REKLAM

1. 1994 - ÖYS

(I) Çağımızın önemli buluşlarından biri de kuşkusuz fotoğraftır. (II) Fotoğraf, becerinin yanı sıra teknik ve bilimsel eğitimi de gerektirir. (III) Bu eğitimin sağlıklı olması için, bilimsel araştırma ve çalışmalar yapılmalıdır. (IV) Fotoğraf günümüzde bilim, teknoloji ve kitle iletişiminin vazgeçilmez unsurudur. (V) Ayrıca fotoğrafçılığın ortak dilini oluşturmak, fotoğraf araç ve gereçlerinin kullanımlarında ve işlevlerinde ortak tanımlamalara, ortak anlatımlara varmak gerekir.

Bu parçada numaralanmış cümlelerden han-
gisi anlatımın akışını bozmaktadır?

A)I. B) II. C) III. D) IV. E)V.



2. 1994 - ÖYS

(I) Garip hareketi üç şairin adıyla anılır: Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday. (II)Bu üç şair, başlangıçta konuşma dilinin yalınlığı içinde yaşama sevincini, günlük hayatı, küçük adamın dertlerini konu edinir. (III) Garip hareketini kısa sürede yaygınlaştırır. (IV) Melih Cevdet,Oktay Rıfat yeni denemelerle kendilerine özgü bir şiire yönelirler. (V) Orhan Veli de ikinci kitabı "Vazgeçemediğim"den başlayarak şiiri değiştirir.

Yukarıdaki parçada, numaralanmış cümlele*rin hangisinden sonra "Ancak zamanla bu üç şairin şiir anlayışlarında bir değişme olur." cüm*lesi getirilirse parçanın anlam bütünlüğü bo*zulmaz?

A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.

3. 1994 - ÖYS

(I) Sekiz küçük roman yayımladım. (II) Ama bun*lardan biri dışında öbürleri beni hiç doyurmadı. (III) Yeniden inceleyince neden doyurmadıkları*nı anladım. (IV) Bunun üzerine şu kanıya var*dım: Sağlam bir kültürel temele oturmayınca, iyi sanat yapılamaz. (V) Özellikle roman ve hikâye sağlam bir kültür ister.

Yukarıdaki parçada, numaralanmış cümlele*rin hangisinden sonra "Bilgi yönünden eksikle*rim vardı." cümlesi getirilirse parçanın anlam bütünlüğü bozulmaz?

A)I. B) II. C) III. D) IV. E)V

4. 1994-ÖYS

—- Her şeyden önce, sanatçının, baş kişisi kadın olan tek romanıdır. Romanın hemen tümü, kah*ramanın güncesinden oluşmakta ve yaşadığı olaylar birinci tekil kişi olarak onun bakış açısın*dan anlatılmaktadır. Ayrıca, genellikle ele aldığı kentli aydın tipleriyle tanıdığımız yazarın bu ya*pıtının kahramanı bir köylü kızıdır. Bu kızın köy*deki yaşantısı belgesel sayılabilecek ayrıntılarla işlenmiştir.

Düşüncenin akışına göre bu parçanın başına aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

A) Sanatçı, bu yapıtında yerellikten yola çıkarak evrenselliğe ulaşabilen bir yazar olma özelli*ğini korumuştur.

B) Bu roman, birçok yönüyle sanatçının öteki ro*manlarından oldukça farklı özellikler taşıyor.

C) Bu romanın kahramanı, gelişme çağında kentli ailelerin yanına evlatlık verilen bir köy*lü kızıdır.

D) Bu romanda yazar, eğitim düzeyi çok düşük bir köylü kızının konuşmasını, doğallığını bozmadan, ustalıkla işliyor.

E) Sanatçı bu romanda, kent insanıyla kırsal kö-
kenli insanların ilişkilerindeki çelişkileri, iki-
yüzlülükleri sergiliyor.

5. 1995-ÖYS

Dil, başkalarının düşüncelerini, duygularını öğ*renmede temel araçlarımızdan biridir. Bu, kendi düşüncelerimiz için de geçerlidir. Çünkü düşün*celerimizi dilin toprağında oluşturur, geliştiririz. Geliştirdiğimiz düşünceleri de yine dilin yardımıy*la başkalarına iletiriz. Böylece

Düşüncenin akışına göre bu parçanın sonuna aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

A) hiçbir dil olduğu gibi kalmaz, gelişir değişir.

B) dilin yapısı toplumsal yaşamın koşullarına göre biçimlenir.

C) duygu ve düşüncelerin iletimi kendine özgü bir dil gerektirir.

D) dilin, düşünceyi oluşturan ve taşıyıp yayan bir araç olduğu söylenebilir.

E) dillerin gelişimi toplumdan topluma değişiklik
gösterir.

6.1995 - OYS

(I) Günümüzde okuryazarlık her bireyin kazan*ması gereken temel bir beceridir. (II) Okumayı, yazmayı öğrenen bireylerin oranı ülkeden ülkeye değişir. (III) Bu beceri bireylere eleştirici, araştı*rıcı düşünceye ulaşmaları için kazandırılır. (IV) Bu tür düşünceye ulaşmanın değişik yolları var*dır. (V) Bu yolların başında da okuma gelir.

Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden han*gisi anlatımın akışını bozmaktadır?

A)I. B) II. C) III. D) IV. E) V.

7.1995 - OYS

(I) Çocukluğum Toroslardaki yaylalarda geçti.

(II) Yayla hayatının kendine özgü, güzel yanları olduğu kadar sıkıntılı yönleri de vardır. (III) Sanı*yorum bu yüzden, suyu da ağacı da suyla ve ağaçla haşır neşir olmayı da çok severim. (IV) İsveç'e her gidişimde bu kadar mutlu olmam da belki bundan. (V) Çünkü İsveç gerçekten suyu da ağacı da bol bir ülke.

Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden han*gisi anlatımın akışını bozmaktadır?

A)I. B) II. C) III. D) IV. E) V.

8. 1996-ÖYS

Dergicilik yaşamımda pek zorluk çekmedim. (I) Her zaman yanımda dostlar oldu. (II) Bu dostla*rın çoğu da öğrencilerimdi. (III) Bana yazı geti*ren, işe yeni başlamış gençlerle birlikte daima bir dost çemberi oluşurdu çevremde. (IV) Bu dost*luk havası içinde, karşılaşılan tüm güçlüklerin ve sıkıntıların rahatça üstesinden geldik. (V)

"Dergicilik bir bakıma gönül işi olduğu için çevre*mi daima gönüllüler sardı." cümlesi, yukarıdaki parçada numaralanmış yerlerden hangisine getirilirse parçanın anlam bütünlüğü bozul*maz?

A)I. B) II. C) III. D) IV. E)V.

9.1996-OYS

(I) Bu yaşlı yazı ustasını herkes sever ve sayar*dı. (II) Aşırı ölçüde kırışmış ve yorgun izlenim uyandıran, biraz uzunca bir yüzü, derin ve zeki bakışları vardı. (III) Sanki burnunun üzerindek kelebek gözlüğü ve elindeki ufacık kurşun kale*miyle doğmuştu. (IV) Ona üstatların üstadı anla*mına gelen "Şeyhü'l Muharririn" adını vermişler*di. (V) Ne bu kalemden, ne de o gözlükten on^ ayıramazdınız; bunlar onun iki özelliği idi.

Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden han*gisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

A)I. B) II. C) III. D) IV. E)V.

10. 1996-ÖYS

(I) Bu şairimiz başından beri hep aynı şiiri söyle*di. (II) Şiir anlayışını, şiirinin temalarını, içeriğin: hiç değiştirmedi. (III) Değiştirdiği sadece şiirin bi*çimiydi. (IV) ilk şiirinde gördüğümüz aşk ve doğa zamanla yerini toplumsal olaylara bıraktı. (V) Önceleri ölçülü şiirler ve soneler yazarken sonra*ları serbest biçimleri denedi.

Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden han*gisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.

11. 1996-ÖYS

(I) Her yazı ya da yazınsal yaratı, genel olarak insanoğlunun düşünce ve duygu evrenini zen*ginleştirmek amacıyla oluşturulur. (II) Düşünce*nin bireysellikten sıyrılıp toplumsal bir boyut ka*zanması, söze dönüştürülebilmesine bağlıdır (III) Bunlardan kimileri bilgilendirmeyi, kimileri de yaşantı kazandırmayı amaçlar. (IV) Yapılmak is*tenen hangisi olursa olsun, dilsel ürünlerin ama*cına ulaşması için her şeyden önce doğru algı*lanması gerekir. (V) Bu da yazıları ve yaratıları oluşturan öğeleri işlevleriyle, özellikleriyle tanı*mayı gerektirir.

Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden han*gisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

A)I. B) II. C) III. D) IV. E)V.

12. 1996 - OYS

Yazılarımın çatısını yaşayarak çatarım. Bu uğraş sırasında yazı oluşmaya başlar; değişik yerlerin*den başlanarak yazılıp bozulur. Ortaya, bitmiş gibi görülen bir yazı çıktığında da acımasız ma*kaslamalarla kurguya yeniden girişmem gerekir. Yazının yüzlerce yerine büyük küçük bir takım ekleme, çıkarma düzeltme işlemi uyguların. Sö*zün kısası...

Düşüncenin akışına göre bu parçanın sonuna aşağıdakilerden hangisi getirilemez?

A) yazılarıma özen gösteririm

B) yazılarıma son biçimini verirken oldukça yo*rulurum

C) ben yazılarımı böyle yazarım

D) yazılarımı bir çırpıda yazıp bitiremem

E) yazılarımı, eleştirilere göre biçimlendiririm

13. 1997 - ÖYS

(I) Evimiz dere boyundaydı. (II) Kış aylarında ve baharlarda, evin içinde, avluda dolaşırken dışarı*da akan derenin sesini duyardık. (III) Derenin tahta köprülerinden biri evimizin dört - beş adım yukarısındaydı. (IV) Derenin iki yanında yükse*len tepelerin sırtları, alabildiğince gür çam, meşe koruluklarıyla örtülüydü. (V) Köprüyü geçince, karşıda mahallenin fırını, fırının az ötesinde de Kurşunlu Cami vardı. (VI) Cami ile fırının yakı*nında tahta pancurlu, küçük pencerelerinde fes*leğen, sardunya saksıları dizili, kireçle badana-anmış evler sıralıydı.

Bu parçada numaralanmış cümlelerden han*gisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI. 1997

14. 1997 - ÖYS

Hemen hemen bütün yabancı yazarların Türkçe-ye çevrilen deneme türündeki yapıtlarını alıp okuyordum. (I) Bunun sonucunda o yazarlara özendim ve deneme yazarlığına başladım. (II) Konu olarak da "dil" alanını seçtim. (III) Yazarlı*ğa başladığımda kitap tanıtma yazıları yazıyor*dum. (IV) Bu tanıtım yazılarının okur sayısını ar*tıracağına, okuma sevgisini geliştireceğine inanı*yordum. (V) Hâlâ da bu inancımı koruyorum.

Yukarıdaki numaralanmış cümleler iki parag*rafa bölünmek istense, ikinci paragraf hangi cümleyle başlar?

A) I.

B) II. C) III. D) IV. E) V.

15. 1997-ÖYS

Yeni romanlar çoğunlukla neden - sonuç ilişkisi dışında bir çizgi izliyor. Öykü belli belirsiz. Yaza*rın iletisi ise satır aralarına itilmiş. Çoğu yazarın, okuruna bir iletide bulunmak gibi bir savı da yok. Gerçeğin buharını veriyor ona yalnızca. Okur, tü*müyle yabancı bir ortamda buluyor kendini ro*manlarda. Metnin içinde kendi yolunu kendi bul*mak zorunda. Çünkü

Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirile*mez?

A) kılavuzluğuna alıştığı yazar, bu kez bilinçli olarak ne demek istediğini söylemez ona.

B) yazar, dış gerçeği olduğu gibi yansıtan ve okura ders veren bir tutumu sürdüren biri de*ğildir artık.

C) günümüzün yazarı, okurundan, etkin olması*nı, okuduğu romandan kendisinin anlam üretmesini bekliyor.

D) yeni romanları okuyanlar, kendilerine sunu*lan bilgileri öğrenmek ve onlardan yararlan*mak istiyorlar.

E) yeni romanlar, neden - sonuç ilişkisinin yön-
lendirdiği bir konu çerçevesinde belirli bir ile-
ti içermiyor.

16. 1997-ÖYS

—- Hiçbir zaman çevresinde olup bitenlere kayıt*sız kalamaz; ama bu, şairin, gününün tarihçisi ol*duğu anlamına gelmez. Şair güllerle ilgili bir şiir yazar, biz ondan birtakım olayların olup bittiğini anlarız. Yani şairin politikayı doğrudan etkile*mek, yansıtmak gibi bir görevi yoktur.

Bu parçanın başına, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

A) Yaşanmış olayları olduğu gibi yansıtma, şa*irin temel görevidir.

B) Şair, çevresine yeni duygular, yeni düşünce*ler aşılayan kişidir.

C) Yaşanan her olay, şiirde kendine belli bir yer bulabilir.

D) Şair toplumsal yaşamın içinde, toplumsal so*runlarla iç içedir.

E) Şair gerçeklere sırt çeviren bir duygu adamıdır.

17. 1997-ÖYS

(I) Toplumsal gerçekleri sanatın imbiğinden ge*çirmeden, giydirip kuşatmadan yansıtmak, sanat değildir. (II) Bunu söylemeye bile gerek yok. (III) Sanatın aynasını, insanlar üzerine tutmak, top*lumsal gerçekler üzerine tutmak benim için bir in*sanlık borcudur. (IV) Bu, aynı zamanda görevim hatta var oluş nedenimdir. (V) Sanatçı aynasını, kendisini bugünlere getiren toplumun üzerine tut*mayıp da neyin, kimin üzerine tutacak?

Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden han*gisinin yerine "Bu bilinen bir gerçek." cümlesi getirilirse parçanın anlam akışı değişmez?

A)I. B) II. C) III. D) IV. E) V.

18. 1997-ÖYS

O, kendine özgü dil anlayışı olan bir yazardır. Yöresel sözcükleri, deyimleri sere serpe kullan*masının yanında yeni yeni yaratımlara da başvu*rur. İkilemelere, pekiştirmelere, çağrışım gücü zengin sözcüklere sıkça yer vermesi -—

Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirile*mez?

A) dilinin zenginliğini, anlatımının renkliliğini ve çeşitliliğini belirtir.

B) onun, anlatımında Türkçenin söz varlığından nasıl yararlandığını gösterir.

C) anlatımını tekdüzelikten kurtarır, ona akıcılık ve hareket kazandırır.

D) Türkçenin sunduğu birçok olanaktan yarar*landığını gösterir.

E) dille birlikte, ele aldığı sorunlar üzerinde de
yoğunlaştığını gösterir.

19. 1997-ÖYS

Yazarın, o yıllardaki toplumsal değişimleri, dönü*şümleri yazmak gibi bir amacı yok. Öyküsünü yazarken yaşadığı yılların renklerinden, çizgile*rinden, havasından çocukluk ve ilk gençlik yılla*rına duyduğu özlemle söz ediyor. Çizdiği bu eski zaman tablosunda, yukarıda sözünü ettiğim de*ğişimin izleri kendiliğinden yer alıyor.

Bu parça, düşüncenin akışına göre aşağıda*kilerden hangisiyle sürdürülebilir?

A) Böylece örnek aldığı yazarlar arasındaki ye*rini alıyor.

B) Yaşadıklarını yansıtarak, okuyucuyu buna ma yanılgısına düşmüyor.

C) Biz de bunlardan düne, yani geçmişe yöne bilgiler ediniyoruz.

D) Sonuç olarak, yaşadığı toplumu aydınlatma amaçladığını göstermiş uluyor.

E) Böylece bugünün, geçmişten fazla farkı c-
madığını bir kez daha belirtmiş oluyor.

20. 1998-ÖYS

(I) Posta işletmesi tarafından yeni bir grup pul piyasaya çıkarıldı. (II) Bu pullar, çeşitli konular içeriyor. (III) Bunlar arasında, az bulunan doğa varlıklarımızdan olan Van kedisinin tanıtımı türünün korunmasına yönelik çabaları kamuoyuna duyurmak amacıyla çıkarılan pullar da buı.-nuyor. (IV) Van kedisinin dünyadaki kedi ırkla-arasında özel bir yeri var. (V) Bu değerli kedi türü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. (VI) 5. nedenle Yüzüncü Yıl Üniversitesi Van Araştırma Merkezi tarafından bu konuda bilimse çalışmalar yapılıyor.

Yukarıdaki parçayı iki paragrafa bölmek ge*rekse ikinci paragraf kaçıncı cümleyle başlar?

A) II. B) III. C)IV D)V. E) VI.

21. 1998-ÖYS

Bir dönemde "Çalıkuşu kuşağı" vardı. "Çeviri roman okuyucusu" vardı. Yani okurların sayısı kendi içlerinde sınıflara ayrılabilecek kadar faz*laydı. Ne var ki bu kuşağın ardından; ilgi, kitap sayfasından görselliğe kaydı. Bu nedenle,

Bu sözler, düşüncenin akışına göre aşağıda*kilerden hangisiyle tamamlanabilir?

A) edebiyatımızın temel taşı sayılabilecek yaptılar hak ettiği değeri bulmuş oldu.

B) her sınıftan okuyucuya seslenen yapıtlar piyasaya çıkarıldı.

C) yeni okur kitlesine uygun gelecek yapıtlar verilmesi için beklemek gerekti.

D) sözünü ettiğimiz kuşak, düşünsel bir gelişim sağlayamadı.

E) kitap okuma alışkanlığı bir sonraki kuşağa aktarılamadı.

22. 1998-ÖYS

(I) Bir heykeltraş bitirdiği heykeline bir daha keski ya da çekiç vuramaz. (II) Bir ressam, tamamladığı tablosuna fazla rötuş yapamaz. (III) Oysa yazarların durumu farklıdır; onların malzemesi dildir. (IV) Yaratma yöntemi sanatçıdan sanatçıya değişir. (V) Onlar, yapıtlarını her an gözden geçirme ve değiştirme gibi bir ayrıcalığa sahiptir.

Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

A)I. B) II. C) III. D) IV. E) V.

23. 1998-ÖYS

Sanatımda olgunlaşmaya başladığımı kendim de hissediyorum. Son zamanlarda yazdığım şiir- lerde, sanatımdaki sıçramayı görmek mümkündür. Bunlar sık aralıklarla, üzerinde hiç oynan- madan yazılmış, o haliyle yayımlanmış olmasına karşın çok beğenilmiş şiirlerdi. Biri bittiği anda bir başkası ortaya çıkıyordu. Bastırılması güç, hatta olanaksız bir kaynağın fışkırması gibiydi. Bana büyük bir mutluluk veriyordu; ama daha sonra şiir yaşamımı çok engelledi bu şiirler. Çünkü —-

Bu parça aşağıdakilerden hangisiyle tamamlanırsa sözü edilen sanatçının yeni şiirler
yazmada zorlanmasının nedenini belirtir?

A) bir süre hiçbir şey yazamaz hiçbir şey yaratamaz oldum.

B) kendimi çağdaşım olan şairlerden çok farklı görüyordum.

C) nitelikli ürünler yaratabilmenin özel yetenek istediğini biliyorum.

D) yapıtlarımın daha iyisini yapabilmek için ince eleyip sık dokuyordum.

E) etkisinde kaldığım sanatçılardan daha iyi şiirler yazıyordum.

24. 1998-ÖYS

Öykü yazarken, okurun ilgisini kamçılamak, düşünmesini sağlamak gibi bir kaygım yok. Bu ne- denle, onun merakını sürekli diri tutmak için, kurmaca izlenimi veren yöntemleri kullanmaktan da özellikle kaçınıyorum. Aslında bunların, anlattıklarımın içinde, kendiliğinden var olduğuna inanıyordum. Şu da var ki okur, merak öğesini diri tutma amacıyla oluşturulan yapay bir kurguyu hemen anlar -—

Bu parçanın sonuna, düşüncenin akışına gö*re aşağıdaki cümlelerden hangisi getirilebilir?

A) Bunun da öyküden alınacak zevki öldürece*ğini düşünüyorum.

B) İçtenlikle söylemek gerekirse, aslında öykü*cülükte iddialı bir yazar değilim.

C) Çünkü ben anlatımda içtenliği ön plana çıka*ran bir sanatçıyım.

D) Alışkanlıktan olsa gerek, bütün öykülerimde merak uyandıracak öğelere yer verdiğimi fark ettim.

E) Bu nedenle bütün gücümü ilginç öyküler yaz-
mak için harcıyorum.

25. 2000-ÖSS

İnsanın doğayla savaşmasında korkunun rolü yadsınamaz. Önemli olan, bu insanca duyguyu iyi değerlendirebilmektir. Nasıl ki kullanılması bi*linmeyen bir silah bazen geri tepip büyük zarar*lara yol açabiliyorsa, korku da denetim altında tutulmayıp kendi başına bırakılırsa sonuç hiç kimse için iyi olmaz. Korkalım; ama neden, niçin korktuğumuzu bilelim. Korkuya yenilme kaygısı*nın tutsağı olmayalım.

Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına gö*re aşağıdakilerden hangisi getirilemez?

A) Korkuyla birlikte yaşamayı öğrenelim.

B) Korkudan, uygun biçimde yararlanmaya çalı*şalım.

C) Korkunun, toplumu değişik yönlerden etkile*diğini unutmayalım.

D) Korkuyu bir engel değil, bir araç olarak görelim.

E) Korkumuzun nedenini öğrenip ona göre dav-
ranalım.

26. 2000-ÖSS

(I) Rize'nin Pazar ilçesinde, Verçenik Yaylası'na gidecek minibüse bindiğimizde, uzun süren oto*büs yolculuğunun yorgunluğunu unutmuştuk. (II) Yaklaşık beş saat süren minibüs yolculuğundan sonra, kararlaştırılan buluşma noktasına ulaştık. (III) Oradakilerle hoşbeşten sonra çadırları kur*duk; sırt çantalarımızı boşalttık. (IV) İlk günler için getirilen taze yiyeceklerle, hemen küçük bir ziyafet sofrası kurduk kendimize. (V) Geceleri fark ettik ki, gökyüzü burada her zaman yıldızlar*la doluydu. (VI) Hemen her gece yıldızlara baka*rak düşler kuruyorduk.

Yukarıdaki parça iki paragrafa bölünmek is*tense, ikinci paragrafın kaçıncı cümleyle baş*laması uygun olur?

A) II. B) III. C) IV D) V. E) VI.

27. 2000-ÖSS

(I) Umarım siz benden çok daha fazla yaşarsı*nız; ama bu yaşlara gelince insanda yaşlılığın farklı bir etkisi oluyor. (II) Yeni bir işe başlarken endişeleniyorsunuz, bitirebilir miyim diye. (III) iti*raf edeyim ki "Köleler ve Tutkular"a başlarken bu endişeyi yaşadım. (IV) Romanda her konu, yazı*lış süresini kendi belirliyor. (V) Hiçbir kitabımın üzerinde bu kadar yoğun çalıştığımı söyleye*mem. (VI) Tam bir ağır işçi gibi sabah saat 8.30'dan akşam 20.00'ye kadar... (VII) Böylesi*ne yoğun çalışmama karşın, kitabı tamamlamam iki yılımı aldı.

Bu parçada numaralanmış cümlelerden han*gisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI.

28. 2001 - ÖSS

Yazın değeri taşıyan bir roman, bir öykü, bir oyun, yaşam çevremizi genişletir; içinde bulun*duğumuz gerçek dünyanın dışına çıkarır bizi. Tam tersine gerçekleri değişik bir gözle görme*mizi, olaylara farklı açılardan bakmamızı sağlar.

Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getiril*melidir?

A) Bu elbette, bir kaçış ya da kendi gerçekleri*mizden kopuş değildir.

B) İç gerilimlerimizden, sıkıntı ve bunalımları*mızdan büyük ölçüde kurtarır.

C) Okuma, insanı her türlü tutkudan kurtararak özgürleştirir.

D) Okuyan bir kişi, bütün bilgi eksiklerini gidere*bilir.

E) Okunan her kitap, iç zenginliğini artırır, duyguları harekete geçirir.

29. 2001 - ÖSS

(I) O, yaşamı yaşayarak öğrenmiş bir yazar. (II) Deneyimlerini ve gözlemlerini herkesle paylaş*mış. (III) Kendi kendine öğrendiği üç yabancı di*li de iyi derecede konuşabilecek düzeye erişmiş. (IV) Öğretmenlik yapmış, siyasetle uğraşmış, yurtiçi ve yurtdışında birçok yeri görmüş. (V) Ki*mi roman ve öyküleri ancak ölümünden sonra yayımlanabilmiş. (VI) Gezdiği, gördüğü yerlerin yöresel renklerini büyük bir ustalıkla yapıtlarına yansıtmış.

Bu parçada numaralanmış cümlelerden han*gisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI.

30. 2001 - ÖSS

(I) Mektup on altıncı yüzyıla kadar salt haberleşme amacıyla kullanılıyor, bu anlamda bir tür ga*zete görevi de yapılıyordu. (II) On altıncı yüzyıl dan sonra ise söz konusu görevinin yanı sır duygu ve düşünceler de mektuplar aracılığla paylaşılmaya başlandı. (III) Goethe'nin ciltler do*lusu özel mektupları, Schiller'in yazışmaları. Gogol, Puşkin, Byron'ın unutulmaz mektupları bunlar arasında sayılmaya değer niteliktedir. (IV) Candide yazarı Voltaire'in yazdığı mektuplar bilgi vermek, danışmak, bilgi almak, yapıtlarını taramak gibi değişik amaçlar içerir. (V) Bu büyük ustanın en başarılı mektuplarıysa, duygularını paylaşmak için yazdığı mektuplardır. (VI) Bunlar, özentiye kaçmadan, yapaylığa düşmeden, içten geldiği gibi yazılmış mektuplardır.

Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragrafın kaçıncı cümleyle başlaması uygun olur?

A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI.

31. 2002-ÖSS

—- Onlardan hep ağır, oturaklı kişiler olmaları istenmiştir. Sanki öyle davranınca saygın olu- nacakmış gibi! Bir çocuk, öğreniminin ancak ilk yıllarında gülebilir. Daha büyük sınıflarda hiç gülebilir mi? Adı hemen "sırıtık"a çıkar. İş yaşamında müdür memura gülmez; memur vatandaşa gülmez. Neden bu asık yüzlülük? Nereden kaynaklanıyor bu gülme korkusu?

Bu parçanın başına, düşüncenin akışına aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

A) Kimileri, beğenilen insanların, az gülen in lar arasından çıktığı görüşünü benimser.

B) Büyükler, küçükleri eleştirip onlardan ke~ ri gibi düşünmelerini beklerler.

C) Çok gülenlerin, kimi zaman çevresinde rahatsız edebileceklerini düşünmeleri gere»

D) İnsanlarımızın gülmeye yatkınlığı vardır; at buna sürekli engel olunmuştur.

E) Toplumumuzda, genellikle, ağırbaşlı öne çıkmıştır.

32.2002 - OSS

insanların beğenileri birbirine uymaz. Belki o kır*mızıdan hoşlanıyor, siz yeşili seviyorsunuzdur. Belki o, VVagner'in müziğini beğeniyor, siz Mozart’ı yeğliyorsunuzdur. …… Gördüklerinden ve dinlediklerinden aldığı tat sizinkine uymuyor diye karşınızdakini zevksizlikle, kabalıkla suçlamaya hakkınız yoktur.

parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

A) Kimi zaman beğenilerinizin bağdaştığı da olur.

B) Öteki sanat dallarında da böyledir bu.

C) Öyleyse nelerden hoşlandığınızı bilmeniz ge*rekir.

D) Çünkü, insanların beğenileriyle davranışları arasında ilişki vardır.

E) Değerlendirmeleri belirli ölçütlere göre yapmak gerekir.

33.2002 - ÖSS

O. okurlarını bilgilendirmekle birlikte onları kendi düşüncelerine göre yönlendirmekten kaçınan bir eleştirmendir. Ele aldığı kitabın niteliklerini sıralar fakat onunla ilgili öznel yorumlardan kaçınır. Dana doğrusu, yapıtla ilgili kesin bir yargıya varmayı okurlarına bırakır. Bu tutum ………

Bu parçanın son cümlesi, düşüncenin akışı*na göre aşağıdakilerden hangisiyle tamamla*nabilir?

A) bilinçli bir okur kitlesinin oluşmasını sağlar.

B) onun, bilgilerine güvenmediğini gösterir.

C) yazarın, geniş okur kitlelerince anlaşamama*sına neden olur.

D) okurun, okuma zevkini köreltir.

E) onun, kişiliğine olan saygıyı azaltır.

34.2002 - ÖSS

(I) Havasından mı, suyundan mı, bilmem; ama aşkadır bu yörenin insanları. (II) Sıcacık yürek-gülümseyen yüzler, içten yaklaşımlar... (III) Yardımsever, konuksever tavırlar ve yoğun bir in*san sevgisi... (IV) Çoğu kişiye zaman kaybı gibi gelir insanlarla ilgilenmek. (V) Bu insanlarda son*radan öğrenilen değil, içten gelen bir yaşama se*vinci vardır. (VI) Güldüler mi içten gülerler, gözle*rinin derinliklerinde yakalarsınız tebessümlerini.

Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

A) II. B) III. C) IV. D) V E) VI.

35. 2003-ÖSS

(I) Dünya ve Türk edebiyatında yazarlara ve öte*ki sanatçılara ait önemli mektuplar var. (II) Ya*zınsal değer taşıyan bu mektuplar, o yazarların gizli dünyalarını da açar bize. (III) Bunlar, okuya*na her dönemde yeni yeni tatlar verir. (IV) Sanat*çıların ya da yazarların birbirlerine yazdıkları mektuplar kitaplaşınca artık onların malı olmak*tan çıkar. (V) Kişisellikten kurtulur, toplumsal iş*lev yüklenmeye başlar. (VI) İki sanatçının özel, gizli ürünleri olma niteliğini yitirir, kitlelerin ortak malı olur. (VII) Yığınlara seslenir, iletilerini yük*sek sesle dile getirir.

Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf hangi cümleyle başlar?

A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI.

36. 2003-ÖSS

Yazma işinde insanın başarıya ulaşması için ve*rilecek reçetelerin, tek başına hiçbir yarar sağla*mayacağını düşünen bir yazar şöyle diyor: "Yüz*de doksan dokuz yetenek, yüzde doksan dokuz disiplin, yüzde doksan dokuz çalışma..." Yaptığı ile hiçbir zaman yetinmemeli yazar. Yaptığı ne kadar iyi olursa olsun gene de yapılabileceğin*den iyi değildir. Sanatçılar, çağdaşlarından ya da öncekilerden daha iyi olmakla yetinmemeli. Kısa*cası bütün sorun

Bu parçadan boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirile*bilir?

A) özgün bir yapıt ortaya koyabilmekte.

B) başka sanatçıların yaptıklarını izleyebilmekte.

C) insanın kendisini yenileyip aşmasında.

D) daha önce ele aldığı konulara değinmemekte.

E) değişik türlere yönelmekte.

37. 2003-ÖSS

Gözlemlerden, yaşantılardan yola çıkıp çok başarılı olmuş sanatçılar vardır; ama aynı yöntemle yazmasına karşın başarılı olamamış, hiçbir iz bırakmamış sanatçılar da çoktur. Örneğin Bazac, hiç evlenmemiş, babalık yapmamış; ama dünyanın en canlı babası Goriot Baba'yı yaratmıştır. Öte yandan bütün yapıtlarını okuduğum Panait İstrati, yaşantısından, gözlemlerinden yo- la çıktığı hâlde çoktan eskimiştir. Bu örneklerden çıkarılacak sonuç, —-

Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

A) edebiyatçının anlattıklarını yaşamış olmasının değil, okura yaşatmasının önemli olduğudur.

B) başarılı romanlar yazabilmenin ilk koşulu, yazarın, anlattıklarına tanık olmasıdır.

C) her romanın, konusuna özgü bir yazma yöntemi gerektirdiğidir.

D) romandaki başarının sanatçının kişilik yapısına bağlı olduğudur.

E) kimi romanlardaki başarısızlığın birçok nedene bağlanabileceğidir.

38. 2003-ÖSS

Okumaya nereden başlasam? Hangi türden kitaplar okusam? Böyle soruları yanıtlamada zor-lanmışımdır hep. Bilirim ki söyleyeceklerimin yönlendirici bir işlevi olmayacaktır. Çünkü her ki-
tabın etkisi, okurun okurluk yaşantısına, birikimine göre değişiklik gösterir. Birinin yüreğinde titresimler yaratan bir kitap, bir başkasının ruhunu kurtarır; esnetir, ağırlığı altında ezer onu. Birine çarpıcı, renkli yaşantılar sunan bir kitap, ötekine bayağı, sıradan gelebilir. —-

Bu parçanın sonuna, düşüncenin akışına gö-re aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

A) Görüldüğü gibi okuma çok yönlü bir etkinliktir.

B) Sözün kısası bir kitabın herkes üzerinde aynı etkiyi bıraktığı söylenemez.

C) Ne var ki iyi bir okur, hangi amaçla okuduğunun bilincindedir.

D) Bu nedenle okuma, okurun kimi bilgi ve becerilerle donanmış olmasını gerektirir.

E) Aslında okurun, okuduklarını bir zihinsel süzgeçten geçirmesi gerekir.

39. 2003-ÖSS

—- Ozanlar da yazarlar da yaşantı işçisidir bir ba*kıma. Gerçek yaşamdan, nesnel dünyadan ka*zandıkları yaşantıyı yeniden üretirler. Bu yenide'-üretme ya da yaratma süreci içinde estetik bir ta! katarlar ona; coşku ve düşünceyle beslenen bir özle yoğururlar onu. Yoğurdukları özü, okura ulaştıracak uygun yollar, uygun biçimler ararla-Şiir, öykü, roman, oyun gibi türlere özgü yasala*rın içinde yeni konumlar kazandırırlar yaşantıya

Bu parçanın başına, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

A) Yazınsal yaratının gücü, okurda düşünsel b-değişme yaratmasına bağlıdır.

B) Okur, romanda, şiirde ya da öyküde karşılaş*tığı yaşamı, düş dünyasında değiştirerek ge*liştirir.

C) Kimi sanatçılara göre yazınsal yapıtlar, ok_-run yaşamı algılama gücünü artırmalıdır.

D) Gerçekte türü ne olursa olsun, her yazınsa yaratının malzemesi yaşantıdır.

E) Şiirler, romanlar, öyküler, okurun yüreğine
yeni duygular uyandırmayı amaçlar.

40. 2003-ÖSS

Klasik öyküyü çok seviyordum. Bu biçimi, özelik*le ilk kitabım için, bilinçli olarak seçtim. Bu tür kitapları ilk okuyuşumda, beğendiğim cümleler-altını çizer, sonra onları bir deftere yazar ve tek*rar tekrar okurdum; bundan da çok zevk alırdım Sonra bir gün Knut Hamsun'un Açlık adlı yapıtnı okudum. Altı çizilecek tek bir satır bile bulama*dım. Oysa kitabı çok beğenmiştim; beğenmek de ne kelime, çarpmıştı kitap beni. "Nerede bun*altı çizilecek satırları?" diye düşündüm. Aynı şe*yi, sevdiğim öteki yazarların yapıtlarında da gördüm. —- Şimdi niyetim, altı çizilecek tek satırı bile olmayan bir kitap yazmak.

Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akı*şına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

A) Demek ki ben, kimsenin başaramadığını ba*şarmıştım.

B) Artık, okurken kitabın sonuna kadar dikkatimi canlı tutamıyordum.

C) Sanatta ulaşmak istediğim özgünlüğü yaka*ladığımı o zaman fark ettim.

D) Sonunda, özlü sözlerden çok, yalın anlatıma değer verilmesi gerektiğini anladım.

E) Söylenenlerin tersine, çağa ayak uyduramamıştım

41. 2004 - ÖSS

Anlatımı güzelleştiren ya da çirkinleştiren etkenler çok yönlüdür. Dil konusunda çalışmayı yapanlar ayrı ayrı adlar altında ele alırlar bu etkenleri. —- Doğrudur da. Çünkü duygu, düşünce,

olay ve olguları sözcüklere dökmedir anlatım. Anlatımın gücü, sözcüklerin kullanımında, onların birbirleriyle oluşturduğu bağıntılardadır.

Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

A) Bununla birlikte, yazınsal söylemle bilgilendirme amaçlı söylemin farklı olduğunu bilirler.

B) Dilin sunduğu olanaklardan yararlanarak değişik cümle türlerine başvururlar.

C) Ne var ki bunlardan her birinin eninde sonunda gelip sözcüklerin seçimine ve kullanımına dayandığını vurgularlar.

D) Sözgelimi, görüntüler yaratacak, daha doğrusu düşünsel resimler oluşturacak sözcükler
seçerler.

E) Sözcüklerin, kişilerin deneyim ve yaşantısına göre değişen anlamlarına çağrışımsal anlam
derler.

42.2004 - ÖSS

Babalarla, çocukların birbirini anlayamadığı kimi dönemler vardır. Böyle bir dönemden ben de geçtim. Bugün artık hayatta olmayan babamla ilişkilerim, yaşamımdaki en büyük üzüntülerden biridir. Çünkü o zamanlar, dünya görüşüyle benim karşımda yer almıştı; ama hiçbir zaman beni reddetmedi tersine anlamaya çalıştı. Bense onun o görüşte olmasını kabul edemedim.

Bu parçanın sonuna aşağıdakilerden hangisi getirilirse konuşan kişinin "pişman" olduğu

anlaşılır?

A) Aslında, farklı düşünse de hoşgörülü olabilirmiş insan.

B) Bunda çevremin de etili olduğunu anladım.

C) Babamın öyle biri olması, beni ondan uzaklaştırıyordu.

D) Çünkü ben gençtim ve doğruları yalnız ben görebiliyordum.

E) Her sorunun, kendine özgü bir çözümü vardır.

43. 2004-ÖSS

Dilleri, zengin yoksul, eksikli, yetkin gibi sözcük*lerle nitelendirmek bilimsel gerçeklerle bağdaş*maz. Her dil, olayları, durumları, varlıkları, evre*ni, kendince adlandırıp yansıtır. Bir başka deyiş*le, o dili kullanan toplumun yaşama biçimiyle ilgi*lidir bu. Örneğin, Türkçede dört ayrı sözcükle an*latılan "baldız, elti, görümce, yenge" için, İngiliz-cede yalnızca "sister - in - law", Almancada ise "Schâgerin" karşılıkları vardır. Bunun gibi Türk*çede "kayınbirader, enişte, bacanak" ilişkisi, İngilizcede "brother - in - law", Almancada ise "Schvvager" sözcüğüyle belirtilir.

Bu parça düşüncenin akışına göre aşağıdaki*lerden hangisiyle sürdürülebilir?

A) Böyle olduğu işin, Türkçe işlenmiş, gelişmiş kültür dili sayılan bu dillerden daha zengindir diyebiliriz.

B) Bu durumda Türkçenin insanoğlunun acıları*nı, tutkularını, düşlerini doğadaki varlıklardan yararlanarak anlatan, olanakları geniş bir dil olduğu görülür.

C) Bu bizim, olsa olsa Türk toplumunda aile ve ak*rabalık ilişkilerinin ayrıntılı olarak yer aldığını, bunun da söz varlığımıza yansıdığını gösterir.

D) Oysa Türkçede bir nesne ya da varlığı anla*tabilmek için doğadaki bir başka nesne ya da varlıktan yararlanma söz konusudur.

E) Daha doğrusu, "İstenirse Türkçeyle anlatıla-
mayacak hiçbir kavram yoktur." düşüncesini
yaygınlaştırmak gerekir.

44. 2004-ÖSS

Bilmiyorum eski dergileri gözden geçiriyor mu*sun? Bunların kimilerinde, okurlara özel bir say*fa ayrılırdı. Bu sayfada, dergiye gelen mektuplar*dan parçalar yer alırdı. Bunların büyük bölümün*de, şimdi senin yönelttiğin türden sorular ve ya*kındığına benzer sorunlar dile getirilirdi. —- Dün de böyleydi yarın da böyle olacak belki.

Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akı*şına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

A) Sana önerim, kendi sorunlarını kendin çöz-mendir.

B) Dergilerin yanlış bir tutumudur bu.

C) Şiir yazmayı sürdürürsen, zamanla, bu tür*den sorulara cevaplar bulabilirsin.

D) Diyeceğim o ki gerçekte yeni bir durum değil bu.

E) Bence her durum, ötekinden farklı özellikler
taşır.

45. 2005-ÖSS

(I) Romanlar vardır, daha ilk sayfasında olay ör*güsünün çekim alanı içine alır okurunu. (II) Kan basıncını yükselten heyecanlar yaratır okurda. (III) Kimi romanlar da vardır, dilsel örüntüsüyle okurun aklına olduğu kadar yüreğine de seslen*me yolunu seçer. (IV) Romanda özgünlük, derin*lik çok yönlülük aranır. (V) Daha doğrusu, oku*run, okuma eylemine tüm varlığıyla katılımını sağlar. (VI) En yüksek coşkuları, estetik tutkula*ra dönüştürür.

Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI.

46. 2005-ÖSS

(I) Resim ve heykel sanatçıları insan elleri üze*rinde çok durmuşlardır. (II) Ortaçağdan bu yana, ressamların yaptığı portrelere baktığınızda göz*lerden çok, ellerin öne çıktığını görürsünüz. (III) Gergef üzerinde dolaşan, çenesini avuçları içine alan, vücut boyunca sarkan eller... (IV) Mutlulu*ğun parıltısını, kaygıların kaynaşmasını, yaşa*maktan usanışı hep bu ellerde görürsünüz. (V) Bundan on binlerce yıl önce insan daha kafasıy*la düşünemezken elleriyle düşünmüş. (VI) İnsan geometri bilmeden su bentleri yapmış, matema*tik bilmeden parmaklarıyla saymış, sanat ve gü*zellik üzerine hiçbir bilgisi yokken mağara duvar*larını, bugün usta ressamların bile yapamayaca*ğı resimlerle donatmış. (VII) Bilimsel ve sanatsal yaratılar konusunda övündüğümüz ne varsa hepsini, insan elinin çağlar boyunca yaptığı ha*reketlere borçluyuz.

Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf hangi cümleyle başlar?

A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI.

47. 2005-ÖSS

Konuşurken yeterince düşünüp en uygun sözü ve söyleyişi bulmaya zaman yoktur. Ama yazdığımız bir yazıyı her okuyuşta, o yazıdaki, dalgınlıktan, dikkatsizlikten doğan yanlışları görüp düzeltme; düşünme ve araştırma eksikliklerini tamamlama, gereksiz bölümleri atma olanağı vardır.—

Bu parçanın sonuna, düşüncenin akışına gi re aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

A) Kısacası her yazarın en çok önem verdiği nokta, sözcük seçimi olmalıdır.

B) Bunun için yazar, araştırmayı zorunlu konuları işlemelidir.

C) Sözün kısası yazar, tümcelerini ayrıntılarla doldurmaktan kaçınmalıdır.

D) Bu nedenle her yazar, yazısını gün ışığına karmadan önce döne döne denetlemelidir.

E) Açıkçası yazar, konuşma dilini değil, yazı dilini kullanmalıdır.

48. 2005-ÖSS

Edebiyatta olup bitenleri, edebiyatın canlılığını yazarın verimliliğini hatta yapıtlarının basan: ya da başarısızlığını kuşaklarla, yaşla değerlendirmek çoğu zaman bizi yanlışlığa götürür. Dostoyevski en büyük iki yapıtından birini, "Karamazof Kardeşler"i ölmeden hemen önce bitirdi, Thomas Mann ise gene en büyük iki yapıtından olan, "Buddenbrook Ailesi"ni bitirdiğinde yirmi altı yaşındaydı. Bu iki yazar da ömürlerinin erken ve geç dönemlerinde başka birçok kitap yazdılar. Bu örnekler bize —

Bu parçanın sonuna, düşüncenin akışına re aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

A) yazarların, yeni dünyalar kurma çabasıyla sürekli bir arayış içinde olduklarını gösteriyor.

B) bir yazarın yapıtlarının hep birbirine be meşinin yaratabileceği güçlükleri hatırlatıyor.

C) yazarların, yazma ve yaratma gücünün yaşla açıklanmayacak bir olgu olduğunu gösteriyor.

D) yazarların kimi dönemlerde kalıcı ürünler verdiğini; ancak bunu sürdürmenin güç olduğunu kanıtlıyor.

E) yazarların, yeni konular bulduklarından
çok çalışmaları gerektiğini yansıtıyor.

49.2005 - ÖSS

Başarılı şairlerin hepsi, kendilerinden önceki şairlerin şiirlerini okuyarak öğrenmişlerdir şiir yaz- mayı. Kendi başınıza da olsa, bir ustanın denetiminde de olsa, şiir yazmayı öğrenmek için ne yapmanız gerektiği bellidir: Beğenilen şiirleri teker teker okuyacak, değerlendirecek, işin sırrına varmaya çalışacaksınız. Şöyle bir okuyup geçmekte değil işin sırrı. Her şairi, her şiiri ayrı ayrı, titizlikle irdeleyeceksiniz. Sözcükleri nasıl seçmiş, nasıl birbirine bağlamış? Dizeleri nasıl kur- muş? Bu türden birçok sorunun yanıtını ararken bütün emeğiniz boşa da gidebilir. Bu nedenle,-— Bu parçanın sonuna, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

A) şairliğe özenen bir insanın şiiri zevk almadan okuması düşünülemez.

B) şiir yazanlar, kimi sıkıntılara katlanmanın ya*nı sıra amacına ulaşamamayı da göze alma*lıdır.

C) şiir yazabilmenin ilk koşulu, iyi şiiri kötüden ayırabilmektir.

D) kötü şiirler, üzerinde uzun uzun çalışılmadan, değişik denemeler yapılmadan yazılanlardır.

E) şiirin yapısını, doğasını kavramamış insanlar,kendilerini şair sanıyorlar.

50.2005 - ÖSS

—- Bir sözcük tek basınayken ses ve anlam yönünden etkileyici özellikler taşımayabilir. Ancak aynı sözcük cümlede öteki sözcüklerle yan yana geldiği zaman etkileyici nitelikler kazanır. Kısaca şunu demek istiyorum: Bir yapıtta anlatımın sağlamlığı, sözcüklerin seçimine ve bunların yerli yerinde kullanılmasına bağlıdır.

Bu parçanın başına, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

A) Bir yazıya başlarken akla ilk gelen sözcük en \ uygun sözcüktür.

B) Dillerin söz dağarcığı birbirinden farklıdır.

C) Sözcüklerin gücünü kullanımları belirler.

D) Düşünceleri, gelişigüzel söylemekten kaçınmak gerekir.

E) Süslü ve özentili anlatım iyi düşünememekten kaynaklanır.

51. 2005-ÖSS

Ünlü eleştirmenlerimizden biri: "Deneme yazı*yorsanız belli bir birikiminiz, söyleyecek sözünüz olmalı." diyor. —- Çünkü onun hem engin bir bil*gi birikimi hem de söyleyecek pek çok sözü var.

Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirile*bilir?

A) Kendisi de öyle bir eleştirmen olmak istiyor.

B) Bu söz o yazarımıza çok uyuyor.

C) Kimileri onun bu görüşüne katılmıyor.

D) Bu nitelikleri taşıyan pek çok sanatçımız var.

E) Bu niteliklerden yoksunsanız eleştirmen sayılmazsınız.

52. 2005-ÖSS

Yazdıklarımın herkesçe okunmasını istiyorum. Beni okuyanların, kitaplarımda kendinden bir parça bulabilmesini, yüreğine seslenen bir şeyler yakalayabilmesini istiyorum. Çünkü önemli olan, okurun, kitapla ve yazarla sıcak bir bağ kurabil*mesidir. Bu nedenle olabildiğince duru bir dil, ya*lın bir anlatım yeğliyorum. Kimi zaman kısa cüm*lelerim yadırganıyor; ama ben bunu bilinçli ola*rak yapıyorum. —-; ancak benim seçimim yalın*lıktan yana. Bu sadelik içinde okurun yüreğine ve beynine ulaşabiliyorsam ne mutlu bana.

Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akı*şına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

A) Ben de bilirim yarım sayfa süren tümceler kurmayı, süslü ve ağdalı bir dil kullanmayı

B) Zaten her konu kendi biçim ve biçemini birlik*te getiriyor ,

C) Ben, sanat yapmak adına anlaşılmaz olmayı seçenlerden değilim

D) Her yazarın anlatımını renklendiren ilginç söz buluşlarından yararlanırım

E) Yazarken, sözcükleri seçmede ince eleyip sık dokuyorum

Cevap Anahtarı : 1.D 2.C 3.C 4.B 5.D 6.B 7.B 8.A 9.D 10.D 11.B 12.E 13.C 14.C 15.D 16.D 17.B 18.E 19.C 20.C 21.E 22.D 23.D 24.A 25.C 26.D 27.C 28.A 29.D 30.C 31.D 32.B 33.A 34.C 35.C 36.C 37.A 38.B 39.D 40.D 41.C 42.A 43.C 44.D 45.C 46.D 47.D 48.C 49.B 50.C 51.B 52.A

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile