REKLAM

268.
(l) Umarım siz benden çok daha fazla yaşarsınız; ama bu yaşlara gelince insanda yaşlılığın farklı bir etkisi oluyor. (II) Yeni bir işe başlarken endişeleniyorsunuz, bitirebilir miyim diye. (III) İtiraf edeyim ki “Köleler ve Tutkular”a başlarken bu endişeyi yaşadım. (IV) Romanda her konu, yazılış süresini kendi belirliyor. (V) Hiçbir kitabımın üzerinde bu kadar yoğun çalıştığımı söyleyemem. (VI) Tam bir ağır işçi gibi sabah saat 8.30'dan akşam 20.00'ye kadar... (VII) Böylesine yoğun çalışmama karşın, kitabı tamamlamam iki yılımı aldı.
Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

A) ll. B) lll. C) lV. D) V. E) Vl.
(2000 - ÖSS)



Parçada I.,II., III. ile V., VI., VII. cümlelerde sözü edilen yazarın "Köleler ve Tutkular" adlı eserini yazarken duyduğu endişelerden ve yapıtığı yoğun çalışmalardan söz edilmiştir. Ancak IV. cümlede romanla ilgili genel bir açıklama yapılmıştır.

Cevap C


269.
Savaşa gidecek askerlerin omzunda gördüğümüz torbalara benzer bir torba da bizim evde hazırlandı. Gerçi babam daha askere çağrılmamıştı; ama çağrılacağı günün pek uzak olmadığını hepimiz biliyorduk. Bu nedenle annem ona, dikişteki bütün becerisini göstererek, kaba patiskadan bir torba dikti. Sanıyorum dikerken kendi kalbini de içini koydu. Çünkü babam aramızdan ayrıldıktan sonra, annemin bir kalp taşıdığını gösteren bütün izler kalkmıştı ortadan.
Bu parçada sözü edilen anneyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

A) Çevresindekilerden hiçbir destek görmüyor.
B) Eşinin gidişinden sonra acıma ve sevme duygularını yitiriyor.
C) Çocuklarıyla birlikte geçim sıkıntısına düşüyor.
D) Savaşın, çocuklarının iç dünyasını etkileyeceğine inanıyor.
E) Savaşa karşı büyük bir öfke duyuyor.
(2000 - ÖSS)



Parçadan sözü edilen annenin, kocasının askere gittikten sonra kalp taşıdığını gösteren bütün izlerin ortadan kalktığı; acıma, sevme, heyecan duyma gibi özelliklerini kaybettiği çıkarılabilir.

Cevap B
270.
Lisede öğrenciyken, elli yaşında biri ölünce, eh zamanı gelmiş de ölmüş, diye düşünürdüm. Altmışında biri ölmüşse sanki ölümü biraz gecikmiş gibi gelirdi bana. Hele yetmişindekiler... Yalnızca yirmi, otuz yaşlarında ölenlere acırdım. Bu acımasızlığım, hainliğimden gelmiyordu; öyleyse neden?
Bu parçanın son cümlesindeki sorunun yanıtı aşağıdakilerden hangisi olabilir?

A) Ömre yönelik değerlendirmelerin yaşla birlikte değişmesinden
B) Olgun insanın, kimsenin kötülüğünü istememesinden
C) İnsanların giderek daha merhametli olmasından
D) İnsanın, yaşlanınca doğruları yanlışlardan daha iyi ayırabilmesinden
E) Yaşlandıkça düşünceleri değiştirmenin zorlaşmasından
(2000 - ÖSS)



Parçada lisede okuyan bir öğrencinin, gencin, yaşlı insanların ölümleri hakkında umarsız düşüncelerinden söz edilmektedir. Aynı öğrenci genç insanların ölümüne üzülmektedir. Parçanın sonundaki soru cümlesinde lise öğrencisinin bu düşüncelerinin acımasızlıktan kaynaklanmadığı belirtilmektedir. Demek ki yaşama yönelik düşünceler gençlere ve yaşlılara göre değişebilmektedir.

Cevap A


271.
İster olay öyküsü olsun, isterse durum öyküsü; benim öyküm, okunduktan sonra belleklerden uçup gitmemeli. Konusuyla, özüyle, diliyle, biçimsel ustalıklarıyla okuru kuşatmalı. Kişi, öyküyü okuyup bitirdikten sonra değişmeli. Yıllar sonra o öykünün anımsanan, insanı etkileyen bir yanı bulunmalı. Sait Faik’in “Hişt Hişt” adlı öyküsü, lirizmi ve şiirselliğiyle, Sabahattin Ali’nin “Değirmen” adlı öyküsü iletisiyle böyle değil mi?
Böyle diyen bir kişiye göre, öykünün temel niteliği nedir?

A) Ünlü öykücülerin yazdıklarını düşündürmesi
B) Belirli bir olay ya da durumdan yola çıkması
C) Bilinen, somut gerçeklere dayanması
D) Okurları, unutamayacakları biçimde etkilemesi
E) Çelişkilere dayalı bir yapısının olması
(2000 - ÖSS)



Parçada öykünün temel niteliği daha ilk cümlede "benim öyküm, okunduktan sonra belleklerden uçup gitmemeli" sözüyle açıklanmıştır.

Cevap D


272.
Anadili öğretimini Türkçe’nin söz değerlerine dayandırmak gerekir. Yıldız yerine “star”, gösteri yerine “şov” gibi yabancı sözcükleri kullanır; sürekli olarak, anlamını bilmediğimiz Arapça sözcükleri yinelersek çocukların söz dağarcığı karmaşık bir hal alır. Bundan da öte, sözcükler açık ve aydınlık bir anlam kazanamaz. Çocuklarımız arasından sanatçıların, bilim adamlarının çıkmasını daha başlangıçta engellemiş oluruz. Çünkü bilgin ya da sanatçı, bulgu ve yargılarını, gözlem ve deneyimlerini, anadilinin kavramları üzerine kurar. Kavramlar açısından duruluk kazanmamış bir zihin, açık seçik düşünemeyeceğinden, bir buluş ya da yapıt ortaya koyamaz.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Söz dağarcığının konuşma gücünü etkilediği
B) Dil eğitiminin toplumsal gelişme açısından önemli olduğu
C) Yaratıcılığın önkoşulunun yüksek düzeyde bir eğitim görmek olduğu
D) Kimi sözcüklerin anlamda bulanıklığa yol açtığı
E) Anadilini iyi bilmemenin yaratıcılığı engellediği
(2000 - ÖSS)



Parçada anadilini iyi öğrenmeyen bir kişinin bir buluş ya da yapıt ortaya koyamadığı anlatılmak istenmiştir. Bu, parçanın son cümlesinde de çok açık bir şekilde dile getirilmiştir.

Cevap E


273.
Genel anlamda insan düşüncesinin ürettiği değerlerin tümünü iki ana kümeye ayırabiliriz. Bunlardan ilki maddi kültürdür. Maddi kültür, insanoğlunun doğaya egemen olmak için yaptığı tüm araç ve gereçler ile bunları kullanma bilgisidir. İkincisi ise yaşamı düzenlemek, zenginleştirmek, korumak için konulmuş kurallar dizgesi olan manevi kültürdür. Bu iki kültür, birbirinden ayrılmamalıdır. Böyle bir yaklaşım, kültürü daha anlamlı ve yararlı kılar.
Bu parçada kültürle ilgili olarak vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Bir bütün olarak ele alınması gerektiği
B) Kişiden kişiye değişen boyutlarının olduğu
C) Toplumsal değerlerin önemli bir yer tuttuğu
D) Kişiliklerin oluşumunda etkili olduğu
E) Toplumsal yaşayışı belirlediği
(2000 - ÖSS)



Parçada iki tür kültürden söz edilmiştir. Vurgulanmak istenen düşünce parçanın sonunda "Bu iki kültür, birbirinden ayrılmamalıdır." sözüyle açıklanmıştır.

Cevap A


274.
Ozanları, yaşadıklarını, duyduklarını yazan kişiler diye tanımlamak yanlıştır. Sözgelimi Cahit Sıtkı, yaşadıklarını, duyduklarını yazan bir ozan olarak bilinir. Oysa ölüm acısını tatmamış, yaşamamıştır. Bununla birlikte, sık sık ölümden duyulan acıyı işlemiştir. Onunla yıllarca arkadaşlık yaptım. Bir gün bile ölüm sözcüğünü işitmedim ondan. Ölmüş bir sevdiği de yoktu yanılmıyorsam. Ölüm yalnız bir temaydı onun için.
Bu parçada vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Her ozanın şiiri, belirli konuları içerir.
B) Ozanların, şiirleriyle yaşantıları arasında ilişki olmayabilir.
C) Her ozanın, şiir evreni aynı zenginlikte değildir.
D) Şiirin etki gücü, okuyucuyu duygulandırmasıyla ölçülür.
E) Hiçbir ozan, duygulanmadan şiirini oluşturamaz.
(2000 - ÖSS)



Parçada vurgulanmak istenen düşünce paragrafın ilk cümlesinde "Ozanları, yaşadıklarını, duyduklarını yazan kişiler diye tanımlamak yanlıştır." sözüyle belirtilmiştir. Yani ozanların yaşadıklarıyla yazdıkları uyuşmayabilir. Daha sonraki cümleler ise bu cümleyi destekler niteliktedir.

Cevap B


275.
İnsanın doğayla savaşmasında korkunun rolü yadsınamaz. Önemli olan, bu insanca duyguyu iyi değerlendirebilmektir. Nasıl ki kullanılması bilinmeyen bir silah bazen geri tepip büyük zararlara yol açabiliyorsa, korku da denetim altında tutulmayıp kendi başına bırakılırsa sonuç hiç kimse için iyi olmaz. Korkalım; ama neden, niçin korktuğumuzu bilelim. Korkuya yenilme kaygısının tutsağı olmayalım.
Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilemez?

A) Korkuyla birlikte yaşamayı öğrenelim.
B) Korkudan, uygun biçimde yararlanmaya çalışalım.
C) Korkunun, toplumu değişik yönlerden etkilediğini unutmayalım.
D) Korkuyu bir engel değil, bir araç olarak görelim.
E) Korkumuzun nedenini öğrenip ona göre davranalım.
(2000 - ÖSS)



Parçada bilinçsizce korkmanın zararlarından, korkuya yenilme kaygısının tutsağı olmamak gerektiğinden söz edilmiştir. Parçanın sonuna getirilecek cümle de buna yakın bir anlam taşımalıdır. Seçeneklere baktığımızda parçada anlatılanlara yakın anlamlar içerdiği için A, B, D, E seçenekleri parçanın sonuna getirilebilir. C’de belirtilen "korkunun, toplumu değişik yönlerden etkilediğine" parçada değinilmemiştir. O halde C parçanın sonuna getirilemez.

Cevap C


276.
Hayır. Sanatçı, sanatçıdır. İşini doğru yapan, ne yapmak istediğini iyi bilen biri, her ortamda saygı görüyor. Türkiye’de de, dünyanın heryerinde de. Kadın ya da erkek, fark etmiyor.
Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık olarak söylenmiş olamaz?

A) Yurtdışında sanatçı olarak yaşamanın zorluları var mıdır?
B) Kadın yönetmen olmak güçlük doğurur mu?
C) Yurtiçinde sanatçı olmakla yurtdışında sanatçı olmanın farkları var mıdır?
D) Sanatçı olarak ilgi görmek koşullara göre değişir mi?
E) Saygı gören bir sanatçı olmak için bazı niteliklere sahip olmak gerekiyor mu?
(2000 - ÖSS)



Parçada "saygı gören bir sanatçı olabilmenin nitelikleri" belirtilmediğinden E seçeneği parçaya yönelik bir soru olamaz.

Cevap E


277.
Ödüllerin, her şeyden önce, genç yazarların tanınmasında, geniş kitlelere ulaşmasında çok yararlı olduğunu düşünüyorum. Elli yıl öncesine kadar Türkiye’de edebiyat ödülü yoktu. Bugün ise çok sayıda, belki de gereğinden çok ödül var. Ödüllerin sayıca artması onlara verilen önemi azaltıyor. Ayrıca bu ödüllerin bir bölümü tek bir yazınsal türe özgü. Oysa bütün türleri kapsayan ve her yıl düzenli olarak verilen ödüller edebiyat dünyasında daha büyük önem taşıyor. Ödülün değerini bulmasını sağlayan en önemli öğe de seçici kurulunun aynı kalması. Böylece, yapılan değerlendirmeyle ilgili bir ölçüt, ortak bir beğeni oluşuyor.
Bu parçada ödüllerle ilgili olarak aşağıdakilerin hangisine değinilmemiştir?

A) Niçin önemli olduğuna
B) Kimilerinin belirli sınırlar içinde kaldığına
C) Sayısı çoğaldıkça önemini yitirdiğine
D) Yazarlara maddi destek sağlama işlevi olduğuna
E) Yerleşmiş olanların önem taşıdığına
(2000 - ÖSS)



Parçada ödüllerle ilgili "Ödüllerin, her şeyden önce, genç yazarların tanınmasında, geniş kitlelere ulaşmasında çok yararlı olduğunu düşünüyorum." sözüyle A’ya, "Ayrıca bu ödüllerin bir bölümü tek bir yazınsal türe özgü." sözüyle B’ye, "Ödüllerin sayıca artması onlara verilen önemi azaltıyor." sözüyle C’ye, "Oysa bütün türleri kapsayan ve her yıl düzenli olarak verilen ödüller edebiyat dünyasında daha büyük önem taşıyor." sözüyle E’ye değinilmiştir. Ancak D’de belirtilen "yazarlara maddi destek sağladığı" yargısına parçada değinilme-miştir.

Cevap D


278.
Yetkin insan, bilgilenme, bilinçlenme yoluyla aydınlanmanın ışığından geçmiş insandır. Soran, sorgulayan, aydınlığı arayan bir kişiliği vardır onun. Bu tür bir kişilik kumaşının dokunduğu tezgâhın bir adı da eleştirel okumadır. Eleştirel okuma kişiyi bilinçlendirir. Bu yolla bilinçlenmiş kişinin nitelikleri arasında ise okuduklarını yargılama ve onlardan kendine özgü sonuçlar çıkarma başta gelir.
Bu parçada, eleştirel okumanın hangi yönü üzerinde durulmamıştır?

A) Yararlı bir okuma yöntemi olduğu
B) Yol gösterici bir işlevinin bulunduğu
C) Okullarda kazandırılması gerekli bir beceri olduğu
D) Yorumlama gücünü geliştirdiği
E) Kişiye, değerlendirme yetisi kazandırdığı
(2000 - ÖSS)



Parçada eleştirel okumayla ilgili "Eleştirel okuma kişiyi bilinçlendirir." sözünden A, "Soran, sorgulayan, aydınlığı arayan bir kişiliği vardır onun." sözünden B, "okuduklarını yargılama ve onlardan kendine özgü sonuçlar çıkarma başta gelir" sözünden D ve E seçenekleri çıkarılabilir. C seçeneğinde belirtilen "okullarda kazandırılması gerekli bir beceri olduğu" yargısı çıkarılamaz.

Cevap C


279.
Sahnenin tozunu ilk yuttuğunda çocuk denecek yaşlardaydı ve o günden bu yana inmedi sahneden. Oyunculuk dışında oyun yazarlığı, yönetmenlik, çevirmenlik gibi uğraşlarla da ilgilendi. Tiyatro dünyamızın en kıdemlilerinden, en renkli kişiliklerinden biri olan, seyircisiyle müthiş bir iletişim kurabilen bu yetenekli sanatçının ilgi alanı tiyatroyla da sınırlı kalmıyor. Güncel konular üzerine yazdığı yazılarıyla, düşüncelerini, eleştirilerini okurlarla paylaşıyor. O, aynı zamanda bir konuşma, bir anlatım ustası; anlatanla dinleyeni, oyuncuyla seyirciyi bir araya getiren bir usta.
Bu parçaya göre söz konusu sanatçıyla ilgili olarak aşağıdaki yargılardan hangisine varılamaz?

A) Okuru incitici konuları işlemekten kaçınır.
B) İzleyicisini etkiler, onlarla bütünleşir.
C) Dilin olanaklarından çok iyi yararlanır.
D) Oyunculuk dışındaki işlerle de ilgilenir.
E) Mesleğinde çok başarılıdır.
(2000 - ÖSS)



Seçeneklere baktığımızda, parçada "seyircisiyle müthiş bir iletişim kurabilen bu yetenekli sanatçının" sözünden B, "aynı zamanda bir konuşma, bir anlatım ustası" sözünden C, "sanatçının ilgi alanı tiyatroyla da sınırlı kalmıyor" sözünden D, "Tiyatro dünyamızın en kıdemlilerinden" sözünden E çıkarılabilir. A’da belirtilen "Okuru incitici konuları işlemekten kaçınır." yargısı parçadan çıkarılamaz.

Cevap A


280.
Yazar, dili, ses, biçim, anlam özellikleriyle iyi bilen ve kullanan kişidir. Bu anlamda dile yeni kavramlar, kalıplar, sözcükler kazandırabilir. Gerçekte hiçbir yazar, bakalım bu romandan, bu öykü ya da şiirden dilciler kaç kural çıkaracak, diye yazmaz. Yazamaz; ama yazdıklarıyla dile yeni sözcükler katar. Dili işlerken yalnızca dilciye değil, edebiyat tarihçisine, toplumbilimcilere, başka araştırmacılara da malzeme yaratır.
Bu parçadan yazarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

A) Dilin söz varlığını geliştirdikleri
B) Dilin anlatım olanaklarını genişlettikleri
C) Yaptıklarıyla, yeni çalışmalara olanak hazırladıkları
D) Dil konusunda, geniş bir bilgiye sahip oldukları
E) Dile kazandırdıklarıyla kalıcı olmaya çalıştıkları
(2000 - ÖSS)



Yazarla ilgili, parçada "yazdıklarıyla dile sözcükler katar" sözünden A, "Bu anlamda dile yeni kavramlar, kalıplar, sözcükler kazandırabilir." sözünden B, "Dili işlerken yalnızca dilciye değil, edebiyat tarihçisine, toplumbilimcilere, başka araştırmacılara da malzeme yaratır." sözünden C, "Yazar, dili, ses, biçim, anlam özellikleriyle iyi bilen ve kullanan kişidir." sözünden D çıkarılabilir. Parçadan E seçeneğinde belirtilen "Dile kazandırdıklarıyla kalıcı olmaya çalıştıkları" yargısı çıkarılamaz.

Cevap E


281.
Eylül’de Kaçkarlar’ın çevresinde “kestane karası fırtınası” gelip çatar. Kestanelerin dökülme zamanıdır artık. Yöre insanı için kestanelerin hem meyvesi, hem de kerestesi çok değerlidir. Çünkü evlerin özellikle dış cephesi bu ağaçtan yapılır. Rüzgârlar vadilerde uğuldamaya, yapraklar dökülmeye başlamıştır bugünlerde. Karın habercisi olan “karakuş” birazdan pencerenin pervazına tüner. Derinden kurt sesleri gelir. Orman tüm yaşamıyla hazırdır uzun ve beyaz kışa.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangi-sinde verilenlerden yararlanılmıştır?

A) Karşılaştırma, tanımlama, öyküleme
B) Açıklama, öyküleme, betimleme
C) Tartışma, karşılaştırma, öyküleme
D) Tanımlama, örnek gösterme, betimleme
E) Açıklama, tartışma, örnek gösterme
(2000 - ÖSS)



Parçada "Eylülde Kaçkarlar’ın çevresinde kestane fırtınası gelip çatar. Kestanelerin dökülme zamanıdır. Yöre insanı için kestanenin hem meyvesi, hem de kerestesi çok değerlidir." cümlelerinde bilgi vermek amaçlandığından açıklamaya; "Rüzgârlar vadilerde uğuldamaya, yapraklar dökülmeye başlamıştır bugünlerde. Karın habercisi olan karakuş birazdan pencerenin pervazına tüner. Derinde kurt sesleri gelir." cümlelerinde olaylar anlatıldığından öyküleme, çevre tasvir edildiğinden betimleme vardır.

Cevap B


282.
Japongülleri, her sabah yüzlerce çiçekle ala boyanırdı. Dil büyüklüğünde beş yapraktan oluşan çiçeklerin tomurcukları sabahları hızla açılır, akşamları aynı hızla kapanırdı. Solan çiçekler, bir sonraki gün ağacın altındaki toprağa kızılımsı bir ölüm damgası vururdu. Bu hızlı değişim, beni hüzünlendirir, içimi karartırdı.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisi yoktur?

A) Söz sanatlarına başvurma
B) Gözlem gücünden yararlanma
C) Olayları oluş sırasına göre anlatma
D) Deyimlere başvurarak anlatımı güçlendirme
E) Söylenenleri, örneklerle zenginleştirme
(2000 - ÖSS)



Japongüllerinin yaprakları dile benzetildiğinden A, görme duyusuyla ilgili varlıklar anlatıldığından B, çiçeklerin sabahları açılıp akşamları kapanmasından söz edildiğinden C, " ölüm damgası vurmak, içimi karartmak" sözleri deyim olduğundan D’ye başvurulmuştur. Parçada E’ye, söylenenleri örneklerle zenginleştirmeye, başvurulmamıştır.

Cevap E


283.
(l) Mektup on altıncı yüzyıla kadar salt haberleşme amacıyla kullanılıyor, bu anlamda bir tür gazete görevi de yapıyordu. (II) On altıncı yüzyıldan sonra ise söz konusu görevinin yanı sıra, duygu ve düşünceler de mektuplar aracılığıyla paylaşılmaya başlandı. (III) Goethe'nin ciltler dolusu özel mektupları, Schiller'in yazışmaları, Gogol, Puşkin, Byron'ın unutulmaz mektupları bunlar arasında sayılmaya değer niteliktedir. (IV) Candide yazarı Voltaire'in yazdığı mektuplar öğüt vermek, danışmak, bilgi almak, yapıtlarını tanıtmak gibi değişik amaçlar içerir. (V) Bu büyük ustanın en başarılı mektuplarıysa, duygularını paylaşmak için yazdığı mektuplardır. (VI) Bunlar, özentiye kaçmadan, yapaylığa düşmeden, içten geldiği gibi yazılmış mektuplardır.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragrafın kaçıncı cümleyle başlaması uygun olur?

A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI.
(2001 - ÖSS)



Bir parçanın iki paragrafa ayrılabilmesi için, parçada iki ayrı düşüncenin işlenmiş olması gerekir; çünkü her paragraf bir düşünce etrafında döner. Buna göre parçayı incelediğimizde IV. cümleye kadar mektupların işlevinden söz edildiğini ve bunun örneklendirildiğini, bu cümleden sonra ise Voltaire’in mektuplarının tanıtıldığını görüyoruz. Dolayısıyla parça IV. cümleden başlanarak ayrı paragrafa ayrılabilir.

Cevap C


284.
(I) Sonbahar, kendisinden sonra gelecek kış mevsiminin gizli telaşını yaşatıyor doğaya. (II) Amasra'da bir Roma yapıtı olan Kuşkayası Yol Anıtı sarı bir örtüyle kaplanıyor. (III) Hasankeyf'teki Artukoğulları zamanından kalma cami, minaresindeki son leyleği yolcu ediyor. (IV) Kaçkarlarda yağmur fazla mesai yapmaya başlıyor. (V) Bolu Dağları'nda, Istrancalarda gezinirken yerlerde ağaç gövdelerinin hüzünlü yüzlerini, acılı bakışlarını görüyoruz.
Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde insana özgü bir nitelik doğaya aktarılmamıştır?

A) l. B) II. C) III. D) IV. E) V.
(2001 - ÖSS)



I. cümlede geçen "telaş" sözü, III. cümlede geçen "yolcu ediyor" sözü, IV. cümlede geçen "fazla mesai yapıyor" sözü, V. cümlede geçen "hüzünlü yüzler" sözü kişileştirmeyi oluşturan sözlerdir. II. cümlede böyle bir kişileştirme söz konusu değildir.

Cevap B


285.
(I) O, yaşamı yaşayarak öğrenmiş bir yazar. (II) Deneyimlerini ve gözlemlerini herkesle paylaşmış. (III) Kendi kendine öğrendiği üç yabancı dili de iyi derecede konuşabilecek düzeye erişmiş. (IV) Öğretmenlik yapmış, siyasetle uğraşmış, yurtiçi ve yurtdışında birçok yeri görmüş. (V) Kimi roman ve öyküleri ancak ölümünden sonra yayımlanabilmiş. (VI) Gezdiği, gördüğü yerlerin yöresel renklerini büyük bir ustalıkla yapıtlarına yansıtmış.
Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI.
(2001 - ÖSS)



Parçanın genelinde yazarın kişisel gelişimiyle veya nitelikleriyle ilgili açıklamalarda bulunulmuş; ancak V. cümlede eserlerinin ne zaman yayımlandığından söz edilmiş. Bu ayrı bir konudur ve parçadaki düşüncenin akışını bozmaktadır.

Cevap D


286.
Yazın değeri taşıyan bir roman, bir öykü, bir oyun, yaşam çevremizi genişletir; içinde bulunduğumuz gerçek dünyanın dışına çıkarır bizi. ....... Tam tersine gerçekleri değişik bir gözle görmemizi, olaylara farklı açılardan bakmamızı sağlar.
Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

A) Bu, elbette, bir kaçış ya da kendi gerçeklerimizden kopuş değildir.
B) İç gerilimlerimizden, sıkıntı ve bunalımlarımızdan büyük ölçüde kurtarır.
C) Okuma, insanı her türlü tutkudan kurtararak özgürleştirir.
D) Okuyan bir kişi, bütün bilgi eksikliklerini giderebilir.
E) Okunan her kitap, iç zenginliğini artırır, duyguları harekete geçirir.
(2001 - ÖSS)



Parçada boş bırakılan yere kadar edebiyat eserlerinin olumlu etkilerinden söz edilmiş, boşluktan sonra ise "tam tersine" denerek yine olumlu durumlardan söz edilmiş. Buradan, boş bırakılan yerde edebiyat yapıtlarının olumsuz bir yönüne değinildiğini ya da bir olumsuzluk gibi algılanabilecek durumun varlığını çıkarabiliriz. Seçeneklere baktığımızda sadece A’da olumsuz anlaşılabilecek bir durumun varlığından söz edilmiş, diğerlerinde olumlu yönlerin anlatımına devam edilmiştir.

Cevap A


287.
Bence resmin farklı bir sunuluşunun olması gerekiyor. Daha geniş çevrelerce izlenebilmesi için bugünkü koşulların düzeltilmesi, ayrıca daha sık sergiler açılması gibi öneriler geliyor aklıma.
Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisinin yanıtı olabilir?

A) Resim piyasasında çok yüksek ücretler söz konusu; bunun nedenini açıklayabilir misiniz?
B) Sergilerde en iyi parçalar satılıyor; geriye kalanlar için nasıl bir değerlendirme yapabilirsiniz?
C) Resimlerin, ilginç olduğu ölçüde izleyici topladığı söyleniyor; sizce bu doğru mudur?
D) Bir ressamın başarılı olmasının ölçüsü, resimlerinin çok satılması mıdır?
E) Günümüzde, resimlerin yalnızca müze benzeri yerlerde sergilenmesini nasıl karşılıyorsunuz?
(2001 - ÖSS)



Parçada "daha geniş çevrelerce izlenebilmesi için" sözüne bakarak, resimlerin sergilendiği yerlerden söz edildiğini çıkarabiliriz. Öyleyse soru da bu konuda olmalıdır. Böyle bir sorunun E’de sorulduğunu görüyoruz.

Cevap E


288.
"Gençliğimde okuduğum kitapları yeniden okuyacak yaşa geldim." demiş bir yazar. Ne kadar doğru! On ya da yirmi yıl önce okuduğumuz bir kitabı yeniden elimize aldığımızda ya da eski bir filmi tekrar izlediğimizde ne kadar değişik izlenimler ediniyor, nasıl da farklı yorumlara varabiliyoruz! Aynı durum, kuşkusuz, tiyatro için de geçerli. On yıl önce izlediğimiz bir oyunu, aynı yönetmenin on yıl sonraki yorumuyla seyrederken, bu gerçeği daha iyi algılıyoruz.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Değişik sanat yapıtları temelde benzer nitelikler taşır.
B) Tiyatro yönetmenleri aynı oyunu zaman zaman farklı yorumlarla sunarlar.
C) Yazarlar yaşlandıkça yaratma güçleri artmaktadır.
D) İnsanların bakış açıları, değerlendirme ölçütleri yaşla birlikte değişmektedir.
E) Tiyatro yapıtları, değişik biçimlerde yansıtılmaya uygundur.
(2001 - ÖSS)



Parçada geçen "On ya da yirmi yıl önce okuduğumuz bir kitabı yeniden elimize aldığımızda ... ne kadar değişik izlenimler ediniyor insan." Sözleri anlatılmak isteneni vermektedir. Bu anlamı veren D seçeneği aynı anlamı vurgulamaktadır.

Cevap D


289.
Akşam yemeğinde sessizlik vardı. Büyükler, yemek yer gibi görünüyorlardı; ama pek bir şey yedikleri yoktu. Biz çocuklara, bir an önce yemeğimizi bitirip masadan kalkmamız söylendi. O günden sonra yaşamımız değişmişti. Babaannemin eğlenceli tekerlemeler söylediği, annemin zarafet ve güzellikle renklendirdiği, lezzetli yemeklerin sohbet ve kahkaha ile yendiği o akşamlar nerede kalmıştı?
Bu parçada anlatılan aile üyelerinin içinde bulunduğu durum, aşağıdakilerden hangisiyle nitelendirilebilir?

A) içekapanık – gururlu
B) kırgın – görgülü
C) tedirgin – sıkıntılı
D) huysuz – kaderci
E) saygılı – utangaç
(2001 - ÖSS)



Parçada sözü edilen aile, yemek yer gibi yapıp yemediği, sessizlik içinde bulunduğu için onların tedirgin olduğunu söyleyebiliriz.Ayrıca babaanne, eğlenceli tekerlemeleri artık söylemediğine göre ailenin sıkıntılı olduğu da söylenebilir.

Cevap C


290.
Yazı dediğimiz büyülü şekiller, önceleri taşın, kilin, kemiğin, ipeğin, bambunun üzerinde binlerce yıl oyalandı. Sonra papirüsün, parşömenin, derinin üzerinde epeyce konakladı. Daha sonra asıl büyük birikimini sağladığı kâğıt üzerinde ışıltılarla dolaştı. Günümüzden otuz kırk yıl önce, elektronik devreler arasında gözle görülmez küçücük mekânlarda istiflendi. Böylece, aynı anda dünyanın bir başka köşesinde görülebilen bir nitelik kazandı.
Bu parçada, yazıyla ilgili olarak vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Ne gibi değişmeler geçirdiği
B) Uygarlığın gelişmesini sağladığı
C) Hangi gereksinimler sonucunda ortaya çıktığı
D) Kâğıdın bulunuşundan nasıl etkilendiği
E) Günümüzde önemli bir iletişim aracı olduğu
(2001 - ÖSS)



Parçada yazının önce taş, kil... sonra derinin.... daha sonra kağıdın üzerinde....günümüzde elektronik devreler halinde olduğu söylenerek ne gibi değişmeler geçirdiği vurgulanmaktadır.

Cevap A


291.
Roman yazarı, romanındaki kişilerin düşüncelerine, duyarlıklarına ortak olmalı, onlar gibi düşünmeli, onlar gibi duyumsamalıdır yazarken. Özellikle bizim toplumumuz için geçerli bir yöntemdir bu; çünkü Anadolu insanının yüzyıllardan beri süzülüp gelen bir yaşam biçimi; doğaya, insana, topluma, kendine özgü bir bakışı vardır. Bunun bütün yönleriyle romanlaştırılmasının, açık, anlaşılır, özlü bir anlatımla okura ulaştırılmasının gereğine inanıyorum. İşte romanlarımda yapmaya çalıştığım, budur bir bakıma.
Bu parçadan, romancılarla ilgili olarak aşağıdaki yargıların hangisi çıkarılabilir?

A) İçinde bulunduğu toplumu yönlendirmelidir.
B) Kendisini roman kişileriyle özdeşleştirmelidir.
C) Okurun düzeyini iyi belirlemelidir.
D) Her romanında, farklı yaşam biçimlerini yansıtmalıdır.
E) Toplumun tarihsel gelişimini göstermelidir.
(2001 - ÖSS)



Parçada geçen "onlar gibi düşünmeli, onlar gibi duyumsamalı" sözleri yazarın roman kahramlarıyla özdeşleşmesi gerektiğini anlatmaktadır.

Cevap B


292.
Öykülerimdeki anlatıcıyı ben olarak düşünmeseniz iyi olur. Bir öyküdeki sevgili, ille de yazarın sevgilisi değildir. Elbette bir küçük yaşantıdan, yaşanmış, gerçek anlardan da yola çıkarak öyküler, romanlar yazılabiliyor; ama yazarın çizdiği görüntülerin ille de yaşanmış olması gerekmez. Önemli olan, okuru, bu görüntülerin gerçekliğine inandırması, onu bu görüntülerin içine çekmesidir.
Bu parçaya göre, öykünün en önemli niteliği aşağıdakilerden hangisidir?

A) Yazarın, başından geçenleri, başkalarının öyküsüymüş gibi anlatması
B) Yaşanmış olaylardan bir seçme yapılarak bunların anlatılması
C) Yazarın, yaşadıklarını değiştirerek vermesi
D) Gerçek olayların, gerçek olmadığı izlenimi bırakacak biçimde yansıtılması
E) Olayların, okuyucuda, yaşanmışlık duygusunu uyandıracak biçimde anlatılması
(2001 - ÖSS)



Parçada geçen "Önemli olan, okuru bu görüntülerin gerçekliğine inandırması..." sözü öykünün en önemli niteliğini vermektedir. Bu anlam E’de açıkça ortaya konmuştur.

Cevap E


293.
Gençlere, kendi kalıplarımıza göre düşünmeyi öğretmek, yalnız onlar için değil, bütün toplum için zararlı bir tutum. Şunu unutmamak gerekir: Birtakım temel kavramları verirken onlara kendi değer yargılarımızı da benimsetmeye çalışırsak belki söz dinleyen bir kuşak yaratabiliriz; kendi değerlerimize göre yetiştirdiğimiz gençleri kurulu düzenin savunucuları olarak görebiliriz. Fakat düşünmeyi öğrenmeden yetişen genç, günü gelir, öğretilenlerin dışında, yeni durumlarla karşılaştığında şaşırır, kendine güvenemez ve yaşamın akışı içinde bir yandan öte yana savrulur durur.
Bu parçada, gençlerle ilgili olarak anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Büyükleri örnek almalarının sorun yarattığı
B) Yanlış yapa yapa doğruya ulaşacakları
C) Değişik görüşler öne sürmelerinin kuşak çatışmasını ortaya çıkaracağı
D) Düşünce ve davranışlarında özgür olacak biçimde eğitilmeleri gerektiği
E) Üzerlerindeki baskının, her şeye karşı koyan kişiler olmalarına yol açtığı
(2001 - ÖSS)



Parçada gençlere özgür düşünmeyi öğretmek yerine, onları kendi kalıplarımıza göre yetiştirmenin onlar için ileride zararlı olacağı vurgulanmıştır. Bu düşünce D’de açıklanmıştır.

Cevap D


294.
Dört beş yaşlarında bir çocuk ağaca tırmanıyor. Onu izleyen annesi, çocuğa: "Dikkat et, in, düşersin." demiyor. "Ağaçtan düşersen ne olabileceğini düşünüyor musun?" diyor.
Yukarıda sözü edilen annenin yapmak istediği aşağıdakilerden hangisidir?

A) Çocuğu korkutmaktan kaçınmak
B) Ağaçtan düşüp, çocuğun bundan ders almasını sağlamak
C) Çocuğu, durum üzerinde düşündürerek ona doğruyu buldurmak
D) Söz dinlemesi gerektiğini çocuğa anlatmak
E) Kendine güvenmesinin önemli olduğunu çocuğa anlatmaya çalışmak
(2001 - ÖSS)



Parçada sözü edilen anne, çocuğa yapması gerekeni söylemiyor, yaptığı hareket üzerinde onu düşündürüyor. Bu anne C’de söyleneni yapmak istemektedir.

Cevap C


295.
Bir paragrafı anlayarak okumak, bir matematik problemini çözmeye benzer. Bir problemi çözmek için onu oluşturan öğeleri değerlerine göre kullanmak, aralarındaki bağlantıyı doğru kurmak bir zorunluluktur. Bunun gibi bir paragrafı anlamak için de onu oluşturan sözcüklerin anlamını doğru algılamak, birbirleriyle bağlantılarını bulmak gerekir. Ayrıca, yansıttıkları düşünceyi ve düşünsel düzeni görmek de bir gerekliliktir.
Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Düşünceler sözcükler aracılığıyla dile getirilir.
B) Okunanların anlaşılmasında sözcüklerin yeri ve bunlar arasındaki ilişki önemlidir.
C) Matematik problemlerinin çözümünde temel olan, okuduğunu anlamadır.
D) Duygu ve düşüncelerin eksiksizce anlatımı, bunlara uygun sözcükler bulmayı gerektirir.
E) Her alanın, kendine özgü anlamlar içeren sözcükleri ve kuralları vardır.
(2001 - ÖSS)



Parçada geçen, "bir paragrafı anlamak için de onu oluşturan sözcüklerin anlamını doğru algılamak, birbirleriyle bağlantılarını bulmak gerekir." sözü anlatılmak isteneni vermektedir. Bu anlam B’de verilmiştir.

Cevap B


296.
Anadili, onu kullanan bireyler arasında köklü sevgi bağları oluşturur. Bilinçaltına dek uzanarak kişinin iç varlığını kuşatan bu bağlar, toplumsal yaşamda çok gerekli olan güven duygusunun da kaynağıdır; çünkü birbirini sevip sayan, birbirine güven duyan bireylerin oluşturduğu bir toplumda, bireylerin gelecek korkusu olmaz.
Bu parçada vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Anadilinin, ortak duygular oluşturmada çok önemli bir işlevi olduğu
B) Kişilerin yetiştikleri ortamla benlikleri arasında sıkı bir ilişki bulunduğu
C) Anadilindeki ses özelliğinin kişilerin düşünce ve duygularını etkilediği
D) Aynı dili kullanan kişilerin, aynı doğrultuda düşünebileceği
E) Anadili eğitimine ağırlık vererek ulusal duyguları pekiştirmek gerektiği
(2001 - ÖSS)



Parçada anadilinin bireyler arasında sevgi bağları, güven duygusu oluşturduğundan söz edilmektedir. Bu, anadilinin onu kullanan bireyler arasında ortak duygu oluşturmada ne kadar önemli bir işlevinin olduğunu anlatmaktadır.

Cevap A


297.
Evimin penceresini tümüyle kapatan kiraz ağacı, önceki sabah birden duvağını takıp pencereden içeri uzandı. Ak çiçekleriyle el öpmeye geldi sanki. Nedendir bilmem, her yıl içimde bahar sevinçleri tutuşturan kiraz ağacı, bu yıl beni yalnızca kederlendiriyor, yalnızca hüzün veriyor bana. Duvak takmış kiraz ağacına gülümsemek nedense bir türlü gelmiyor içimden.
Bu parçadan, kiraz ağacıyla ilgili olarak nasıl bir sonuç çıkarılabilir?

A) Bu yıl daha erken, daha çok çiçek açmıştır.
B) Duyguları etkileme gücü azalmıştır.
C) Çiçeklerindeki renk zenginliği şaşırtıcıdır.
D) Evin dış dünyayla bağlantısını engellemektedir.
E) Olumsuz çağrışımlar uyandırmaktadır.
(2001 - ÖSS)



Parçada geçen "... kiraz ağacı bu yıl beni kederlendiriyor, hüzün veriyor bana..." sözleri kiraz ağacının yazarda olumsuz çağrışımlar uyandırdığını bildirmektedir.

Cevap E


298.
Bilim dili, nesnel bir dildir; çünkü terimlerle kurulur, terimlerle oluşur. Terimlerin de açık, anlaşılır, aydınlık olması gerekir. Bunun da baş koşulu, terimlerin, anlamları herkesçe bilinen sözcüklerden yapılmasıdır. Böyle olmazsa bilim dili, anlaşılmaz; karmaşık bir görünüm alır. Bu yüzden, bilim adamları arasında tam bir anlaşma olmaz. Ayrıca, bilim ürünlerini geniş halk yığınlarına iletmek de olanaksızlaşır.
Bu parçada, terimlerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Anlamlarının kişiden kişiye değişmemesine
B) Dilin sık kullanılan sözcüklerinden oluşturulmasına
C) Bilimsel iletişimi sağlamasına
D) Bilimsel çalışmaları geliştirip hızlandırmasına
E) Güç anlaşılan bir yapıda olmamasına
(2001 - ÖSS)



Parçada geçenleri bularak değinilmeyeni ortaya çıkaralım. Bilim dilinin terimlerle kurulduğu için nesnel olduğu söylendiğine göre A; herkesçe bilinen sözcüklerden yapılmasından B; bilim adamları arasında anlaşmayı sağlamsından C; açık, anlaşılır, aydınlık olması gerektiğinden E parçadan çıkarılabilir. Ancak terimlerin bilimsel çalışmaları geliştirdiğine parçada değinilmemiştir.

Cevap D


299.
Bir edebiyatçı değil, bir toplumbilimciydi. Toplumbilimin bilim olarak yeni yeni oluşmaya başladığı bir dönemde yaşamıştı. Bir müzisyenin çelişkili dünyasını inceleyerek ilginç bir yapıt oluşturdu: "Mozart: Bir Dahinin Sosyolojisi Üzerine". Bu yapıtında, müzisyeni, toplumbilimin kendine özgü yöntemleriyle anlatmaya çalışıyor. Yer yer bir bilimsel belge niteliği taşıyan kitap, bir dahinin insana özgü, değişik durumlarını yansıtıyor. Ayrıca, bir insanın çaresizliğini dile getirerek, bunu yaşanmış örneklerle zenginleştiriyor.
Bu parçada tanıtılan yazarla ilgili olarak aşağıdakilerin hangisinden söz edilmemiştir?

A) Nesnel, kanıtlanabilir bilgiler verdiğinden
B) Yapıtının etkileyici nitelikler taşıdığından
C) Bütün yapıtlarını aynı yöntemle oluşturduğundan
D) Anlattıklarının gerçeklere dayandığından
E) Ele aldığı kişiyi, farklı özellikleriyle yansıttığından
(2001 - ÖSS)



Parçada geçenleri bulalım. "yer yer bilimsel belge niteliği taşıyan" sözünden A; "ilginç bir yapıt oluşturdu" sözünden B; "yaşanmış örneklerle zenginleştiriyor" sözünden D; "insana özgü değişik durumlarını yansıtıyor" sözünden E parçadan çıkarılabilir. Parçada yazarın yapıtlarını aynı yöntemle oluşturduğundan söz edilmemiştir.

Cevap C


300.
Yazar, öykülerinde, insanın insanla, insanın geleneklerle çatışmasını, günlük yaşamın akışı içinde, abartısız ve sevecen bir yaklaşımla ele alır. Anlattıkları, olağanüstü olaylar, olgular, durumlar değildir. Dünyanın herhangi bir ülkesinin bir yöresinde, bu öykülerdekine benzer yaşamlar hâlâ vardır. Basit halk inançları, etkili bir biçimde öykülerinin atardamarını oluşturur. Geçim derdi, biten sevgiler, öykülerden fışkıran renkli tablolardır.
Aşağıdakilerden hangisi, bu parçada sözü edilen öykücünün bir özelliği değildir?

A) Ders vermeyi amaçlama
B) Anlatımda doğallığı benimseme
C) Sıradan öğeleri çarpıcı kılma
D) Karşıtlıklardan yararlanma
E) Folklorik öğelere yer verme
(2001 - ÖSS)



Öykücünün parçada verilen özelliklerini bulalım. "abartısız ve sevecen bir yaklaşımla" sözünden B; "anlattıkları olağanüstü olaylar, durumlar, olgular değildir" sözünden C; insanın insanla, insanın gelenekle çatışması" sözünden D; "basit halk inançları öykülerinin atardamarını oluşturur" sözünden E parçadan çıkarılabilir. Ancak bu öykücünün ders vermeyi amaçladığına dair bir ipucu parçada yoktur.

Cevap A


301.
Bana sorarsanız şiir ne yerdedir ne göktedir; insanın yaratıcılığındadır; çünkü otlar da, gökyüzü de birer araçtır ozan için. Nedenine gelince, ozan keşfetmez, icat da etmez; değiştirir, olabileceği tasarlar, olmayacağı dile getirir. Dahası, görüleni, görülmeyenle yeniden kurar. Kurduğu bu dünyanın işe yarayıp yaramayacağını hiç hesaba katmaz. O, yalnızca kendine özgü bir dille duygu ve düşüncelerini şiirleştirir.
Bu parçaya göre şair, şiirini yazarken aşağıdakilerin hangisine başvurmaz?

A) Varlıkları farklı biçimlerde algılamaya
B) Okuyucuyu bir düşünceye yönlendirmeye
C) Alışılmış anlatım biçimlerinden kaçınmaya
D) Gördüklerini düş gücüyle biçimlendirmeye
E) Şiirlerini oluştururken doğadan yararlanmaya
(2001 - ÖSS)



Parçada geçen "görüleni, görülmeyenle yeniden kurar" sözünden A; "yalnızca kendine özgü bir dille duygu ve düşüncelerini şiirleştirir" sözünden C; "değiştirir, olabileceği tasarlar" sözünden D; "otlar da gökyüzü de birer araçtır ozan için" sözünden E parçadan çıkarılabilir. Parçada şairin okuyucuyu bir düşünceye yönlendirdiğinden söz edilmemiştir.

Cevap B


302.
Edebiyatçı olmaya heveslenen gençlerin sayısı her geçen yıl artıyor. Bu gençler, hemen üne kavuşmak istiyorlar. Çalışarak beklemeyi göze alanların sayısı çok az. Öte yandan ülkemizde eleştirmenlerin sayısı da oldukça sınırlı. Bu yüzden onların bunca şairle, öykücüyle, romancıyla ilgilenebilmesi olanaksız. O zaman da kitaplarından söz edilmeyen, umdukları ilgiyi göremeyen genç yazarlar: "Eleştiri öldü; bizde eleştirmen yok!" diye yakınıyorlar. Aslında eleştiri ölmedi; ama bu gidişle ölecek!
Bu parçada sözü edilen gençlerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Herkesçe tanınmak istediklerine
B) Eleştirmenleri suçladıklarına
C) Sabırsız olduklarına
D) Yapıtlarının düzeysiz olduğuna
E) Edebiyata, giderek daha çok gencin ilgi duyduğuna
(2001 - ÖSS)



Parçada geçen "hemen üne kavuşmak istiyorlar" sözünden A; "eleştiri öldü, bizde eleştirmen yok" sözünden B; "beklemeyi göze alanların sayısı çok az" sözünden C; "edebiyatçı olmaya heveslenen gençlerin sayısı her geçen yıl artıyor." Cümlesinden E parçadan çıkarılabilir. Parçada gençlerin yapıtlarının düzeysiz olduğundan söz edilmemiştir.

Cevap D


303.
Bizim yazınımızda deneme türü oldukça cılızdır. Bu durum, dünya yazını için de geçerlidir. Hemen belirtelim ki denememizin cılızlığı nicelikseldir. Yani denemecimiz az, deneme türünde yazılmış yapıtların sayısı sınırlıdır. Buna karşılık nitelik bakımından dünya yazınındaki seçkin deneme örnekleriyle rahatça boy ölçüşebilecek yetkinliktedir. Konu yönünden de insanoğlunu bütünüyle kuşatan bir çeşitlilik gösterir. Aynı şeyi, öteki yazın türleri için, örneğin roman için, tiyatro için söyleyemem.
Bu parçada, yazınımızdaki deneme türünün hangi yönü üzerinde durulmamıştır?

A) Yazılanların sayıca azlığı
B) İçerik yönünden zenginliği
C) Başka türlere oranla daha ileri bir düzeyde olduğu
D) Dünyadaki örnekleriyle yarışabilecek nitelikte olduğu
E) Dil ve yöntem bakımından, yazılışının güçlüğü
(2001 - ÖSS)



Parçada geçen " denememizin cılızlığı nicelikseldir" sözünden A; "... nitelik bakımından dünya yazısındaki seçkin deneme örnekleriyle boy ölçüşebilecek yetkinliktedir" sözünden B ve D; "insanoğlunu bütünüyle kuşatan bir çeşitlilik gösterir. Aynı şeyi öteki yazın türleri için... söyleyemem" sözünden C parçadan çıkarılabilir. Parçada denemenin dil ve yöntem bakımından yazılışının güç olduğuna değinilmemiştir.

Cevap E

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile