görünen kişiler vardır ki müzik dinlemeyi, dinlediklerini değerlendirmeyi tam olarak bilmezler. Bunun en somut göstergesi de değerlendirmeyi belirten alkıştır. Alkış, aslında o sanat yapıtını icra eden kişiyedir. Bızde ise alkışlama bir tür kibarlık, değerbilirlik gibi bol keseden dağıtılır sanatçılara. Böyle yapmam başarılı ile başarısızı aynı kefeye koymuş oluna

Doğal olarak alkışın da ayırıcı bir yanı kalmaz.

Bu parçada vurgulanmak istenen nedir?

A) Müzik dinlerken uyulması gereken kuralların neler olduğu

B) Dinlenen bir müzik parçasının nasıl yorumlanacağı

C) Müzikte yanlı değerlendirmeden kaçınmanın gerekliliği

D) Alkışın işlevinin ne olması gerektiği

E) Müziğin hangi gereksinmelerle dinlendiği



13. 1996-ÖYS

Bir romancı, şair gibi değildir. Şairin en güçlü ve verimli çağı gençlik dönemidir. Şair, yaşadıkça hızını kaybeder. Romancı en iyi yazısını yazmak için çok görmek, insan ve toplum hakkındaki görüşlerini genişletmek, okumak ve tekniğini ilerletmek zorundadır. Bunun için de tabii yılların de-neyimi gereklidir. Oysa şair için böyle bir şey söz konusu değildir.

Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Şair ile romancının bakış açılarının birbirinden farklı olduğu

B) Roman yazmanın şiir yazmaktan daha zor olduğu

C) Şair olmak için farklı bir kişiliğe sahip olmak gerektiği

D) Şair ve romancı için yaşın farklı açılardan önem taşıdığı

E) Şiir yazmadan roman yazılamayacağı





14. 1996-ÖYS



Başkalarının yazdıklarına hiç benzemeyen şeyler yazdıklarını iddia edenler, yaşamlarında ilk

kez bir şeyler üretmenin coşkusu içinde, kendi ürünlerine hayran kalırlar. Gülünç sayılacak ku-

surlarını bile birer üstünlük olarak değerlendirirler. Hiç kuşku yok, yaratım biraz da coşku işidir.

Bu coşkuyu anlayışla karşılamak gerekir. Ama bu coşku zamanla benmerkezciliği de aşarak

başkalarını yadsımaya, kendini başkalarından ayrı tutmaya bile varabilir.

Bu parçada aşağıdakilerin hangisinden söz edilmektedir?

A) Yazmaya yeni başlayanların, kendi ürünlerini her şeyin üstünde tutmalarından

B) Genç yazarları yaratıcılığa götüren gücün f yazma isteği olduğundan

C) Genç yazarları uyarma ve eğitmenin gerekliliginden

D) Kişinin kendine duyduğu hayranlığın üretkenligini etkileyeceğinden

E) Herkesten ayrı olma isteğinin getirdiği güçlüklerden



15. 1996-ÖYS

Uzun süredir edebiyat alanında ödül verilen ya*rışmaların kurullarında görev almıyorum. Bunun en önemli nedeni, yarışmaya katılan yapıtların düzeyindeki düşüklükler. Sayıları bazen iki yüze ulaşan yarışmacıların ürünlerini tek tek okumam, yapıtlarla ilgili notlar düşmem akıl işi mi? Ortala*ma düzeyi aşan bir yapıta rastlasam elbette de*ğer bu zahmete. Ne yazık ki yarışmaya gelen ya*pıtların çoğu edebî değer taşımıyor. Anlatımı düzgün, Türkçesi aksamayan her iyi niyetli yurt*taşı yazar saysam, mesleğime duyduğum saygı ne olacak?

Yazar bu sözleriyle aşağıdakilerden hangisini vurgulamaktadır?

A) Kendini öteki yazarlardan üstün gördüğünü

B) Edebiyat ödüllerinin yararına inanmadığını

C) Yarışmaya katılan yapıtların çoğunu yetersiz bulduğunu

D) Sanat değeri düşük yapıtlara ödül verilmesini eleştirdiğini

E) Seçici kurulların çalışma biçiminden yakındığını

16. 1996-ÖYS

Her iki ülkede, şiirin kendine özgü bir rengi, bir kokusu, bir sesi oluyor. Farklı ortamlarda ve ko*şullarda beslenerek oluşan bu özelliklerin kolay*ca birbirine dönüştürülmesi olanağı da yoktur. Çünkü bunlar bağımsızdır, kendilerine özgüdür. Öte yandan, her şeyde olduğu gibi, birçok ülke*nin şiiri arasında da alışverişler olmuştur; ortak yönler, birleşen noktalar vardır. Ancak, bütün bu ortak nokta ve gelişmeleri yalnız böyle alışveriş*lere bağlamak da doğru değildir. Değişik ülkeler*de aynı fiziği, kimyayı bulan zekâlar, aynı şiiri ni*ye bulmasın?

Bu parçanın bütününden aşağıdaki yargıların hangisi çıkarılabilir?

A) Birbirinden en az etkilenen tür şiirdir.

B) Uluslar, kültürel açıdan sürekli olarak birbirle*rini etkilemişlerdir.

C) Ayrı ülkelerde ayrı insanlar benzer özellikleri taşıyan şiirler yazabilirler.

D) Değişik ülkelerin şiirleri arasında ayırıcı bir fark yoktur.

E) İnsan zekâsı sanatta ve bilimde aynı düzeye ulaşmıştır.



17. 1997-ÖYS

Çocukken kulaklarım, şimdiki gibi bir çift kepçe değil, kocaman birer yelkendi. Üstüne üstlük geçirdiğim bir hastalık sonunda kel olmuştum. Bu durum, insanların benimle "aynalı" diye alay etmelerine yol açıyordu. Kimseyle doğru dürüst konuşamıyordum. Bu yüzden sürekli kaçacak yer arıyordum. Sonunda sığınacak yeri bulmuştum. Burası, ortaokulun kütüphanesiydi. Artık fırsat buldukça hep oraya kaçıyordum. Orada yaşamak, çevremdekilerle birlikte olmaktan daha kolaydı. Benim kel olduğumu ne Balzac biliyordu, ne Tolstoy, ne Gide ... Diyebilirim ki çevremdekilerden ve kendimden, okuyarak kaçtığım gibi yazarak da kaçmayı denedim. Kısacası yazıya sığınmış eski bir çocuğum ben.

Bu parçada aşN vurgulanmak istenen, aşağıdakilerden hangisidir?

A) Fiziksel görünümlerinin çocukların ruhsal durumu nasıl etkilediği

B) Kimi kişilerin, fiziksel kusurları alay konusu yaptığı

C) Okul kitaplıklarının kişilere, sıkıntılarını unutturacak en iyi yerler olduğu

D) Okumanın insanları kişisel dertlerinden uzaklaştırdığı

E) Yazarın hangi nedenlerle kitap okumaya ve yazmaya başladığı



18. 1997-ÖYS

Yazar, öykülerinde, kadın - erkek ilişkilerini ve aşkları ön plana çıkarır ve bunları hep yalnızlıklarla noktalar. Bunu yaparken, kimi insan ilişkilerindeki bir çıkmazı da gösterir. Sık sık çizdiği "yalnız adam" tipi, genellikle, insanlar arasında bile yalnızlığa mahkûm olduğunun bilinci içinde ilişkisini sürdürür, sürdürmeye çalışır.

Bu parçada sözü edilen öykülerdeki kahramanların en belirgin niteliği aşağıdakilerden hangisidir?



A) Yalnızlıktan şikâyetçi olma

B) İnsan ilişkilerinde çekingen davranma

C) Her zaman, her yerde kendini tek başına hissetme

D) Kişisel sorunların altında ezilme

E) Kendisini anlayacak dostlar seçememe



19. 1997-ÖYS

Şairlerimizin çoğu ne yazık ki, denemenin, düzyazının şiirden farklı bir mantık gerektirdiğinin farkında değil. Okur, "deli saçmalarını" ve "sayıklamaları" bile şiir kabul edebilir şiir diye yazılmışsa. Ne var ki deneme yazıyorsanız belli bir birikiminizin ve söyleyecek anlamlı bir sözünüzün olması gerekir.

Bu parçada aşıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Deneme yazarlarının belli bir eğitimdenmiş olmaları gerektiği

B) Kimi şairlerin düzyazı mantığıyla şiir yazdığı

C) Şairlerin düzyazıdan kaçındıkları

D) Şiirin konusunun mantık dışı, tutarsız şeyler olduğu

E) Denemelerle içeriğin, doyurucu bir nitelik taşıması gerektiği

20. 1997-ÖYS

Bilim, sanat, kültür alanındaki gelişmeler ta yerleşik yaşam koşulları içinde ortaya çıkmıştır. Elbette konargöçer toplumların da kültürleri vardır; ama bu kültür, yerleşik yaşamın oluşturduğu kültürün çok gerisindedir. Çünkü insanlar kadar kültürler de sosyal olgulardır; ortak değerlerin birikimlerin ürünüdür. Konargöçer toplumlar çevrelerini değiştirmeyi, köklü bir uygarlık yaratmayı, onu işleyip geliştirmeyi pek düşünmezler. Bu nedenle sığ bir alt kültürün çevresinde dolaşıp dururlar, insanlar birey olma sürecini ancak kentsel alanlar içinde tamamlarlar. Bilinçli, özgür, çağdaş yaşama isteklerini, yeteneklerini buralarda geliştirebilirler.

Bu parçada vurgulanmak istenen, aşağıdakilerden hangisidir?

A) Bilim, sanat ve kültür düzeyi toplumdan topluma değişir.

B) Çağdaş insan, ancak yerleşik kültür dua içinde biçimlenir.

C) Konargöçer toplumların da kendilerine ' kültürleri vardır.

D) Kültürün oluşmasını sağlayan etkenler yönlüdür.

E) Yerleşik yaşama geçiş, insanlara daha rahat ve daha düzenli bir yaşam sağlamıştır.



21. 1997-ÖYS

Müzik, resim, mimarlık, sinema gibi güzel sanat*lardan biri olan edebiyatın malzemesi dildir. Bir başka anlatımla edebiyat ürünleri dille yaratılır. Nasıl ki her ses ürününü müzik, her renk ve çiz*gi ürününü resim sayamıyorsak, her dil ürününü de edebiyattan sayamıyoruz. Bir dil ürününün edebiyat niteliği kazanmasının ölçüsü, güzelliktir. Güzellik özle biçimin uyuşmasıdır. Sanatçının bunu sağlaması da seçtiği bir konuyu belirli bir amaç doğrultusunda dengeli bir kurgu, özenli bir biçem ve iyi bir anlatımla işlemesine bağlıdır.

Bu parçada vurgulanmak istenen düşünce aşağıdakilerden hangisidir?

A) Edebiyatın etki gücü öteki sanat dallarına gö*re daha fazladır.

B) Her sanat dalının kendine özgü malzemesi ve yöntemi vardır.

C) Ortaya konan her yapıtın, herkes tarafından beğenilmesi beklenmez.

D) Edebiyat ürünlerinde aranan en önemli öge güzelliktir.

E) Bir edebiyat ürününün güzelliğini belirlemede konu ölçüt olamaz.



22. 1997-ÖYS

Dille ilgili bu gerçeği Türkçeye girmiş kimi yaban*cı sözcüklerde de görebiliriz. Örneğin Arapça kö*kenli mumkin "mümkün"e, Farsça kökenli haste "hasta"ya, İtalyancadan gelme brillante "pırlanta" ya dönüşmüştür.

Bu parçadan aşağıdaki yargıların hangisine varılabilir?

A) Dillerin gelişmesi ve zenginleşmesi, birbirini etkilemesine bağlıdır.

B) Türkçede söz dağarcığı sınırlı olduğu için ya*bancı kökenli sözcüklere başvurulmuştur.

C) Türkçe yabancı kökenli sözcükleri kendi ku*rallarına uydurarak benimsemiştir.

D) Türkçedeki yabancı kökenli sözcüklerin kulla-nımı.Türkçe sözcüklere göre sınırlıdır.

E) Dillerin söz dağarcığı, o dili kullanan toplumun yaşam biçimiyle ilişkilidir.



23. 1998-ÖYS

Bu sanatçımızın şiirlerinin gelenekle beslendiğini söyleyebilirim. Doğaldır ki her şiirde, her sanat yapıtında, az ya da çok, geleneğin payı vardır. Ne var ki bu şiirlerde gelenek, biraz daha belirgin biçimde, biraz daha bilerek, isteyerek kullanıl*mıştır. Sanki sözcükler daha güzel, daha işlev*seldir. Ancak bu, gelenekle kan bağı korunarak yapılmıştır. Gelenek sözcüğünün içinde, başta divan edebiyatı, sonra az da olsa halk edebiyatı, özellikle de Cumhuriyet'ten bu yana Türk şiirinin geçirdiği çeşitli serüvenler, deneyimler vardır.

Bu parçada sözü edilen sanatçının şiirleriyle ilgili olarak aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?

A) Geçmişteki şiirsel deneyimlerden yararlanıla*rak oluşturulmuştur.

B) Bireyselliğe aşırı ölçüde önem verilmiştir.

C) Konular değişik alanlardan seçilmiştir.

D) Okurları etkileyecek bir dil kullanılmıştır.

E) Biçimle özün birbirini bütünlemesine özen gösterilmiştir.



24. 1998-ÖYS

Uzmanlarca yapılan bir açıklamada, çağdaş eği*timin temelinde, insana saygının bulunduğu bildi*rildi. Bu nedenle bireylerin kendilerini en iyi bi*çimde geliştirebilmeleri için, meslek rehberliğine ağırlık verilmesi gerektiği açıklandı. Bireyleri, "bilgi hamalı" yapmayacak, onlara, işlevsel bilgi*yi ve sorun çözme yöntemlerini öğretecek yeni sistemler oluşturmanın zorunlu olduğu belirtildi.

Bu parçaya göre, çağdaş eğitimin asıl amacı aşağıdakilerden hangisidir?

A) Yetenekli kişilere eğitim olanağı sağlama

B) Mesleklerin tanıtımına öncelik verme

C) Kişiyi, işe yarayacak bilgilerle ve bunları kul*lanma becerisiyle donatma

D) Toplumsal yaşamda, insan ilişkilerini saygıya dayalı bir temele oturtma

E) Bireye, alabileceğinden fazla bilgi yüklemekten kaçınma



25. 1998 - ÖYS

Amacım, bu kentte yazar ya da aydın kimliğimi geriye çekerek halktan kişilerle birlikte olmaktı. Çünkü ben, yazar ya da aydınların halktan kopuk yaşadıkları, dahası buna özen bile gösterdikleri kanısındayım. Bu sözlerim belki ağır kaçacak; ama yine de söylemeden edemeyeceğim: Her*hangi bir konuda bilgisi, hüneri olan kişilerin ilk işleri, kendilerini halkın dışına atmak oluyor. Bir yandan halkın yaşayışına, beğenisine sırt çeviri*yor; bir yandan da bilgi ya da hünerlerini halka pazarlamak istiyorlar.

Bu parçada aydın ya da yazarlarla ilgili olarak vurgulanmak istenen, aşağıdakilerden hangi*sidir?

A) Güncel olmayan düşünceleri halka aktardıkları

B) Halkla bütünleşmekten kaçındıkları

C) Halkın yaşamını geliştirmeye ve değiştirme*ye çalıştıkları

D) Halkın tepkilerini yanlış değerlendirdikleri

E) Halkın yaşama biçiminden etkilenme korkusu içinde oldukları



26. 1998-ÖYS

Şiir benim için bir buluşma. Şairle okurun buluş*ması.Seslerin çarpışmasından, uçuşan sözcük*lerden, birbiri ardına fışkıran anlam ve izlenimler*den örülü bir buluşma. Okurken şiir bir kez daha üretiliyor. Şairin hiç düşünmediği, hedeflemediği çağrışımlar, yaşam dilimcikleri gelip yerleşiyor şi*ire. Her okur, şiire ayrı bir zenginlik katıyor. Böy*lece şiir, şairin belki de hiç tasarlamadığı tazelik*lere ulaşmış oluyor.

Bu parçadan, aşağıdaki yargıların hangisine ulaşılabilir?

A) Okurlar, kendilerine yeni duygular aşılayan şiirleri severler.

B) Okurların tepkileri şairler için yol gösterici olur.

C) Her şair, şiirlerinin okunup beğenilmesini ister.

D) Şiir, okundukça duygu ve anlam yönünden yeni boyutlar kazanır.

E) Çağrışım gücü zengin sözcükler okurları etkiler.



27. 1998-ÖYS

Dergilerinde şiirlerim arka arkaya yayımlanır olmuştu. Sevilerek okunuyordu; ama ben yazıla- rımı beğenmiyordum. Bir gün, şiiri bırakmam gerektiğini anladım. Bıraktım. Kolay değildi böyle bir karar vermek. Bir daha da yazmadım. İyi bir şair olmadığımı, bundan sonra da olmayacağımı sezmiş, anlamıştım, iyi ki erken anlamışım. Öyküde karar kıldım. İyi de oldu.

Bu parçada sanatçı, kendisiyle ilgili olarak anlattıklarıyla aşağıdakilerden hangisini vurgulamak istemiştir?

A) Özeleştiri yapabilmenin önemini

B) Alçak gönüllü olmanın yararlarını

C) Kendine güvenmenin başarıdaki rolünü

D) Düşünülmeden alınan kararların sakıncalarını

E) Değerlendirme yetisinin kişiden kişiye değiştiğini









28. 2000-ÖSS

Savaşa gidecek askerlerin omzunda gördüğümüz torbalara benzer bir torba da bizim evde hazırlandı. Gerçi babam daha askere çağrılmamıştı; ama çağrılacağı günün pek uzak olmadığını hepimiz biliyorduk. Bu nedenle annem ona, dikişteki bütün becerisini göstererek, kaba patiskadan bir torba dikti. Sanıyorum dikerken kendi, kalbini de içine koydu. Çünkü babam aramızda ayrıldıktan sonra, annemin bir kalp taşıdığını gösteren bütün izler kalkmıştı ortadan.

Bu parçada sözü edilen anneyle ilgili ol aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

A) Çevresindekilerden hiçbir destek görmüyor.

B) Eşinin gidişinden sonra acıma ve sevme duygularını yitiriyor.

C) Çocuklarıyla birlikte geçim sıkıntısına düşüyor.

D) Savaşın, çocuklarının iç dünyasını etkileyeceğine inanıyor.

E) Savaşa karşı büyük bir öfke duyuyor.



29. 2000 - ÖSS

Ozanları, yaşadıklarını, duyduklarını yazan kişiler diye tanımlamak yanlıştır. Sözgelimi Cahit

Sıtkı, yaşadıklarını, duyduklarını yazan bir ozan olarak bilinir. Oysa ölüm acısını tatmamış, yaşa- mamıştır. Bununla birlikte, sık sık ölümden duyulan acıyı işlemiştir. Onunla yıllarca arkadaşlık yaptım. Bir gün bile ölüm sözcüğünü işitmedim ondan. Ölmüş bir sevdiği de yoktu yanılmıyorsam. Ölüm yalnızca bir temaydı onun için.

Bu parçada vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Her ozanın şiiri, belirli konuları içerir.

B) Ozanların, şiirleriyle yaşantıları arasında ilişki olmayabilir.

C) Her ozanın, şiir evreni aynı zenginlikte değildir.

D) Şiirin etki gücü, okuyucuyu duygulandırmasıyla ölçülür.

E) Hiçbir ozan, duygulanmadan şiirini oluşturamaz.



30. 2000 - ÖSS

İster olay öyküsü olsun, isterse durum öyküsü;benim öyküm, okunduktan sonra belleklerden

uçup gitmemeli. Konusuyla, özüyle, diliyle, biçimsel ustalıklarıyla okuru kuşatmalı. Kişi, öyküyü okuyup bitirdikten sonra değişmeli. Yıllar sonra o öykünün anımsanan, insanı etkileyen bir yanı bulunmalı. Sait Faik'in "Hişt Hişt" adlı öyküsü, lirizmi ve şiirselliğiyle, Sabahattin Ali’nin "Değirmen" adlı öyküsü iletisiyle böyle değil mi?

Böyle diyen bir kişiye göre, öykünün temel niteliği nedir?

A) Ünlü öykücülerin yazdıklarını düşündürmesi

B) Belirli bir olay ya da durumdan yola çıkması

C) Bilinen, somut gerçeklere dayanması

D) Okurları, unutamayacakları biçimde etkilemesi

E) Çelişkilere dayalı bir yapısının olması



31. 2000-ÖSS

Anadili öğretimini Türkçenin söz değerlerine da*yandırmak gerekir. Yıldız yerine "star", gösteri yerine "şov" gibi yabancı sözcükleri kullanır; sü*rekli olarak, anlamını bilmediğimiz Arapça söz*cükleri yinelersek çocukların söz dağarcığı kar*maşık bir hâl alır. Bundan da öte, sözcükler açık ve aydınlık bir anlam kazanamaz. Çocuklarımız arasından sanatçıların, bilim adamlarının çıkma*sını daha başlangıçta engellemiş oluruz. Çünkü bilgin ya da sanatçı, bulgu ve yargılarını, gözlem ve deneyimlerini, anadilinin kavramları üzerine kurar. Kavramlar açısından duruluk kazanmamış bir zihin, açık seçik düşünemeyeceğinden, bir buluş ya da yapıt ortaya koyamaz.

Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdaki*lerden hangisidir?

A) Söz dağarcığının konuşma gücünü etkilediği

B) Dil eğitiminin toplumsal gelişme açısından önemli olduğu

C) Yaratıcılığın önkoşulunun yüksek düzeyde bir eğitim görmek olduğu

D) Kimi sözcüklerin anlamda bulanıklığa yol aç*tığı

E) Anadilini iyi bilmemenin yaratıcılığı engellediği



32. 2000-ÖSS

Genel anlamda insan düşüncesinin ürettiği de*ğerlerin tümünü iki ana kümeye ayırabiliriz. Bun*lardan ilki maddi kültürdür. Maddi kültür, insa*noğlunun doğaya egemen olmak için yaptığı tüm araç ve gereçler ile bunları kullanma bilgisidir. ikincisi ise yaşamı düzenlemek, zenginleştirmek, korumak için konulmuş kurallar dizgesi olan ma*nevi kültürdür. Bu iki kültür, birbirinden ayrılma*malıdır. Böyle bir yaklaşım, kültürü daha anlamlı ve yararlı kılar.

Bu parçada kültürle ilgili olarak vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Bir bütün olarak ele alınması gerektiği

B) Kişiden kişiye değişen boyutlarının olduğu

C) Toplumsal değerlerin önemli bir yer tuttuğu

D) Kişiliklerin oluşumunda etkili olduğu

E) Toplumsal yaşayışı belirlediği



33. 2001 - ÖSS

Roman yazarı, romanındaki kişilerin düşüncele*rine, duyarlılıklarına ortak olmalı, onlar gibi dü*şünmeli, onlar gibi duyumsamalıdır yazarken. Özellikle bizim toplumumuz için geçerli bir yön*temdir bu; çünkü Anadolu insanının yüzyıllar*dan beri süzülüp gelen bir yaşam biçimi; doğa*ya, insana, topluma, kendine özgü bir bakışı vardır. Bunun bütün yönleriyle romanlaştırılma-sının, açık, anlaşılır, özlü bir anlatımla okura ulaştırılmasının gereğine inanıyorum. İşte ro*manlarımda yapmaya çalıştığım, budur bir ba*kıma.

Bu parçadan, romancılarla ilgili olarak aşağı*daki yargıların hangisi çıkarılabilir?

A) İçinde bulunduğu toplumu yönlendirmelidir.

B) Kendisini roman kişileriyle özdeşleştirmelidir.

C) Okurun düzeyini iyi belirlemelidir.

D) Her romanında, farklı yaşam biçimlerini yan*sıtmalıdır.

E) Toplumun tarihsel gelişimini göstermelidir.





34. 2001 - ÖSS

Bir paragrafı anlayarak okumak, bir matematik problemini çözmeye benzer. Bir problemi çöz*mek için onu oluşturan öğeleri değerlerine göre kullanmak, aralarındaki bağlantıyı doğru kurmak bir zorunluluktur. Bunun gibi bir paragrafı anla*mak için de onu oluşturan sözcüklerin anlamını doğru algılamak, birbiriyle bağlantılarını bulmak gerekir. Ayrıca, yansıttıkları düşünceyi ve düşün*sel düzeni görmek de bir gerekliliktir.

Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakiler*den hangisidir?

A) Düşünceler sözcükler aracılığıyla dile getirilir.

B) Okunanların anlaşılmasında sözcüklerin yeri ve bunlar arasındaki ilişki önemlidir.

C) Matematik problemlerinin çözümünde temel olan, okuduğunu anlamadır.

D) Duygu ve düşüncelerin eksiksizce anlatımı, bunlara uygun sözcükler bulmayı gerektirir.

E) Her alanın, kendine özgü anlamlar içeren sözcükleri ve kuralları vardır.



35. 2001 - ÖSS

"Gençliğimde okuduğum kitapları yeniden okuyacak yaşa geldim." demiş bir yazar. Ne doğru! On ya da yirmi yıl önce okuduğumuz kitabı yeniden elimize aldığımızda ya da eski bir filmi tekrar izlediğimizde ne kadar değişik izlenimler ediniyor, nasıl da farklı yorumlara varabiliyoruz! Aynı durum, kuşkusuz, tiyatro için de geçerli. On yıl önce izlediğimiz bir oyunu, aynı yönetmenin on yıl sonraki yorumuyla seyrederken bu gerçeği daha iyi algılıyoruz.

Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Değişik sanat yapıtları temelde benzerlikler taşır.

B) Tiyatro yönetmenleri aynı oyunu zaman zaman farklı yorumlarla sunarlar.

C) Yazarlar, yaşlandıkça yaratma güçleri artmaktadır.

D) İnsanların bakış açıları, değerlendirme ölçütleri yaşla birlikte değişmektedir.

E) Tiyatro yapıtları, değişik biçimlerde yansıtılmaya uygundur.







36. 2001 - ÖSS

Evimin penceresini tümüyle kapatan kiraz ağacı önceki sabah birden duvağını takıp pencereden

içeri uzandı. Ak çiçekleriyle el öpmeye geldi sanki. Nedendir bilmem, her yıl içimde bahar sevinç-

leri tutuşturan kiraz ağacı, bu yıl beni yalnızca kederlendiriyor. Yalnızca hüzün veriyor bana.Duvak takmış kiraz ağacına gülümsemek nedense bir türlü gelmiyor içimden.

Bu parçadan, kiraz ağacı ile ilgili olarak bir sonuç çıkarılabilir?

A) Bu yıl daha erken, daha çok çiçek açmıştır.

B) Duyguları etkileme gücü azalmıştır.

C) Çiçeklerindeki renk zenginliği şaşırtıcıdır.

D) Evin dış dünyayla bağlantısını engellemektedir.

E) Olumsuz çağrışımlar uyandırmaktadır.



37. 2001 - OSS

Gençlere, kendi kalıplarımıza göre düşünmeyi öğretmek, yalnız onlar için değil, bütün toplum için zararlı bir tutum. Şunu unutmamak gerekir: Birtakım temel kavramları verirken onlara kendi değer yargılarımızı da benimsetmeye çalışırsak belki söz dinleyen bir kuşak yaratabiliriz; kendi değerlerimize göre yetiştirdiğimiz gençleri kuru*lu düzenin savunucuları olarak görebiliriz. Fakat düşünmeyi öğrenmeden yetişen genç, günü gelir öğretilenlerin dışında, yeni durumlarla karşı*laştığında şaşırır, kendine güvenemez ve yaşa*mın akışı içinde bir yandan öte yana savrulur durur.

Bu parçada, gençlerle ilgili olarak anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Büyükleri örnek almalarının sorun yarattığı

B) Yanlış yapa yapa doğruya ulaşacakları

C) Değişik görüşler öne sürmelerinin kuşak çatışmasını ortaya çıkaracağı

D) Düşünce ve davranışlarında özgür olacak biçimde eğitilmeleri gerektiği

E) Üzerlerindeki baskının, her şeye karşı koyan kişiler olmalarına yol açtığı



38. 2001 - OSS

Yazı dediğimiz büyülü şekiller, önceleri taşın, ki-in, kemiğin, ipeğin, bambunun üzerinde binlerce yıl oyalandı. Sonra papirüsün, parşömenin, deri*nin üzerinde epeyce konakladı. Daha sonra asıl büyük birikimini sağladığı kâğıt üzerinde ışıltılar*la dolaştı. Günümüzden otuz kırk yıl önce, elektronik devreler arasında gözle görülmez küçücük mekânlarda istiflendi. Böylece, aynı anda dünya*nın bir başka köşesinde görülebilen bir nitelik ka*zandı.

Bu parçada, yazıyla ilgili olarak vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Ne gibi değişmeler geçirdiği

B) Uygarlığın gelişmesini sağladığı

C) Hangi gereksinimler sonucunda ortaya çıktığı

D) Kâğıdın bulunuşundan nasıl etkilendiği

E) Günümüzde önemli bir iletişim aracı olduğu



39. 2001 - ÖSS

Anadili, onu kullanan bireyler arasında köklü sevgi bağları oluşturur. Bilinçaltına dek uzanarak kişinin iç varlığını kuşatan bu bağlar, toplumsal yaşamda çok gerekli güven duygusunun da kay*nağıdır; çünkü birbirini sevip sayan, birbirine gü*ven duyan bireylerin oluşturduğu bir toplumda, bireylerin gelecek korkusu olmaz.

Bu parçada vurgulanmak istenen aşağıdaki*lerden hangisidir?

A) Anadilinin, ortak duygular oluşturmada çok önemli bir işlevi olduğu

B) Kişilerin yetiştikleri ortamla benlikleri arasın*da sıkı bir ilişki bulunduğu

C) Anadilindeki ses özelliğinin kişilerin düşünce ve duygularını etkilediği

D) Aynı dili kullanan kişilerin, aynı doğrultuda düşünebileceği

E) Anadili eğitimine ağırlık vererek ulusal duyguları pekiştirmek gerektiği



40. 2001 - ÖSS

Dört beş yaşlarında bir çocuk ağaca tırmanıyor. Onu izleyen annesi, çocuğa: "Dikkat et, in, dü*şersin." demiyor. "Ağaçtan düşersen ne olabile*ceğini düşünüyor musun?" diyor.

Yukarıda sözü edilen annenin yapmak istedi*ği aşağıdakilerden hangisidir?

A) Çocuğu korkutmaktan kaçınmak

B) Ağaçtan düşüp, çocuğun bundan ders alma*sını sağlamak

C) Çocuğu durum üzerinde düşündürerek ona doğruyu buldurmak

D) Söz dinlemesi gerektiğini çocuğa anlatmak

E) Kendine güvenmesinin önemli olduğunu çocuğa anlatmaya çalışmak



41. 2002-ÖSS

Romanda, uzun süre yurdundan ayrı kalmış iki kişinin geri dönüşü anlatılır. İkisi de geri döndük*lerinde vatanlarına yabancılaşmıştır. Çocukları*na, gençliklerine ait anılar, zaman içinde bellek*lerinde korunmadığı için yok olmuştur. Tekrar ka*vuşulan resimler, günlükler, evler, sokaklar da anlamlarını çoktan yitirmiştir. Çünkü, bambaşka bir yerde yaşam sürerken, anıları çağrıştıran me*kânlardan uzakta bellek beslenmez, dolayısıyla boşalır. Belleği canlı tutan, karşılıklı ilişkilerle bu anıların tazelenmesidir.

Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdaki*lerden hangisidir?

A) Geçmişte yaşananların canlı kalması, onların aynı ortamda anımsanmasına, paylaşılması*na bağlıdır.

B) Memleketinden yıllarca ayrı kalmış kişiler, geri geldiklerinde çevrelerine uymakta sıkıntı çekerler.

C) Koşullar değiştikçe eski izlenimlerin yerini ye*nileri alır.

D) Olayların insanlar üzerinde yaratacağı etki ortamdan ortama değişir.

E) Üzerinden zaman geçtikçe eski yaşantılar
unutulur.



42. 2002-ÖSS

Dil devrimimiz, Cumhuriyetten çok önce başla*mış; ancak gerçek başarısını, Cumhuriyet Döne*mi yazar ve bilim adamlarının çalışmalarıyla gös*termiştir. Yabancı sözcük ve kurallardan hızla kurtulan Türkçemiz, yeni sözcüklerle hem geliş*miş hem zenginleşmiştir. Türkçemizin çeşitli ola*naklarından yararlanılarak dile kazandırılan bu yeni sözcük ve terimler aracılığıyla, bilimsel bul*gu ve bilgiler toplumun bütün kesimlerince, bü*yük ölçüde benimsenmiştir. Bu yolla, insanımızın düşünme ve aklını kullanma gücü geliştirilmiştir.

Bu parçada dil devrimiyle ilgili olarak aşağı*dakilerden hangisi vurgulanmaktadır?

A) Halkın aydınlanmasını sağladığı

B) Bilim ve sanatı geliştirdiği

C) Çok eski bir geçmişi olduğu

D) Gerçekleşmesinde değişik yollara başvurul*duğu

E) Okur yazar sayısını artırdığı



43. 2003-ÖSS

Önemli bir edebiyat yapıtını çevirirken o yapıtın yazarıyla çok farklı bir ilişki kurmanın mutluluğunu da tadar çevirmen. Bir yazarla çeviri aracılığıyla ilişki kurmak, onun söyledikleri ve söylene biçimleri üzerinde kafa yormayı gerektirir. Çünkü çeviride yapılması gereken, yalnızca okumakla okunanı anlamakla sınırlı değil; asıl önemli olan yazarın söylediklerine, söyleme biçimlerine, hangi dile çeviriyorsak o dilde varlık kazandırmaktır.

Bu parçada vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Başarılı çevirmenler, yapıtları çevirirken ta*rihsel ve toplumsal koşulları da düşünürler

B) Bir çevirinin başarısı, yapıtın, çevrildiği dilce düşünce ve anlatım yönünden yeniden oluşturulmasına bağlıdır.

C) Çevirmenle çevrilen yapıtın yazarı araşınca duygusal yönden benzerlik olması, çeviriyi olumlu yönde etkiler.

D) Çevirmenler çeviriyi bitirinceye değin çok değişik duygular yaşarlar.

E) Anlatım olanakları birbirine benzeyen dillerde
yapılan çeviriler daha başarılı olur.

44. 2004-ÖSS

Bir kimse arada bir, "Bizim zamanımızda..." diye söze başlayıp yakınıyor ya da eski günleri arıyorsa anlayın ki çağdışı kalmıştır. Baba, çocuğunu anlayamadığından; yaşlı, gencin ya da genç kafalı yaşıtının davranışlarını beğenmediğinden mi söz ediyor, "Bizim zamanımızda böyle değildi." kanıtına umutsuzca da olsa dört elle mi sarılıyor; bilin ki bunların söyleyecek bir sözü yoktur artık bugün için. Zaman, böyle konuşanları aşmış, tüketmiştir.

Bu parçada vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Yaşamın her dönemini tat alarak geçirmen gerektiği

B) Güzellik anlayışının insandan insana değiştiği

C) Mutsuz insanların, geçmişin güzel olduğunu söyleyerek avundukları

D) İçinde yaşadığı toplumun gerisinde kalanları uyarmak gerektiği

E) Toplumsal değişim ve gelişmelere ayak uy-
duramayanların geçmişe sığındıkları



45. 2004 - OSS

Sağlık personelinin, bilimsel verilere dayalı tanımlar koymasının yanında, kendi düşüncelerini halka tam olarak anlatabilmesi için sağlıkla ilgili kavramların ye*rel karşılıklarını bilmesinde zorunluluk vardır. Halkın kullandığı sözcük ve deyimleri bilmek, yalnızca on*larla anlaşmaya değil; onların düşüncelerini anlama*ya da yardım eder. Kültürel özellikleri dikkate alma*yan bir sağlık hizmeti verimli bir biçimde gerçekleşti*rilemez.

Bu parçada vurgulanmak istenen aşağıdakiler*den hangisidir?

A) Sağlık personeli çok yönlü bir eğitimden geçiril*melidir.

B) Tıpla ilgili deyim ve kavramları yerli yerinde kul*lanan sağlık personeli daha başarılı olmaktadır.

C) Sağlık hizmetlerinde başarılı olabilmek için halk*la birlikte çalışmak gerekir.

D) Halka sağlık hizmetleri sunulurken kişilerin farklı özellikleri göz önünde bulundurulmalıdır.

E) Sağlık hizmetlerinde, çağdaş tıp anlayışının yanı
sıra doktor ve hasta iletişiminin kurulmuş olması
da önemlidir.



46. 2004 - ÖSS

Halk için yazdığını söyleyen Ahmet Mithat'ın okuyu*cusu, gazete okuyan, belli bir aydın kesimdir. Çok sonralar, okurları düşündürmeyen, yaşamsal ve düşlemsel bir değer taşımayan sıradan olayları anlatan kimi yazarlar bu tutumu değiştirmiştir. Onlar, ortaya koydukları ürünlerle halka yönelerek mahalle arala*rında insanları roman okur duruma getirmişlerdir. Fa*kat mahalle aralarında bir A. Hamdi Tanpınar'ın ya da bir A. Şinasi Hisar'ın yazdığı, yazınsal değeri yük*sek yapıtlar okunmamıştır.

Bu parçada vurgulanmak istenen aşağıdakiler*den hangisidir?

A) Nitelikli romanlardan tat alan okurların azlığı

B) Bir romanın sanatsal değerinin, onun, değişik dü*zeylerdeki okurlarca sevilmesine bağlı olduğu

C) Serüven öğesi ağır basan romanların çok okun*duğu

D) Ahmet Mithat'ın romancılıktaki yüzeyselliği

E) Romanların, okurların düzeyine göre türlere ay-
rıldığı



47. 2004-ÖSS

insanı insana anlatmak, başlıca kaygısıdır sanatın. Çağlar boyunca sözle olsun, renkle, ezgiyle olsun, tüm sanat ürünleriyle insanın iç ve dış evreni yansıtılmak is*tenmiştir. Duygular, tutkular, düşler, düşünceler değişik biçimler içinde ele alınmış, işlenmiştir, işleyiş, ele alış biçimleri sanatçıdan sanatçıya, çağdan çağa değişse de amaç aynı kalmıştır: insanı insana anlatmak... Bir bakıma sanatın işlevindeki soyluluk da bu amaçtan do*ğar. Yaşamın tatlanması, çirkinliklerden arınması, insa*nın insanı anlamasına bağlı değil midir? Mutsuzluklar, uyumsuzluklar hep insanın insanı anlamamasından kaynaklanmaz mı?

Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Duygu ve düşüncelerin anlatımı çeşitli sanat dalla*rına göre farklılık gösterir.

B) Sanat ürünleri, bireylerin birbirine yakınlaşmasını, yaşamın güzelliklerini sezmesini ve algılamasını sağlar.

C) Sanatın etki gücü, her şeyden önce yaşamı olduğu gibi yansıtmasından ileri gelir.

D) Sanatsal yaratıların yaygınlaşıp gelişmesiyle ya*şam koşulları arasında sıkı bir etkileşim vardır.

E) Aynı konuyu işleyen iki sanatçının konuya bakış
açıları, konuyu işleyiş yöntemleri birbirinden farklı
özellikler gösterebilir.

48. 2004-ÖSS

Peyami Safa'yla Halide Edip Adıvar'ı karşılaştıran bir eleştirmenimiz şöyle diyor: Matmazel Noralya'nın Koltu*ğu da Sinekli Bakkal gibi, mistik bir dünya görüşünün savunulduğu bir romandır. Ancak, Adıvar, klasik roman tekniğini kullanırken Peyami Safa, XIX. yy. sonlarında beliren yeni bir roman anlayışında, anlatım tekniğinin ve bakış açısının önemi büyüktür. Çünkü modern diyebile*ceğimiz romancılara göre, geleneksel romanla yeni ro*man arasındaki önemli fark, geleneksel romanın "anlat*ma" yöntemine, ötekinin "gösterme" yöntemine ağırlık vermesidir. Gösterme yönteminde yazar, anlatma yön*teminin aksine anlatıcı olarak aradan çekilir; anlatmanın yerini yaşatma alır. Böylelikle roman, okuyucuyu olayla*rın içine taşıyan, etkili ve gerçekçi bir nitelik kazanır.

Bu parçadan aşağıdaki yargıların hangisi çıkarıla*bilir?

A) Halide Edip Adıvar'ın romanları, Peyami Safa'nınkiler-den daha başarılıdır.

B) Anlatma yöntemiyle oluşturulan romanlarda olaylar yazarın bakış açısından verilir.

C) Türk romanında en başarılı dönem XIX. yy. sonlarıdır.

D) Romanın, okuru etkileme gücü, onun dil ve anlatımı*na bağlıdır.

E) Roman, sanatsal değerini romancının kişiliğinden alır.



49. 2004-ÖSS

Çocukları okumaktan soğutan bir neden de öğ*retici olmayı her şeyin başında tutmamızdır. Ders vermeyen, hem de bunu açık seçik yapma*yan hiçbir yazınsal yaratı, anadili öğretiminde yer almaz; çünkü yazıların seçiminde, işlenişinde te*mel ölçüt ders vericiliktir. Bir yazı, bir şiir ne den*li güzel, renkli bir yaşantı birikimiyle yüklü olursa olsun ders vermiyorsa hiç değeri yoktur. Oysa bu konuda Goethe şöyle der: "Yalnızca ders ver*mekle kalan, duygu dünyasının sınırlarını geniş*letmede hiçbir katkısı olmayan kitaplardan nefret ederim."

Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakiler*den hangisidir?

A) Anadili öğretimi, çocukta okuma alışkanlığı geliştirme amacından yoksun olmamalıdır.

B) Okuma - yazma becerisini sürekli kullanma*yan kişi, dış dünyaya kapalı kalacaktır.

C) Öğrencilere okutulacak yazılar, onların yetişme ortamları göz önüne bulundurularak ha-zırlanmalıdır.

D) Çocuklara okumayı sevdirmek için, öğretici nitelikli kitaplarda da onların iç dünyalarını zenginleştirici özellikler bulunmalıdır.

E) Değişik yazı türleriyle sık sık karşılaşmayan
çocuklar tembel, edilgen bir kafa yapısına sa-
hip olurlar.

50. 2005-ÖSS

Bu yazarımız, anılarını anlatırken araya başka yazarların anılarını, düşünürlerin anılar üzerine soylediklerini de katıyor. Böylece yazdıkları, okurda,anlatılanların içinde oluşturulmuş yeni bir metin tadı da bırakıyor.

Bu parçada sözü edilen yazarın böyle bir yol izlemesinin amacı aşağıdakilerden hangisi
olabilir?

A) Anı türünün, öteki yazınsal türlerden üstün olduğunu gösterme

B) Kendi yaşamıyla başkalarının yaşamı arasındaki benzerlikleri ortaya çıkarma

C) Yazılanların yaşanmışlığını kanıtlama

D) Okurlarda, kendi anılarını yazma isteği uyandırma

E) Anlatılanlara, okurun değişik açılardan bak-
masını sağlama



51. 2005-ÖSS

Her yazınsal dil, konuşma dilinin toprağında çiçeklenir. Günlük dilin, konuşma dilinin sıcaklığın örgüsünde taşımayan yazınsal dil, ister istemez donuklaşır, yapaylasın Bu gerçeğin ayrımında olan yazarımız, anlatımını konuşma dilinin sun*duğu olanaklarla donatıp zenginleştiriyor. Onun okunurluk katsayısını yükselten etkenlerden biri de budur. Kısacası, Türkçenin derin sularınca yüzen, yazılarını çok yönlü bir değerlendirmeden geçirerek oluşturan bir yazarımızdır o.

Aşağıdakilerden hangisi bu parçadan çıkarı*labilecek bir yargıdır?

A) Bir yapıtın değeri konusuyla ölçülmez.

B) Ancak okurların anlayabildiği yapıtlar kalıcı ola*bilir.

C) Anlatımları günlük dile dayanmayan yapıtlar başarılı olamaz.

D) Yazınsal dilin kullanımı yazardan yazara değişir.

E) Yazınsal dille oluşturulan yapıtların tadına herkes varamaz.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile