REKLAM

221.
(I) Okuduğunuz bir eserin nitelikli olup olmadığını mı anlamak istiyorsunuz? (II) Bu, seçici bir okurun yanıtlaması gereken ilk sorudur. (III) Onu birkaç ay sonra tekrar ele alın. (IV) Kötüyse okumaya değmez; iyi ise değişik bir tatla karşınıza çıkar. (V) Size yepyeni ufuklar açar.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
(1998 - ÖSS)



Parçada II numaralı cümlenin, düşüncenin akışını bozduğunu görüyoruz. Çünkü ilk cümledeki soruya III numaralı cümlenin tam bir cevap olduğu ve bu cümlenin ilk cümleden hemen sonra gelmesi gerektiği parçanın akışından bellidir.

Cevap B


222.
Bu roman Reşat Nuri’nin önemli ve başarılı bir yapıtı değildir. Ancak ... Reşat Nuri bu yapıtında yer yer şematik ve didaktik olmakla birlikte çok önemli toplumsal bir sorunu romana taşımıştır.
Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilemez?

A) ilk tezli romanlarımızdandır
B) içerdiği gözlemler ve yaşantılar yönünden ilginç özellikler taşımaktadır
C) yaklaşık doksan yıl önce yaşanan sorun, günümüzde de çözülememiştir
D) yaşanmış olaylardan yola çıktığı için tarihçilere kaynaklık etmiştir
E) sanatçının toplumsal roman alanındaki çalışmalarının ilk örneği olması açısından ilginçtir
(1998 - ÖSS)



Parçanın ilk cümlesinde romanın başarılı olmadığı söylenmiş. Daha sonra "ancak" dendiğine göre bunun tersi bir anlam ifade edilecek demektir. Yani romanın olumlu bir yönüne değinilecek demektir. A, B, D, E seçenekleri romanın olumlu özelliklerinden söz ettiğinden boş bırakılan yere getirilebilir. C'de ise sözü edilen sorunun hâlâ çözülememiş olmasından, söz edilmesi olumsuz bir durumdur; "ancak" sözünden sonra getirilemez.

Cevap C


223.
Bireyi mesleğe yönlendirirken onun ilgileri, yetenekleri ve toplumun ihtiyaçları göz önüne alınmalıdır. Ancak on, on beş yıl sonra hangi meslekte ne kadar insan gücüne ihtiyaç duyulacağını kestirebilmek zor. Ayrıca bu bir ölçüde kestirilebilse bile, zamanla bazı mesleklerle ilgili modalar ortaya çıkıyor. Özellikle gençler arasında kimi meslekler daha çok tutulmaya başlıyor; ister istemez o mesleğe eğilim artıyor. Sonra, bazı mesleklerde daha çok para kazanıldığı için gençler özellikle o mesleklere yöneliyor....
Bu parça düşüncenin akışına göre aşağıdaki cümlelerden hangisiyle sürdürülebilir?

A) Aslında çalışma alanlarının ve mesleklerin sınırlı oluşu buna yol açıyor.
B) Bence, bireylerin ilgilerinin çok yönlü ve çok boyutlu olmayışı, belirli mesleklerde yığılmaya neden oluyor.
C) Sözün kısası bu tutum, yeni yeni mesleklerin doğmasını sağlıyor.
D) Bu sorun, anne ve babaların çocukları yanlış yönlendirmesinden kaynaklanıyor.
E) Sonuç olarak toplumun ihtiyaçlarıyla insanların eğilimlerini bağdaştırmak zor oluyor.
(1998 - ÖSS)



Parçanın ilk cümlesinde ana düşünce verilmiş. "Mesleğe yönlendirmede bireyin ilgisi ve yetenekleri yanında toplumun ihtiyaçlarının da göz önüne alınması gerektiği" söylenmiş. Diğer cümlelerde böyle olmadığı anlatılmış. Olması gerekenin olmamasının sonucunun ne olduğunun parçanın son cümlesinde açıklanması gerekir. Bu açıklama E'de yapılmıştır. Burada insanların eğilimleriyle toplumun ihtiyaçlarının bağdaşmaması sözü edilen durumun bir sonucudur.

Cevap E


224.
Adını yurt dışında da duyuran ünlü ressamımızla daha çok, oğlunun Cihangir’deki resim atölyesinde karşılaşırdık. Bildim bileli yalnız yaşayan bir kadındı. Soylu, sade, zarif ve çok güzeldi. Konuşurken sesini bir kez bile yükselttiğine tanık olmadım. Her zaman yüzünde ipeksi bir gülümseyiş, bakışlarında huzurlu bir anlam vardı.
Sözü edilen ressamın, bu parçada vurgulanmak istenen özelliği aşağıdakilerden hangisidir?

A) Özgürlüğüne düşkün olma
B) Öteki meslektaşlarına benzememe
C) Güzelliğiyle dikkat çekmek isteme
D) Yumuşak bir kişiliğe sahip olma
E) Ressamlığını ön planda tutmama
(1998 - ÖSS)



Parçada sözü edilen ressamın fiziksel ve ruhsal yönden betimlendiğini görüyoruz. Bu betimlemede üzerinde durulan, konuşurken sesini yükseltmemek, yüzündeki ipeksi gülümseyiş gibi unsurlar kişinin yumuşak bir kişiliğe sahip olduğunu gösterir.

Cevap D


225.
Kasım gelince tatil yapılan yöreler boşalır. Giden gider, kalanların başı dinçtir. Yaz günlerinin o şen şakrak havası, yerini dingin güzelliklere bırakır. Güneş hâlâ bedenleri ısıtır. Büyük kentlerin gürültüsünden kaçıp bu kıyılara yerleşen insanların en sevdiği zamandır kış ayları. Böyle bir günde bisikletinizi tahta iskelenin başına bırakıp oltanızı denize sallandırabilirsiniz. Balık çıkmasa bile baş başa kaldığınız doğanın sessiz müziği ruhunuzu dinlendirmeye yeter.
Bu parçada vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Tatil yörelerinin yazın daha kalabalıklaştığı
B) Kışın balık avlamanın insana ayrı bir tat verdiği
C) İnsanların dinlenmek için kıyı kentlerini seçtiği
D) Her mevsimin kendine göre güzelliklerinin olduğu
E) Tatil yörelerinin kışın daha dinlendirici olduğu
(1998 - ÖSS)



Parçada kasım gelince tatil yörelerinin boşaldığından söz edilmiş. Doğanın sessiz müziğinin geride kalanların ruhunu dinlendirdiği söylenmiş. Böylece "tatil yörelerinin kışın daha dinlendirici olduğu" anlatılmak istenmiştir.

Cevap E


226.
Bu yazarımız, Türk insanını konuşturmada, sözcüğün gerçek anlamıyla özgün bir sanatçıdır. Romancılığımızın bu yönden gelişmesinde büyük hizmetleri olmuştur. Konuşturmalarda en küçük bir yapaylık yoktur. Sokağın dilini, roman dili konumuna getirmedeki çabaları da küçümsenemez. Çünkü tek tek sözcükleri yan yana getirmekle yetinmemiş; bunlardan kendine özgü bir anlatım oluşturmuştur.
Bu parçada sözü edilen yazarla ilgili olarak anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Halk dilinin özelliklerini doğal bir biçimde kullanarak özgün bir anlatıma ulaşmıştır.
B) Yapaylığa düşmemek için romanlarında kendi insanımızın yaşamını işlemiştir.
C) Konuyla anlatım biçimi arasındaki etkileşime önem vermiştir.
D) Romanda, kendisinden önce kullanılan anlatım biçimlerine karşı çıkmış, yeni anlatım olanakları yaratmıştır.
E) Anlattıklarını gözlemlerine dayandırmaya özen göstermiştir.
(1998 - ÖSS)



Yazarın, sokağın dilini roman dili konumuna getirmesi, halk dilinin özelliklerini kullanması; en küçük bir yapaylığın bulunmaması, dili doğal bir biçimde kullanması; kendine özgü bir anlatımının olması, özgün bir anlatıma ulaşması anlamına gelir. Bütün bunlar A'da söylenmiştir.

Cevap A


227.
Çocuğa yalnızca bilgi yükleme eğitimin amacı değildir. Gereğinden fazla bilgi yüklenmesi, çocuğun ancak belleğini geliştirir. Fazla bilgi, çocuğu yaşama hazırlamadığı gibi, onun bireysel özgürlüklerini de engelleyebilir. Çünkü çocuk öğrendiklerini uygulamak için gerekli deneyimden yoksun kalır; bu yüzden aklını kullanamaz, özgür düşünemez, özgür davranamaz. Yeni durumlar karşısında çözüm üretemez. Böyle olunca da kendine, her zaman bağlı kalacağı bir iskele, bir dayanak arar.
Bu parçada vurgulanmak istenen düşünce aşağıdakilerden hangisidir?

A) Bilgili kişiler bellekleri güçlü olanlardır.
B) Çok bilgili insanlar, olaylara ve durumlara yönelik düşünceler üretemezler.
C) Eğitim, düşünebilme ve düşündüğünü uygulayabilme yetisi kazandırmalıdır.
D) Kişilerin yaşama uyum sağlaması özgür düşünmelerine bağlıdır.
E) Özgürce davranabilen kişiler, sorunlara ustalıkla çözüm bulurlar.
(1998 - ÖSS)



Parçada eğitimin amacının çocuğa bilgi yüklemek olmadığı söylenmiş ve böyle bir eğitimin özgür düşünmeye ve özgür davranmaya engel olduğu anlatılmış. Böylece eğitimin amacının düşünebilme ve düşündüğünü uygulayabilme yetisi kazandırmak olduğu anlatılmak istenmiştir.

Cevap C


228.
Yaşam olduğu gibi kalmaz; kuşkusuz hep değişir. Ancak değişimin yavaş ya da hızlı olduğu dönemler vardır. Gelenekler, bu değişimin hızlandığı dönemlerde insanların karşısına büyük bir sorun olarak çıkar. Yaşanan günle geçmiş arasında gözle görülür bir farkın olmadığı dönemlerde ise böyle bir sorun yoktur.
Bu parçada aşağıdaki düşüncelerden hangisi vurgulanmaktadır?

A) Gelişme ve değişmelerin hızını, toplumun kendisi belirler.
B) Yenileşmelerin hızlanması toplumlarda sorunların doğmasına yol açar.
C) Toplumu oluşturan bireyler, geleneklerin buyruklarını hiç düşünmeden yerine getirirler.
D) Toplumsal yaşamdaki yenilikler değişimlerin göstergesidir.
E) Geçmişle, içinde bulunulan zamanı karşılaştırmak toplumları yanlış yönlendirir.
(1998 - ÖSS)



Parçada yaşamın sürekli değiştiğinden söz edilmiş ve değişimin hızlandığı dönemlerde geleneklerden dolayı büyük sorunlar yaşandığı söylenmiş. Dolayısıyla yenileşmenin hızlanmasının toplumda sorunlar doğurduğu anlatılmak istenmiştir.

Cevap B


229.
Flaubert için şöyle diyorlar: “On sene, yirmi sene sonra aynı dizelere hayranlık duyar, aynı biçimleri arar, aynı şeyleri beğenir. Öyle görünüyor ki yirmisine doğru kavrayabildiği düşünceleri kavramış ve sonra bütün yaşamı boyunca bunları somutlamaya çalışmıştır. Yaşamını hiçbir biçimde yapıtlarına yansıtmamıştır. Durağan bir yaşamı olan bu sanatçıyı tutucu olarak nitelemek yanlış olmaz.”
Aşağıdakilerden hangisini söyleyen kişi, bu parçada belirtilenlere karşı çıkmaktadır?

A) Ağır ama özenli çalışan bir yazardı; sanatıyla ilgili düşünceleri zamanla daha da kesinleşti.
B) Yazıda dilin ritmik akışını ve hecelerin uyumunu arar, tıpkı müzik gibi okurun zihninin derinliklerine seslenmek isterdi.
C) Zaman içinde beğenileri aynı kalan bir yazarın, “Madam Bovary” gibi çağının çok ilerisinde bir roman yazabilmesine ne demeli?
D) “Madam Bovary”de karakterlerin bütün özelliklerini ya da olayları, duygulara kapılmadan yansıtarak nesnelliğini ortaya koymuyor mu?
E) “Mektuplar”da kendi kişiliğini yapıtına yansıtmamak için çırpınan bir yazarın, bunu romanlarında da yapmasını doğal karşılamak gerekmiyor mu?
(1998 - ÖSS)



Parçada yazar Flaubert hakkında söylenen bir eleştiriden söz etmiş. Bu eleştiri onun düşünce-lerinde ömrü boyunca pek bir değişme olmadığı, tutucu olduğuyla ilgilidir. Yazar bu düşünceye karşı çıkacağına göre Flaubert'in beğenisinin aynı kalmadığını, hatta çağlar ötesine uzanacak kadar tutuculuktan uzak olduğunu söylemesi gerekir. Bu anlam da C' de söylenmiştir. Yazar sözü edilen eleştiri doğru olsaydı Flaubert'in çağının çok ilerisinde bir roman yazmasının mümkün olmayacağını söyleyerek eleştirilere karşı çıkmaktadır.

Cevap C
230.
Okuru kitaplarla, yazarlarla buluşturma işlevini bütünüyle yerine getirmese de, gönlümüzden geçenleri yeterince karşılayamasa da kitap fuarlarını çok seviyorum. O renk renk kitapların oluşturduğu çiçek bahçesinde dolaşmak, onlara dokunmak; o güzelliklerin tadına varmak... Yüreği sanat sevgisiyle çarpan güleç yüzlere merhaba demek, gözlerdeki ışıltıyı, mutluluğu damarlarımızda duyumsamak... Duygusal yönden az şey midir bunlar?
Bu parçada kitap fuarlarıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Sevilen yerler olarak herkesin ilgisini çektiğine
B) Görüntüsüyle sanatsal zevkler uyandırdığına
C) Kimi yazarlarla tanışma olanağı sağladığına
D) Güzel duygular uyandırarak insanı mutlu ettiğine
E) Gezip görenlerin beklentileriyle ilgili kimi küçük eksiklikler bulunduğuna
(1998 - ÖSS)



Seçeneklerde söylenenleri parçada gösterelim: "renk renk kitapların oluşturduğu çiçek bahçesi" sözünden B; "yüreği sanat sevgisiyle çarpan güleç yüzlere merhaba demek" sözünden C; " gözlerdeki ışıltıyı, mutluluğu damarlarımızda duyumsamak" sözünden D; ilk cümlede sözü edilen eksikliklerden E parçadan çıkarılabilir. Ancak parçada fuarların herkesin ilgisini çektiğine değinilmemiş.

Cevap A


231.
Ben ünlü bir yayınevinde çalışan bir öykü yazarıyım. Pek çok kitabı yayıma hazırladım bugüne değin. Yazarın coşkusunu paylaşarak kiminin adını bile koydum. Bir virgüllük katkım olan her kitabı kendiminmiş gibi sahiplendim. Basımevinden geldiğinde sıcacık bir ekmek demektir her kitap benim için. Emekle ekmeğin birleşen kokusunu taşır her kitap o an. Elinizdekiyse benim ilk öykü kitabım. Saymadım; ama kim bilir kaçıncı kitabım.
Öykücünün bu sözlerinden, kendisiyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

A) Kitaplarla uğraşmayı her şeyin üstünde tuttuğu
B) Başkalarının kitaplarına da katkılarının olduğu
C) Bir kitabı yayıma hazırlamanın kendisine çok zevk verdiği
D) Kitapları yayıma hazırlamanın, yazarlık için iyi bir başlangıç olduğunu düşündüğü
E) Kendisi için kitapların büyük bir değerinin olduğu
(1998 - ÖSS)



Seçeneklerde söylenenleri parçada gösterelim: "Bir virgüllük katkım olan her kitabı" sözünden B; "sıcacık bir ekmek demektir her kitap benim için" sözünden C ve E; kitaplarla uğraşmayı çok sevmesinden yola çıkılarak A parçadan çıkarılabilir. Ancak parçada yayımcılıkla uğraşmanın yazarlık için iyi bir başlangıç olduğundan söz edilmemiş.

Cevap D


232.
Anadili bilincinden yoksun Osmanlı okumuşu, Arapça ve Farsçadan sözcük ve dilbilgisi kurallarını alarak Türkçeyi neredeyse yok olma durumuna getirmişti. Tanzimat’tan Meşrutiyet’e kadar süren sadeleşme ve Cumhuriyet döneminde başlatılan özleştirme hareketleriyle Türkçe, işte bu yok olma tehlikesinden kurtulmuştur. Bu durumda, Türkçe köklerden Türkçe eklerle yeni sözcükler türetmek, böylece dilimizin söz dağarcığını Türkçe sözcüklerle zenginleştirmek daha doğru, daha yerinde bir tutum değil midir?
Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Osmanlı aydınlarının anadili konusundaki tutumuna
B) Yabancı dillerden sözcük ve kural almanın olumsuz sonuçlar doğuracağına
C) Türkçeyi, yabancı dillerin baskısından kurtarmak için yapılan çalışmalara
D) Türkçenin söz varlığını zenginleştirme yollarından birine
E) Türkçeyi özleştirme çalışmalarının kimler tarafından yürütüldüğüne
(1998 - ÖSS)



Seçeneklerde söylenenleri parçada gösterelim: "Osmanlı okumuşu Türkçeyi neredeyse yok olma durumuna getirmişti." Sözünden A ve B; " Tanzimat'tan Meşrutiyet' e kadar süren sadeleşme ve Cumhuriyet döneminde başlatılan özleştirme…" sözlerinden C; "Türkçe eklerle yeni sözcükler türetmek" sözünden D çıkarılabilir. Ancak özleştirmenin kimler tarafından yürütüldüğüne parçada değinilmemiştir.

Cevap E


233.
Özel zevkleri için bir yarım saat bile ayırdığını sanmıyorum. Kentlerarası bir yolculukta bile ya bir yolcu ya bir şoför muavini bulur, onlarla konuşmaya dalardı; bir yandan da elindeki küçük kâğıtlara bir şeyler yazardı. Romanlarını yeni baskıya hazırlarken, bir kompozisyon ödevi gibi titizlikle düzeltirdi. Yapıtlarındaki sağlamlık biraz da bu dikkatinden gelir. Durmadan aldığı notlar ise, roman kahramanlarını doğal konuşturmada gösterdiği başarının kaynağı olmuştur. Yazınımızın en rahat okunan o güzel öykülerini, bu dil kaynağından beslenerek yazmıştır.
Böyle tanıtılan yazarın yapıtlarıyla ilgili tutumu konusunda, aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Çalışmalarında titiz davrandığına
B) Her fırsatta malzeme topladığına
C) İlgi çekici konuları işlediğine
D) Dil ve anlatımına özen gösterdiğine
E) Düzeltmek ve geliştirmek için çalıştığına
(1998 - ÖSS)



Parçada nelere değinildiğini bulalım: "… kompozisyon ödevi gibi titizlikle düzeltirdi" sözünden A ve D; "…elindeki küçük kâğıtlara bir şeyler yazardı" sözünden B; her yeni baskıda eserlerini gözden geçirmesinden E çıkarılabilir. Ancak parçada yazarın hangi konuları işlediğine değinilmemiştir.

Cevap C


234.
Gerçek şiir bir doğa yemişidir. Duyar duymaz ku-lakta ses, ruhlarda iz bırakan ve yüksek sesle oku-nur okunmaz insanın içinde titreşimler uyandıran bir şeydir. Şiir, bir müziktir; gergin gövdeleri gevşetir; kişinin iç dünyasına bir yön verir; onun dünyaya daha güzel bir gözle bakmasını, yaşama sıkı sıkı sarılmasını sağlar.
Aşağıdakilerden hangisi, şiirin bu parçada değinilen özelliklerinden biri değildir?

A) Duygulara seslenme
B) Doğadan yararlanma
C) Bakış açısını değiştirme
D) Sinirsel yorgunluğu giderme
E) Okuyanı yaşama bağlama
(1998 - ÖSS)



Seçeneklerde söylenenleri parçada gösterelim: "İnsanın içinde titreşimler uyandırır" sözünden A; "dünyaya daha güzel bir gözle bakmasını sağlar" sözünden C; "gergin gövdeleri gevşetir" sözünden D; "yaşama sıkı sıkı sarılmasını sağlar" sözünden E çıkarılabilir. Ancak parçada şiirin doğadan yararlandığına dair bir bilgiden söz edilmemiştir.

Cevap B


235.
On altıncı katta asansörden indik. Bana odayı gösterecek çocuğun peşinden yürüyordum. Çocuk kısa bir koridoru geçti, bir odanın önünde durdu. Ben de durdum. Kapıyı açtı, içeri girdik. Perdeler sıkı sıkıya kapalı. Çocuk perdeleri açıp dışarıyı göstermek istedi. Engel oldum. Lambaları yaktı. Banyonun kapısını açtı. Bir şey isteyip istemediğimi sordu. İstemediğimi söyledim. Bahşişini verdim, gitti.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?

A) Duyguları yansıtma
B) Eylemleri oluş sırasına göre verme
C) Gözlem gücünden yararlanma
D) Değişik yapılı cümleler kullanma
E) Birinci kişinin ağzından anlatma
(1998 - ÖSS)



Parçayı incelediğimizde birbiri peşi sıra gelen olayların anlatıldığını görüyoruz. Yani eylemler oluş sırasına göre verilmiştir (B). Yazar dış dünyada gördüklerini anlattığına göre gözlem gücünden yararlanmıştır(C). Parçanın birinci cümlesi basit , ikinci cümlesi bileşik olduğundan değişik yapılı cümleler kullanılmıştır(D). Parçanın bütün cümleleri yazarın ağzından anlatıldığı için de E parçadan çıkarılabilir. Ancak cümlelerin herhangi birinde yazar gözlemlerine yorumunu katmadığı için duygularını da yansıtmamıştır.

Cevap A


236.
Ankara’nın, mimarisiyle ünlü ilçesi Ayaş’ta bir sokak... Sokaktaki tarihi evlerden biri... Badanası solmuş, sıvaları yer yer dökülmüş. Pencere pervazları da doğaya direniyor; bir bakıma evin sahibi yaşlı kadını andırıyor. Ev de yorgun, sahibi de. Ne var ki yaşam sürüyor.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisine başvurulmamıştır?

A) İzlenimleri belirtmeye
B) Benzetme yapmaya
C) Eksiltili cümleler kullanmaya
D) Kişileştirmeden yararlanmaya
E) Örnekler vermeye
(1998 - ÖSS)



Yazar parçada sokaktaki tarihi evlerle ilgili izlenimlerini anlattığından A, evi yaşlı kadına benzettiğinden B, birinci ve ikinci cümlelerin yüklemleri olmadığından C, insana özgü olan "yorgun" sıfatını ev için kullandığından D, parçada başvurulanlar arasındadır. Parçada herhangi bir düşünce aktarılmadığından onunla ilgili örnekler de verilmemiştir.

Cevap E


237.
(I) Sabahları, gecenin nemiyle ürpermiş çimenler üzerinde yürüyüş yapıyorum. (II) Hava saydam; gün ışığı, gözleri kamaştıran güçlü bir aydınlık yayıyor ortalığa. (III) Ağaçlar çiçekte, tepelerin kadifemsi koyu maviliğine gururla yaslanmışlar. (IV) Öğle vakti balkonda oturup kemiklerimi bahar güneşinin sıcaklığına bırakıyorum. (V) Yaşlanıyorum; ama aynalarda göremediğim bir genç kız var içimde.
Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangilerinde insana özgü nitelikler, başka varlıklara aktarılarak verilmiştir?

A) I. ve II. B) I. ve III. C) II. ve IV.


D) III. ve IV. E) IV. ve V.


(1999 - ÖSS)



I. ve III. cümlede insana özgü nitelikler, başka varlıklara aktarılarak verilmiştir. I. cümlede, “çimenler”, III. cümlede “ağaçlar” insana özgü niteliklerle anlatılmıştır.

Cevap B


238.
(I) Günlük tutan bir yazar, yapıtlarında açığa vurmak istemediği kimi duygu ve düşüncelerini günlüğünde yansıtabilir. (II) Okuduğu yapıtlara yönelik, gerçekte neler düşündüğünü dile getirebilir. (III) Bazı durumları bilerek ya da bilmeyerek çarpıtabilir. (IV) O, birçok ayrıntının arasından asıl anlatılmak isteneni bulma çabasındadır. (V) Bir gün bunları yayımlarsa, okurların bu nedenle kendisinden soğuyacağını düşünür. (VI) Günlük tutan birçok yazar vardır; ama bu düşünceyle, günlüklerini yayımlayanlar azdır.
Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI.
(1999 - ÖSS)



Parçaya baktığımızda, I., II., III. ve V. VI. cümlelerde “günlük tutan yazarın günlüğünde duygu ve düşüncelerini anlattığını, bunları yayımlama düşüncesinin olduğu” dile getirilmiştir. IV. cümlede “ayrıntıda asıl anlatılmak isteneni bulma çabası” verilmiş. Dolayısıyla IV. cümle düşüncenin akışını bozmaktadır.

Cevap C


239.
(I) Ulusal güvenliğin, ekonominin ve zenginliğin çarkları artık bilgiyle dönüyor. (II) Bilgiyse, üretilen bir şey. (III) Bilginin değeri yükseldikçe, onu elinde tutan bireylerin ve ulusların bahtı açılıyor. (IV) Bilim insanına hemen her çağda gereksinim duyulmuştur; ancak bilgi toplumunda bu gereksinim kat kat artmaktadır. (V) Günümüzde gerçekçi toplumlar bu gereksinimi karşılamaya çalışıyorlar. (VI) Yeterli sayıda ve nitelikte bilim adamı olmayan alanlarda bilim adamı yetiştirme çalışmalarına hız veriyorlar.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istenirse ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?

A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI.
(1999 - ÖSS)



I. cümleden III. cümleye kadar bilgiden söz edilmiştir. IV. cümleden itibaren bilim insanından ve bununla ilgili çeşitli konulardan söz edilmiştir.

Cevap C


240.
(I) Öncelikle, eleştireceği yazarın sanat ve dünya görüşünü kavramaya çalışır. (II) Sonra sanatçıyla ve onun yapıtlarıyla ilgili izlenimlerini toplumsal açıdan değerlendirmeye yönelir. (III) Bir yazarın bir yapıtını hiçbir zaman tek başına ele alıp incelemez. (IV) Bir romancının, bir öykücünün yeni bir yapıtını eleştirirken daha öncekilerle karşılaştırır. (V) Yapıtın hangi açılardan geliştiğini ya da geride kaldığını belirtir. (VI) Yazarın kendini aşma çabalarını ya da yinelemelerini gösterir. (VII) Bunları yaparken ne denli nesnel olmaya çalışırsa çalışsın yine de öznellikten kurtulamaz.
Yukarıdaki parçadan numaralanmış cümlelerden hangisi çıkarılırsa, parçanın anlamında büyük bir değişme olmaz?

A) II. B) III. C) V. D) VI. E) VII.
(1999 - ÖSS)



Parçada, III. ile IV. cümle birbirine yakın anlamdadır. IV. cümle seçeneklerde yer almadığına göre III. cümle parçadan çıkarılırsa parçanın anlamında büyük bir değişme olmaz.

Cevap B


241.
Hepimiz bencillikten yakınıyoruz. Herkesin yalnızca kendisini düşündüğünü, kendisinden başkası yokmuş gibi davrandığını görüyoruz. Bu tutumu eleştiriyoruz; ama görüyoruz ki eleştirinin pek bir yararı olmuyor. Çünkü bencillik azalacağı yerde giderek yaygınlaşıyor. Bu duruma karşı önlem almıyor, sadece yakınmakla yetiniyoruz.
Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisinin getirilmesi uygun olur?

A) Bencil insan, kendisini koruma güdüsüyle kendine güvensizlik arasında sıkışmıştır.
B) Bencilliğin birey olma yetkinliği kazanamamış kişilerde sık görüldüğünü biliyoruz.
C) Bencil kişilerin, her olayı, her durumu, her insanı kendi çıkarı için kullandığını unutmamalıyız.
D) Bencilliğin nelerden kaynaklandığını, neden yaygınlaştığını düşünmüyoruz.
E) Bencil kişiler kendilerinden başkalarına değer vermeyi bilmezler.
(1999 - ÖSS)



Parçada bencillikten, bencilliğin yaygınlaşmasından ve buna karşı bir önlem alınmayışından söz edilmiştir. Bu parçanın sonuna uygun düşebilecek cümle de D’de verilmiş.

Cevap C


242.
Bir eleştirmen, kendi görüşlerini kabul ettirmek için okuyucuyu zorluyorsa yanlış yoldadır. Çünkü eleştirinin amacı okuyucuyu etkilemek değil, onu birlikte düşünmeye yönlendirmek olmalıdır. Önemli olan, değerlendirme yapmaktan çok, yaşanılan düşünme sürecine okuyucunun katılımını sağlamaktır. Eleştirmenden beklenen ...
Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilemez?

A) okuyucuya yapıtla ilgili bilgiler ve ipuçları sunmaktır
B) eleştirdiği yapıtla okuyucu arasında köprü kurmaktır
C) okura, okuduğunu bağımsızca değerlendirme olanağı tanımaktır
D) okuru koşullandırmadan yapıtı değişik açılardan tartışmaktır
E) okurun dünya görüşüne belli bir yön vermektir
(1999 - ÖSS)



Parçada, eleştirmenin okuyucuyu etkilemeyip yönlendirmesi gerektiği üzerinde durulmuştur. Yani okuyucuyu kendi düşüncelerini kabul etmeye zorlamaması, onu kendi haline bırakması gerektiği belirtilmiştir. Buna göre parçanın sonuna E getirilemez.

Cevap E


243.
Edebiyat yapıtlarını açıklamak, yorumlamak, değerlendirmek ve sınıflandırmak amacını taşıyan yazılar vardır. Bu yazıları, “edebiyat eleştirisi” adı altında toplayabiliriz. Edebiyat eleştirisi içinde daha çok denemeler, kitap tanıtma yazıları ve bilimsel araştırmalar yer alır. Bu yazılar, en öznel izlenimlerden en nesnel değerlendirmelere değin uzanan geniş bir yelpaze içinde karşımıza çıkar. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere bu yazılarda ...
Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilemez?

A) değişik anlatım yöntemleri kullanılır
B) ele alınan konuların sınırı oldukça geniştir
C) doğruluğu kanıtlanabilecek görüşlere ağırlık verilir
D) okurları bilgilendirmek ön plana çıkar
E) asıl amaç, yapıtların gereği gibi tanıtılmasıdır
(1999 - ÖSS)



Parçada, edebiyat eleştirisi adı altındaki yazılar ve özellikleri anlatılmıştır. Eserler çeşitli olduğundan, anlatım yönleri (A); konuları (B) değişik olabilir. Eserler, açıklanıp yorumlandığından (A); değerlendirildiğinden (E) parçadan çıkar. Dolayısıyla parçanın sonuna C getirilemez.

Cevap C


244.
(l) Oyun, bir gün içinde hatta birkaç saatte geçen olaylar üzerine kurulmuş. (ll) Oyun, üç birlik kuralına uygun; ancak izleyicinin merakını kamçılama yönünden zayıf kalıyor. (lll) İlk bölümün ikinciye göre çok kısa oluşu, izleyenleri rahatsız ediyor. (lV) Kişiler kendi toplumsal, psikolojik, ekonomik ve kültürel yapılarına uygun olarak olaylar içinde verilmiş. (V) Sanatçı, bu eksiklerine karşın, bir oyun yazarı olarak umut veriyor.
Bu parçanın anlam akışındaki bozukluğu gidermek için, aşağıdaki değişikliklerden hangisi yapılmalıdır?

A) l. cümleyle ll. yer değiştirmeli
B) ll. cümleyle lll. yer değiştirmeli
C) lll. cümleyle lV. yer değiştirmeli
D) lV. cümle l. den sonra gelmeli
E) V. cümle ll. den sonra gelmeli
(1999 - ÖSS)



Parçada ikinci cümleden sonra eserin olumsuz yönlerinden söz edilmeye başlanmıştır. Ancak IV. cümlede anlatılan durum eserin olumlu bir özelliğidir. Dolayısıyla olumsuz durumlar arasında olumlu bir durumdan söz edilmesi anlatımın akışını bozuyor. Bu cümle I. cümleden sonra getirilirse bu bozukluk giderilebilir.

Cevap D


245.
Hiç ummadığımız bir şiir, günü gelince bizim için söylenmiş izlenimleri verir. Çünkü şiir eskimez, durur bir yerde, okurunu bekler. Bekler ve bir gün bulur onu. Dahası en kötü, en sığ, en basit bir şiirden bile bir gün başka bir anlam, başka bir güzellik fışkırabilir. Bu nedenle ---.
Düşüncenin akışına göre bu parçanın son cümlesi aşağıdakilerden hangisiyle tamamlanabilir?

A) iyi şiir her okuyucuda aynı duyguları, aynı çağrışımları uyandırabilmelidir
B) pek çok şiir kitabı ancak şairlerinin ölümünden sonra değer kazanmıştır
C) sanat değeri taşıyan şiirler eskimiş olanlardır
D) eleştirmenler, okuyacakları şiir kitabını seçmede okurlara yol göstermelidirler
E) şiir değerlendirmelerinde olumsuz ve kesin yargılardan olabildiğince kaçınmak gerekir
(1999 - ÖSS)



Parçada aynı şiirin değişik zamanlarda aynı okuru değişik şekillerde etkileyebileceği üzerinde durulmuştur. Dolayısıyla bir şiir hakkında kesin bir değerlendirme yapmanın yanlış olacağı anlatılmak istenmiş. Son cümle bu anlamı verecek bir cümle olmalıdır.

Cevap E


246.
(l) Bireysel acılarını yansıtmak için bir araç olarak görmez şiiri. (ll) Kendi acılarına yer vermez şiirlerinde. (lll) Daha çok, içinde yaşadığı toplumun acılarını, sevinçlerini yansıtmak ister. (lV) İmgeleri yalındır. (V) Söyleyişinde inişler çıkışlar yoktur. (Vl) Bütün şiirlerinde okuru saran bir sıcaklık vardır.
Bu parçadan, aşağıdaki cümlelerin hangisi çıkarılırsa parçanın anlamında önemli bir değişme olmaz?

A) ll. B) lll. C) lV. D) V. E) Vl.
(1999 - ÖSS)



Parçanın I. ve II. cümlelerinde aynı anlam ifade edilmiş. İkisinde de şairin kişisel acılardan uzak durduğu söylenmiş. Bu cümlelerden birinin çıkarılması anlamda herhangi bir daralma oluşturmaz.

Cevap A


247.
Bizim yaşamımızı yansıtmayan yapıtlar, üzerimizde yeterince etkili olmuyor. Bir yapıttaki yaşantıları paylaşabilmemiz, anlatılan olayların da bize tanıdık gelmesini gerektiriyor. İşte bu nedele, öykülerde ve romanlarda ---- isterim.
Düşüncenin akışına göre, bu parçada boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilemez?

A) gelenek ve göreneklerimizden yola çıkılmasını
B) evlerimizden ve eşyalarımızdan silinmez izler bulunmasını
C) bize, yeni ve değişik insan tiplerinin tanıtılmasını
D) duygu ve düşüncelerimize ayna tutulmasını
E) kolaylıkla benimseyebileceğimiz karakterlerin çizilmesini
(1999 - ÖSS)



Yazar parçada okuduğu eserde önceden alışkın olduğu kişi ve olayların anlatılmasını istiyor. C’de ise yeni ve değişik insan tiplerinden söz ediliyor. Bu anlam parçadaki düşünceyle çelişiyor. Parçanın sonuna getirilemez.

Cevap C


248.
Yazar, öyküsüne kahraman olarak seçtiği kişinin yalnızlığını ve çevresindekilerle iletişim kuramayışını yansıtmak istiyor. Bunun da ötesinde, onun, insana özgü sıcaklıktan yoksun, insanları sevmeyen ve çıkarcı bir genç olduğunu vurguluyor.
Bu parçada sözü edilen öykü kahramanıyla, aşağıdakilerin hangisinde betimlenen kişi arasında bir benzerlik kurulabilir?

A) Köyün yaşlılarına göre, konuşkan, kendine güvenen; ama başına buyruk bir gençti.
B) Eline çok az para geçmesine karşın en ağır işlerde özveriyle çalışır; başka bir yerde çalışmayı düşünmezdi.
C) Yanında çalışanlara iş ortamında oldukça ölçülü davranıyor, iş dışında ise onları arkadaş gibi görüyordu.
D) İnsanlardan çok doğaya yakın, tüm canlılara karşı sınırsız bir sevgi duyan, kendine özgü biriydi.
E) Kendine yarar sağlamayan bu insanların arasında bulunmak, onlarla konuşmak istemiyor, onlara karşı hiçbir olumlu duygu beslemiyordu.
(1999 - ÖSS)



Parçada sözü edilen kişi çevreyle uyum sağlamayan, insanları sevmeyen, soğuk ve çıkarcı bir gençtir. Bu kahramana benzeyen kişi E’de verilmiştir.

Cevap E


249.
Öykü yazmada başarılı olmuş bir yazara; “Artık roman yazma zamanınız geldi.” demek ya da “Artık ondan romanlar bekleyebiliriz.” gibi sonuçlara ulaşmak bir yazı türünü ötekinden üstün tutmak anlamına gelir. Öykü ile roman ayrı türlerdir. Ortak paydaları ise bir kurguya dayanmaları ve düzyazı olmalarıdır. Her iki türde de başarı, yazarlarının ustalığında yatmaktadır.
Bu parçada, aşağıdaki yargılardan hangisine karşı çıkılmaktadır?

A) Yazarlar, başarılı olacakları alana yönlendirilmelidir.
B) Roman yazmak, öykü yazmaktan zordur.
C) Yazarlar, deneyim kazandıkça farklı yazı türleri denerler.
D) En çok tutulan yazınsal türlerden biri romandır.
E) Öykü yazmak bir birikim gerektirir.
(1999 - ÖSS)



Parçada roman yazmayla öykü yazma arasında farklılığa, roman yazmanın öykü yazmadan daha zor olduğu düşüncesine karşı çıkılmaktadır.

Cevap B


250.
Özyaşamöyküsü yazmak kolay değildir. İnsan, çoğu kez nesnelliğini koruyamaz; benmerkezci duruma düşebilir. Yazarımız bu gerçeği iyi kavramış. Olabildiğince kendini öne çıkarmadan, ama kendi hakkını da yedirmeden, yaşadıklarını yazmış. Hem de çok etkileyici biçimde yazmış. Genç, yaşlı öğretmenler, hele öğretmenliğe hazırlanan gençler, okuyun bu kitabı. Yolunuz aydınlanacak; gerçekten dolu bir yaşamın ne olduğu, nasıl olması gerektiği kafanızda belirginleşecektir.
Bu parçada, özyaşamöyküsü yazmanın güçlüğü, aşağıdakilerden hangisine bağlanmaktadır?

A) Olayları yansıtırken, kişisel görüşleriyle gerçekler arasında denge sağlamaya
B) Olayları belirli bir meslek grubunun bakış açısıyla yansıtmaya
C) Gerçekleri gizleyebilmek için duygusallığa ağırlık vermeye
D) Yalnızca tanık olunan olayları anlatarak kitabın kapsamını daraltmaya
E) Okura yol göstermeyi amaçlayarak kendini ikinci plana atmaya
(1999 - ÖSS)



Özyaşamöyküsü yazmanın kolay olmaması, insanın nesnelliğini koruyamaması ve benmerkezciliğe kaymasından kaynaklanıyor.

Cevap A


251.
Bir şiirin alınyazısını önceden kestirme olanağı yoktur. Bu gerçek, “Han Duvarları” için de geçerliydi elbette. 1924'te yazılan bu şiir, birçok yönüyle güncelliğini yitirmesine karşın günümüzde hâlâ okunuyor, tanınıyor. Peki, hangi nedene bağlanabilir bu? Yoksa “Han Duvarları” nın da N. Kemal’in “Vatan Kasidesi”, T. Fikret’in “Promete”, M. Âkif’in “Çanakale Şehitleri” adlı şiirleri gibi gizli bir yaşama gücü mü var? Ona bu gücü kazandıran ne?
Bu parçaya göre, şiirle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

A) Değer kazanması zaman alır.
B) Belirli temaları işleyenler daha çok sevilir.
C) Yazıldığı günlerde ünlenenler kolayca unutulmaz.
D) Kalıcılığını sağlayan etkenleri belirlemek güç-tür.
E) Her biri biçim ve içerik yönünden farklı özellikler taşır.
(1999 - ÖSS)



Parçanın sonunda şiirlerin yaşama gücü olduğundan, bu gücün belirsizliğinden söz edilmiştir. Dolayısıyla şiirde kalıcılığı sağlayan faktörleri belirlemek zordur. Şiirle ilgili bu söylenebilir.

Cevap D


252.
Bu sanatçı, kültürel yapısına yabancı olmadığı bir coğrafyanın insanını anlatmıştır. Bu coğrafyanın ağıtlarını, efsanelerini, türkülerini, masallarını, inançlarını kısacası düşünme biçimini çok iyi bilmektedir. Bu yüzden romanlarında, kahramanlarına, kendi bilinçlerinin sınırı içinde bir dünya kurmuştur. Halk düşüncesinin işleyişini çok iyi yakalayan yazar, yapıtlarında efsaneleştirmeyi, Anadolu insanının kendi gerçekliği açısından ele almıştır. İşte sanatçı bu nedenle benzersiz kalabilmiştir.
Bu parçada sözü edilen sanatçının başarısının temelini aşağıdakilerden hangisi oluşturmaktadır?

A) Kahramanlarının, çevreleriyle olan ilişkilerinden çok, kişilik özelliklerine önem vermesi
B) Anlattığı insanları, kültürel birikim ve düşünce açısından iyi tanıması
C) Her bölgenin kültürel yapısının kendine özgü nitelikler taşıdığının bilincinde olması
D) Birlikte yaşadığı insanları anlatmanın daha kolay olacağını fark etmiş olması
E) Halkı, toplumun kültür değerlerinin bir ürünü olarak ele alması
(1999 - ÖSS)



Parçaya baktığımızda, sanatçının başarısının temelini, anlattığı insanları kültürel yönden iyi tanıması oluşturmaktadır.

Cevap B


253.
Düşüncenin en iyi biçimde, insanın kendi anadilinde oluşup geliştiğini söylerdi. Anadile yaslanmayan bir anlatımın sağlam olmayacağını savunurdu. Daha da ileri gider, anadiline saygının en büyük erdem olduğuna inanır, onu yurtseverlikle eşdeğer tutardı. Bilimsel çalışmalarında olduğu kadar günlük yaşamında da dile büyük bir özen gösterirdi. Kimi zaman bir sözcüğe takılır, düşüncesini açık seçik yansıtacak bir anlatım biçimini buluncaya değin günlerce çalışırdı. Düşünsel tutarlılığın ancak dilsel tutarlılıkla gerçekleşebileceğine inanırdı.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Anadilin, insanın duyarlığı üzerinde etkisine
B) Sözcük seçiminde gösterilen titizliğe
C) Dil ile düşünce arasındaki ilişkiye
D) Anlatımla anadil arasındaki bağa
E) Dili doğru ve düzgün kullanmanın önemine
(1999 - ÖSS)



Parçada, “Kimi zaman bir sözcüğe takılır” sözünden B, “Düşünsel tutarlılığın ancak dilsel tutarlılıkla gerçekleştirilebileceğine inanır” sözünden C, “Anadile yaslanmayan bir anlatımın sağlam olmayacağı” sözünden D, “Bilimsel çalışmalarında olduğu kadar günlük yaşamında da dile büyük özen gösterirdi” sözünden E çıkarılabilir. A’da belirtilen düşünmeye parçada değinilmemiştir.

Cevap A
254.
O, aslında yazdığı öykülerde, oyunlarda, romanlarda da bir ozandır. Diline, dildeki uyuma, musikiyi sağlayan öğelere öncelik veren bir düzyazı ustasıdır. Bu yönden düzyazıyla oluşturduğu yapıtlarda da ozanlığı öne çıkar. Sözcükleri bir imbikten geçirerek damıtır; böyle bir damıtmadan geçmemiş hiçbir sözcüğe yer vermez yapıtlarında. Düzyazılarında da iyi bir söz işçisidir, tıpkı şiirlerindeki gibi.
Bu parçada, sözü edilen sanatçıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Değişik türlerde ürünler verdiğine
B) Şiirselliğinin her ürününe yansıdığına
C) Kulağa hoş gelen sesler içeren sözcükler kullanmaya özen gösterdiğine
D) Yapıtlarında kullandığı dili inceden inceye işlediğine
E) Belirli kalıpların dışına çıkmadığına
(1999 - ÖSS)



Parçada, “yazdığı öykülerde, oyunlarda, romanlarda” sözünden A, “düzyazıyla oluşturduğu yapıtlarda da ozanlığı öne çıkar.” sözünden B, “musikiyi sağlayan öğelere öncelik veren bir düzyazı ustasıdır” sözünden C, “Sözcükleri bir imbikten geçirerek damıtır” sözünden D çıkarılabilir. E’deki düşünceye değinilmemiştir.

Cevap E


255.
Bana göre yeni öykücüler “ben”li anlatımın dışına çıkamıyor, “ben” dışındaki yaşamın öykülerine girmesine izin vermiyorlar. Bazen öykünün içine kulaktan dolma ve taşıyamayacağı ağırlıkta felsefe koyuyorlar. O felsefe de öyküye yedirilmiş olmuyor. Bu yüzden yazdıklarının öykü mü, ruhsal çözümleme mi, deneme mi olduğunu bilemiyorsunuz.
Aşağıdakilerden hangisi, bu parçada sözü edilen öykücülere yöneltilen eleştirilerden biri değildir?

A) Yazdıklarını kendileriyle sınırlı tutmaları
B) Öykülerin düşünsel bütünlükten yoksun olması
C) Özümsenmemiş bilgi ve düşüncelere yer vermemeleri
D) Sözcük seçiminde gerekli özeni göstermemeleri
E) Belirli bir yazınsal türün ilkelerine bağlı kalmamaları
(1999 - ÖSS)



Parçaya baktığımızda D’deki “sözcük seçiminde geçerli özeni göstermemeleri” öykücülere yöneltilen eleştirilerden biri değildir.

Cevap D
256.
Bu, yazacağım yazının türüne göre değişir. Çok ciddi bir yazı yazacaksam konu üzerinde yoğunlaşabilmem için evde çıt çıkmamalıdır. Ayrıca dikkatimin uyanık olması için çalışma odamın sıcaklığının da on altı dereceyi geçmemesi gerekir. Bunun için, yaz aylarında ciddi yazılar yazamam; yazmaya kalktığımda da yazılarım, sıcağın etkisiyle mizah ağırlıklı olur.
Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisinin karşılığı olabilir?

A) Ne tür yazılar yazarsınız?
B) Yazılarınızı hangi ortamda yazarsınız?
C) Yaşadıklarınızın, yazdıklarınız üzerinde etkisi var mı?
D) Yazılarınızın planını nasıl belirlersiniz?
E) Düşündüklerinizi yazamadığınız zamanlar olur mu?
(1999 - ÖSS)



Yazar parçada yazacağı yazının özelliğine göre değişik ortamlara ihtiyaç duyduğundan söz etmiş. Sorunun da bunu soran bir nitelik göstermesi gerekir. Bu anlam B’de vardır.

Cevap B


257.
Edebiyatı, sanatı kendime dert edinmiş bir kişiyim. Gece gündüz edebiyat düşünürüm, şiir düşünürüm. Sevdiğim bir şiiri tanıdıklarıma okumadığım ya da bir edebiyat sorusu üzerinde tartışmaya girişmediğim günler, yaşadım saymam kendimi.
Böyle diyen bir yazar için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

A) Herkesi kendisi gibi düşünmeye zorlar.
B) Şiir dışındaki ürünlerden tat almaz.
C) Edebiyattan hoşlanmayanları sevmez.
D) Eleştiriye açık bir kişiliği vardır.
E) Yaşamıyla edebiyatı bütünleştirmiş biridir.
(1999 - ÖSS)



Parçada kendinden söz eden kişi edebiyatsız bir an bile geçiremeyeceğinden söz etmiş. Böyle bir kişinin yaşamıyla edebiyatı bütünleştiren biri olduğu söylenebilir.

Cevap E


258.
Sonunda bilgisayar da gelip çalışma masamıza kuruldu. Belli ki geçici bir geliş değildir bu. Disketi, yazıcıyı da yanına alarak geldiğine göre temelli yerleşmeye niyetli. Sadece birkaç oyun ya da yazım kolaylığı sağlamakla yetinmeyen bilgisayar, getirdiği konfor, yarattığı alışkanlıklarla terk edilemez kaleler ele geçirdi. İlk sıcak ilişkiler, yerini vazgeçilemez tutkuya bıraktığında bilgisayar dünyasının sıradan bir tüketicisi oldunuz demektir.
Bu parçada bilgisayarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi vurgulanmaktadır?

A) Pek çok kolaylık sağladığı için insanı tembelleştirdiği
B) Kullanılan malzemeler bakımından pahalı bir aygıt olduğu
C) Benimsenmesi uzun zaman alan bir yenilik olduğu
D) Kullanma alışkanlığının giderek güçlenip yaygınlaştığı
E) Başka araçlarla birlikte kullanıldığında işe yaradığı
(1999 - ÖSS)



Parçada geçen "yarattığı alışkanlıklarla terk edilemez kaleler ele geçirdi" sözü bilgisayarın artık vazgeçilemez bir aygıt olduğunu anlatmak istiyor. Bu anlam D’de verilmiştir.

Cevap D


259.
Kimi eleştirmenler yazınsal ürünleri değerlendirirken eleştiri türünün gerektirdiği kurallara uymazlar. Yapıtları değerlendirme yerine, birtakım oyunlara yönelirler. Bilgisizlikleri, yanlış ya da haksız yargılarını bu dil oyunlarının altına gizlerler. Bu yolla okuyucuyu yönlendirdikleri için de okuyucu bunun ayrımına varmaz. Böylece yapıttan kopuk kişisel görüşlerini, eleştiri adıyla ortaya koymuş olurlar.
Aşağıdakilerden hangisi bu parçada sözü edilen eleştirmenlerin bir özelliğidir?

A) Söylediklerini iyi seçilmiş örneklerle somutlaştırma
B) Yapıttaki yetersizlikleri giderme yolları önerme
C) Özentili bir anlatımla okuyucuları istediği yönlere çekme
D) Yapıtların güç anlaşılan yönlerini aydınlatma
E) Okurlarına karşı sorumlu davranma
(1999 - ÖSS)



Parçada geçen "yargılarını dil oyunları arkasına gizler...bu yolla okuyucuyu yönlendirir" sözleri eleştirmenlerin belirgin özelliğini yansıtmaktadır. Bu anlam C’de verilmiştir.

Cevap C

260.
Şiir yazmanın belli ki en zor yanı ilk dizeyi bulmaktır. O ilk dize ozanın gideceği yönü belirler. Hiçbir şiir, planlı olarak yazılmaz. Ozan, şiirin yolunu açtığı gibi şiir de ozana yol gösterir. İşte bunun için ben, bir konuşmamda, “Şiirimi, yazarken düşünürüm ya da düşünürken yazarım.” demiştim.
Bu parçanın bütününde, şiirle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi üzerinde durulmaktadır?

A) Düşünce ve duyguları birlikte ele aldığı
B) Yazma süreci içinde oluştuğu
C) İletisinin, yazmaya başlamadan önce belirlendiği
D) Ozanın duygu dünyasını yansıttığı
E) Ozanın değer yargılarından izler taşıdığı
(1999 - ÖSS)



Parçada geçen "o ilk dize ozanın gideceği yönü belirler" sözü şiirin yazarken oluşturulduğunu ifade ediyor. Dolayısıyla parçada şiirin yazma süreci içinde oluşturulduğu üzerinde duruluyor.

Cevap B


261.
Tüketim kültürü, şiiri az çok dışlamıştır. Televizyon, sinema, gazete gibi kitle iletişim araçlarının doğurduğu bu kültür, şiirin okur yitirmesine yol açmıştır. Ancak bilelim ki şiir, yalnızca sahte okurlarını yitirmiş, gerçek okurlarını korumuştur. İşte bunun içindir ki benim, şiirin geleceği açısından hiçbir kaygım yok. İyi şiir, gerçek okuruyla yaşamını sürdürecektir.
Bu parçada, şiirle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Toplumsal değişmelerden etkilendiğine
B) Okur sayısının azaldığına
C) Şiir beğenisi tam gelişmemiş okurların elendiğine
D) Nitelikli olanların varlığını koruyacağına
E) Her dönemde çok sevilen tür olduğuna
(1999 - ÖSS)



Parçada değinilenleri bulalım. "Tüketim kültürü şiiri dışlamıştır." sözünden A, "okur yitirmesine yol açmıştır" sözünden B, "yalnızca sahte okurlarını yitirmiş" sözünden C, "iyi şiir gerçek okurlarıyla yaşamını sürdürecektir" sözünden D çıkarılabilir. Ancak parçada şiirin sevilen bir tür olduğuna değinilmemiştir.

Cevap E


262.
Eskilerden gelen bir edebiyatçıyı günümüz ölçütlerine göre değerlendirmek doğru olur mu? Günümüzde insanların edebiyat anlayışları değişip gelişmiştir. Ancak bu gelişmeyi bir zincir olarak düşünürseniz, zincirin halkaları kopuk değil, birbirine geçmiş durumdadır. Günümüz edebiyatçıları, hem dillerini geliştirmek hem de yeni biçimler oluşturmak bakımından çok şey borçludurlar eskilere. Edebiyat merdiveninin basamakları, bizden önceki edebiyatçıların birikimlerinden oluşmuştur.
Bu parçadan aşağıdaki yargıların hangisi çıkarılamaz?

A) Her çağın kendine özgü değerlendirme ölçütleri vardır.
B) Sanatçılar, kendilerinden önceki sanatçılardan etkilenirler.
C) Yaşadığı dönemde ilgi görmeyen bir edebiyatçı zamanla ün kazanabilir.
D) Her edebiyatçı yaşadığı dönemin koşulları içinde ele alınmalıdır.
E) Öteki sanatlar gibi edebiyat da zamanla değişir.
(1999 - ÖSS)



Parçada eski sanatçılarla yeni sanatçılar arasındaki ilişkilerden söz edilmiş, ancak eskiden ilgi görmeyen bir sanatçının daha sonra ün kazanabileceğinden söz edilmemiştir.

Cevap C


263.
İçeriğini çok iyi bildiğimiz kitapları bile yeniden okumalıyız. Çünkü kitaplarda keşfedilmeyi bekleyen nice hazine vardır. Benzer biçimde, resimlere de tekrar bakmalıyız. Onlara baktıkça yenilendiğimizi anlarız. Bir müzik yapıtını da yeniden dinlemeliyiz. O yapıtı dinledikçe dünyamızın zenginleştiğini, değiştiğini görürüz.
Bu parçadan sanat yapıtlarıyla ilgili olarak aşağıdaki yargıların hangisine varılamaz?

A) Değerleri ancak, üzerinden yıllar geçince anlaşılır.
B) Onlarla bir kez karşılaşmış olmamız yetmez.
C) Tüm güzelliklerinin ayrımına varmak zaman alır.
D) Duygularımızı çeşitli yönlerden besleyip geliştirirler.
E) Her seferinde bizde yeni duygular uyandırırlar.
(1999 - ÖSS)



Parçada kitapların zamanla okura farklı yönlerden farklı şeyler kazandırabileceği üzerinde durulmuştur. Ancak değerinin zamanla anlaşılacağından söz etmemiştir.

Cevap A


264.
Bugün eskisi kadar ne mektup yazıyor ne de mektup alıyorum. Okumanın yerini televizyon ekranlarının, mektuplaşmanın yerini telefonun aldığı bir gerçek. Yine de mektup yazarken verilen emeği ve mektuptaki kalıcılığı önemsiyorum. Mektubun aynı zamanda yazınsal bir tür olduğunu anımsatmaya gerek var mı? Çocukların, gençlerin birbirlerine mektup yazmalarını, telefonla konuşmalarından daha önemli, daha geliştirici buluyorum.
Böyle konuşan kişi için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

A) Eskisine göre daha az mektuplaşmaktadır.
B) Gençlerin birbirlerine mektup yazmalarını istemektedir.
C) Televizyonun, okumayı olumsuz yönde etkilediğini düşünmektedir.
D) Arayıp soranları gittikçe azalmıştır.
E) Mektubun salt haberleşme aracı sayılmasını doğru bulmamaktadır.
(1999 - ÖSS)



Parçada yazar okurun eskiden kendisine mektupla ulaştığını şimdilerde ise bunun yerini başka iletişim araçlarının aldığını söylemiştir. Bu, okurun yazara ilgisinin azaldığı anlamına gelmez.

Cevap D


265.
Bizdeki çocuk dergiciliğinin uzun geçmişine karşın önemi yeterince anlaşılamamıştır. Bunu iyi bildiğimden “Süreli Çocuk Yayınları” başlıklı çalışmayı görünce çok sevindim; hemen okudum. Doğrusu çok yararlandım. Bu geniş inceleme, ciddi bir çalışmanın ve sağlam kanıtlara dayanan çok yönlü bir araştırmanın somut sonucu olarak elimizde bulunuyor. Hemen söyleyeyim ki basımı da çok güzel olan bu kitap, içeriğinin zenginliği yönünden eğitimcilerimizin olduğu kadar düşünürlerimizin, tarihçilerimizin, dilcilerimizin hatta folklorcularımızın ilgisini çekecektir.
Bu parçada, sözü edilen yapıtla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Güzel bir görünümle sunulduğuna
B) Geniş kapsamlı bir çalışmanın ürünü olduğuna
C) Farklı alanlarda çalışan insanlara ilginç geleceğine
D) İçerdiği bilgilerin güvenilir nitelik taşıdığına
E) Anlatımının çocukların düzeyine uygun olduğuna
(1999 - ÖSS)



Yazar parçada çocuklarla ilgili olarak yayınlanan kitapların içeriğinin zenginliğinden, dışsal yapısının güzelliğinden söz etmiş, ancak anlatımından söz etmemiştir.

Cevap E


266.
Bir öykünün, yer aldığı kitaba adını verebilmesi için kitaptaki öteki öyküler arasında seçkinlik kazanması gerekir. (I) Okuduğum son öykü de bu türden. (II) Olay yine parçalı, kişilerin ağzından tek tek anlatılıyor. (III) Her anlatıcı konunun bir yönünü tamamlıyor. (IV) Kişiler öylesine doğal, içten konuşturuluyor ki hemen her kişi benliğinize girerek sizi zenginleştiriyor. (V)
Düşüncenin akışına göre, “Böylece siz de öykünün bir parçası oluyorsunuz.” cümlesinin yukarıdaki parçada numaralanmış yerlerden hangisine getirilmesi uygun olur?

A) l. B) ll. C) lll. D) lV. E) V.
(2000 - ÖSS)



Anlamlı bir bütün elde etmek için "Böylece siz de öykünün bir parçası oluyorsunuz." cümlesini parçadaki numaralanmış cümlelerden birinin sonuna eklememiz gerekmektedir. Bu tür sorularda örnek cümleyle sonuna getireceğimiz cümlenin yakın anlamlı olması gerekir. Örnek cümlede "okurla öykünün bütünleşmesinden" söz ediliyor. Son cümlede "öyküdeki kişilerin okurun benliğine işlediğinden" söz edilmiştir. Buna göre örnek cümle V numaralı yere getirilmelidir.

Cevap E


267.
(l) Rize’nin Pazar ilçesinde, Verçenik Yaylası’na gidecek minibüse bindiğimizde, uzun süren otobüs yolculuğunun yorgunluğunu unutmuştuk. (ll) Yaklaşık beş saat süren minibüs yolculuğundan sonra, kararlaştırılan buluşma noktasına ulaştık. (lll) Oradakilerle hoşbeşten sonra çadırları kurduk; sırt çantalarımızı boşalttık. (lV) İlk günler için getirilen taze yiyeceklerle, hemen küçük bir ziyafet sofrası kurduk kendimize. (V) Geceleri fark ettik ki, gökyüzü burada her zaman yıldızlarla doluydu. (Vl) Hemen her gece yıldızlara bakarak düşler kuruyorduk.
Yukarıdaki parça iki paragrafa bölünmek istense, ikinci paragrafın kaçıncı cümleyle başlaması uygun olur?

A) ll. B) lll. C) lV. D) V. E) Vl.
(2000 - ÖSS)



Parçada I., II.,III. ve IV. cümlelerde Verçenik Yaylası’na yapılan yolculuktan, yolculuk sırasında ve orada yaşananlardan söz edilmiştir. V.cümleden sonra ise farklı bir konuya geçilerek gökyüzündeki yıldızlardan söz edilmiştir. O halde ikinci paragraf V. cümleyle başlamalıdır.

Cevap D

 

221.
(I) Okuduğunuz bir eserin nitelikli olup olmadığını mı anlamak istiyorsunuz? (II) Bu, seçici bir okurun yanıtlaması gereken ilk sorudur. (III) Onu birkaç ay sonra tekrar ele alın. (IV) Kötüyse okumaya değmez; iyi ise değişik bir tatla karşınıza çıkar. (V) Size yepyeni ufuklar açar.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
(1998 - ÖSS)



Parçada II numaralı cümlenin, düşüncenin akışını bozduğunu görüyoruz. Çünkü ilk cümledeki soruya III numaralı cümlenin tam bir cevap olduğu ve bu cümlenin ilk cümleden hemen sonra gelmesi gerektiği parçanın akışından bellidir.

Cevap B


222.
Bu roman Reşat Nuri’nin önemli ve başarılı bir yapıtı değildir. Ancak ... Reşat Nuri bu yapıtında yer yer şematik ve didaktik olmakla birlikte çok önemli toplumsal bir sorunu romana taşımıştır.
Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilemez?

A) ilk tezli romanlarımızdandır
B) içerdiği gözlemler ve yaşantılar yönünden ilginç özellikler taşımaktadır
C) yaklaşık doksan yıl önce yaşanan sorun, günümüzde de çözülememiştir
D) yaşanmış olaylardan yola çıktığı için tarihçilere kaynaklık etmiştir
E) sanatçının toplumsal roman alanındaki çalışmalarının ilk örneği olması açısından ilginçtir
(1998 - ÖSS)



Parçanın ilk cümlesinde romanın başarılı olmadığı söylenmiş. Daha sonra "ancak" dendiğine göre bunun tersi bir anlam ifade edilecek demektir. Yani romanın olumlu bir yönüne değinilecek demektir. A, B, D, E seçenekleri romanın olumlu özelliklerinden söz ettiğinden boş bırakılan yere getirilebilir. C'de ise sözü edilen sorunun hâlâ çözülememiş olmasından, söz edilmesi olumsuz bir durumdur; "ancak" sözünden sonra getirilemez.

Cevap C


223.
Bireyi mesleğe yönlendirirken onun ilgileri, yetenekleri ve toplumun ihtiyaçları göz önüne alınmalıdır. Ancak on, on beş yıl sonra hangi meslekte ne kadar insan gücüne ihtiyaç duyulacağını kestirebilmek zor. Ayrıca bu bir ölçüde kestirilebilse bile, zamanla bazı mesleklerle ilgili modalar ortaya çıkıyor. Özellikle gençler arasında kimi meslekler daha çok tutulmaya başlıyor; ister istemez o mesleğe eğilim artıyor. Sonra, bazı mesleklerde daha çok para kazanıldığı için gençler özellikle o mesleklere yöneliyor....
Bu parça düşüncenin akışına göre aşağıdaki cümlelerden hangisiyle sürdürülebilir?

A) Aslında çalışma alanlarının ve mesleklerin sınırlı oluşu buna yol açıyor.
B) Bence, bireylerin ilgilerinin çok yönlü ve çok boyutlu olmayışı, belirli mesleklerde yığılmaya neden oluyor.
C) Sözün kısası bu tutum, yeni yeni mesleklerin doğmasını sağlıyor.
D) Bu sorun, anne ve babaların çocukları yanlış yönlendirmesinden kaynaklanıyor.
E) Sonuç olarak toplumun ihtiyaçlarıyla insanların eğilimlerini bağdaştırmak zor oluyor.
(1998 - ÖSS)



Parçanın ilk cümlesinde ana düşünce verilmiş. "Mesleğe yönlendirmede bireyin ilgisi ve yetenekleri yanında toplumun ihtiyaçlarının da göz önüne alınması gerektiği" söylenmiş. Diğer cümlelerde böyle olmadığı anlatılmış. Olması gerekenin olmamasının sonucunun ne olduğunun parçanın son cümlesinde açıklanması gerekir. Bu açıklama E'de yapılmıştır. Burada insanların eğilimleriyle toplumun ihtiyaçlarının bağdaşmaması sözü edilen durumun bir sonucudur.

Cevap E


224.
Adını yurt dışında da duyuran ünlü ressamımızla daha çok, oğlunun Cihangir’deki resim atölyesinde karşılaşırdık. Bildim bileli yalnız yaşayan bir kadındı. Soylu, sade, zarif ve çok güzeldi. Konuşurken sesini bir kez bile yükselttiğine tanık olmadım. Her zaman yüzünde ipeksi bir gülümseyiş, bakışlarında huzurlu bir anlam vardı.
Sözü edilen ressamın, bu parçada vurgulanmak istenen özelliği aşağıdakilerden hangisidir?

A) Özgürlüğüne düşkün olma
B) Öteki meslektaşlarına benzememe
C) Güzelliğiyle dikkat çekmek isteme
D) Yumuşak bir kişiliğe sahip olma
E) Ressamlığını ön planda tutmama
(1998 - ÖSS)



Parçada sözü edilen ressamın fiziksel ve ruhsal yönden betimlendiğini görüyoruz. Bu betimlemede üzerinde durulan, konuşurken sesini yükseltmemek, yüzündeki ipeksi gülümseyiş gibi unsurlar kişinin yumuşak bir kişiliğe sahip olduğunu gösterir.

Cevap D


225.
Kasım gelince tatil yapılan yöreler boşalır. Giden gider, kalanların başı dinçtir. Yaz günlerinin o şen şakrak havası, yerini dingin güzelliklere bırakır. Güneş hâlâ bedenleri ısıtır. Büyük kentlerin gürültüsünden kaçıp bu kıyılara yerleşen insanların en sevdiği zamandır kış ayları. Böyle bir günde bisikletinizi tahta iskelenin başına bırakıp oltanızı denize sallandırabilirsiniz. Balık çıkmasa bile baş başa kaldığınız doğanın sessiz müziği ruhunuzu dinlendirmeye yeter.
Bu parçada vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Tatil yörelerinin yazın daha kalabalıklaştığı
B) Kışın balık avlamanın insana ayrı bir tat verdiği
C) İnsanların dinlenmek için kıyı kentlerini seçtiği
D) Her mevsimin kendine göre güzelliklerinin olduğu
E) Tatil yörelerinin kışın daha dinlendirici olduğu
(1998 - ÖSS)



Parçada kasım gelince tatil yörelerinin boşaldığından söz edilmiş. Doğanın sessiz müziğinin geride kalanların ruhunu dinlendirdiği söylenmiş. Böylece "tatil yörelerinin kışın daha dinlendirici olduğu" anlatılmak istenmiştir.

Cevap E


226.
Bu yazarımız, Türk insanını konuşturmada, sözcüğün gerçek anlamıyla özgün bir sanatçıdır. Romancılığımızın bu yönden gelişmesinde büyük hizmetleri olmuştur. Konuşturmalarda en küçük bir yapaylık yoktur. Sokağın dilini, roman dili konumuna getirmedeki çabaları da küçümsenemez. Çünkü tek tek sözcükleri yan yana getirmekle yetinmemiş; bunlardan kendine özgü bir anlatım oluşturmuştur.
Bu parçada sözü edilen yazarla ilgili olarak anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Halk dilinin özelliklerini doğal bir biçimde kullanarak özgün bir anlatıma ulaşmıştır.
B) Yapaylığa düşmemek için romanlarında kendi insanımızın yaşamını işlemiştir.
C) Konuyla anlatım biçimi arasındaki etkileşime önem vermiştir.
D) Romanda, kendisinden önce kullanılan anlatım biçimlerine karşı çıkmış, yeni anlatım olanakları yaratmıştır.
E) Anlattıklarını gözlemlerine dayandırmaya özen göstermiştir.
(1998 - ÖSS)



Yazarın, sokağın dilini roman dili konumuna getirmesi, halk dilinin özelliklerini kullanması; en küçük bir yapaylığın bulunmaması, dili doğal bir biçimde kullanması; kendine özgü bir anlatımının olması, özgün bir anlatıma ulaşması anlamına gelir. Bütün bunlar A'da söylenmiştir.

Cevap A


227.
Çocuğa yalnızca bilgi yükleme eğitimin amacı değildir. Gereğinden fazla bilgi yüklenmesi, çocuğun ancak belleğini geliştirir. Fazla bilgi, çocuğu yaşama hazırlamadığı gibi, onun bireysel özgürlüklerini de engelleyebilir. Çünkü çocuk öğrendiklerini uygulamak için gerekli deneyimden yoksun kalır; bu yüzden aklını kullanamaz, özgür düşünemez, özgür davranamaz. Yeni durumlar karşısında çözüm üretemez. Böyle olunca da kendine, her zaman bağlı kalacağı bir iskele, bir dayanak arar.
Bu parçada vurgulanmak istenen düşünce aşağıdakilerden hangisidir?

A) Bilgili kişiler bellekleri güçlü olanlardır.
B) Çok bilgili insanlar, olaylara ve durumlara yönelik düşünceler üretemezler.
C) Eğitim, düşünebilme ve düşündüğünü uygulayabilme yetisi kazandırmalıdır.
D) Kişilerin yaşama uyum sağlaması özgür düşünmelerine bağlıdır.
E) Özgürce davranabilen kişiler, sorunlara ustalıkla çözüm bulurlar.
(1998 - ÖSS)



Parçada eğitimin amacının çocuğa bilgi yüklemek olmadığı söylenmiş ve böyle bir eğitimin özgür düşünmeye ve özgür davranmaya engel olduğu anlatılmış. Böylece eğitimin amacının düşünebilme ve düşündüğünü uygulayabilme yetisi kazandırmak olduğu anlatılmak istenmiştir.

Cevap C


228.
Yaşam olduğu gibi kalmaz; kuşkusuz hep değişir. Ancak değişimin yavaş ya da hızlı olduğu dönemler vardır. Gelenekler, bu değişimin hızlandığı dönemlerde insanların karşısına büyük bir sorun olarak çıkar. Yaşanan günle geçmiş arasında gözle görülür bir farkın olmadığı dönemlerde ise böyle bir sorun yoktur.
Bu parçada aşağıdaki düşüncelerden hangisi vurgulanmaktadır?

A) Gelişme ve değişmelerin hızını, toplumun kendisi belirler.
B) Yenileşmelerin hızlanması toplumlarda sorunların doğmasına yol açar.
C) Toplumu oluşturan bireyler, geleneklerin buyruklarını hiç düşünmeden yerine getirirler.
D) Toplumsal yaşamdaki yenilikler değişimlerin göstergesidir.
E) Geçmişle, içinde bulunulan zamanı karşılaştırmak toplumları yanlış yönlendirir.
(1998 - ÖSS)



Parçada yaşamın sürekli değiştiğinden söz edilmiş ve değişimin hızlandığı dönemlerde geleneklerden dolayı büyük sorunlar yaşandığı söylenmiş. Dolayısıyla yenileşmenin hızlanmasının toplumda sorunlar doğurduğu anlatılmak istenmiştir.

Cevap B


229.
Flaubert için şöyle diyorlar: “On sene, yirmi sene sonra aynı dizelere hayranlık duyar, aynı biçimleri arar, aynı şeyleri beğenir. Öyle görünüyor ki yirmisine doğru kavrayabildiği düşünceleri kavramış ve sonra bütün yaşamı boyunca bunları somutlamaya çalışmıştır. Yaşamını hiçbir biçimde yapıtlarına yansıtmamıştır. Durağan bir yaşamı olan bu sanatçıyı tutucu olarak nitelemek yanlış olmaz.”
Aşağıdakilerden hangisini söyleyen kişi, bu parçada belirtilenlere karşı çıkmaktadır?

A) Ağır ama özenli çalışan bir yazardı; sanatıyla ilgili düşünceleri zamanla daha da kesinleşti.
B) Yazıda dilin ritmik akışını ve hecelerin uyumunu arar, tıpkı müzik gibi okurun zihninin derinliklerine seslenmek isterdi.
C) Zaman içinde beğenileri aynı kalan bir yazarın, “Madam Bovary” gibi çağının çok ilerisinde bir roman yazabilmesine ne demeli?
D) “Madam Bovary”de karakterlerin bütün özelliklerini ya da olayları, duygulara kapılmadan yansıtarak nesnelliğini ortaya koymuyor mu?
E) “Mektuplar”da kendi kişiliğini yapıtına yansıtmamak için çırpınan bir yazarın, bunu romanlarında da yapmasını doğal karşılamak gerekmiyor mu?
(1998 - ÖSS)



Parçada yazar Flaubert hakkında söylenen bir eleştiriden söz etmiş. Bu eleştiri onun düşünce-lerinde ömrü boyunca pek bir değişme olmadığı, tutucu olduğuyla ilgilidir. Yazar bu düşünceye karşı çıkacağına göre Flaubert'in beğenisinin aynı kalmadığını, hatta çağlar ötesine uzanacak kadar tutuculuktan uzak olduğunu söylemesi gerekir. Bu anlam da C' de söylenmiştir. Yazar sözü edilen eleştiri doğru olsaydı Flaubert'in çağının çok ilerisinde bir roman yazmasının mümkün olmayacağını söyleyerek eleştirilere karşı çıkmaktadır.

Cevap C
230.
Okuru kitaplarla, yazarlarla buluşturma işlevini bütünüyle yerine getirmese de, gönlümüzden geçenleri yeterince karşılayamasa da kitap fuarlarını çok seviyorum. O renk renk kitapların oluşturduğu çiçek bahçesinde dolaşmak, onlara dokunmak; o güzelliklerin tadına varmak... Yüreği sanat sevgisiyle çarpan güleç yüzlere merhaba demek, gözlerdeki ışıltıyı, mutluluğu damarlarımızda duyumsamak... Duygusal yönden az şey midir bunlar?
Bu parçada kitap fuarlarıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Sevilen yerler olarak herkesin ilgisini çektiğine
B) Görüntüsüyle sanatsal zevkler uyandırdığına
C) Kimi yazarlarla tanışma olanağı sağladığına
D) Güzel duygular uyandırarak insanı mutlu ettiğine
E) Gezip görenlerin beklentileriyle ilgili kimi küçük eksiklikler bulunduğuna
(1998 - ÖSS)



Seçeneklerde söylenenleri parçada gösterelim: "renk renk kitapların oluşturduğu çiçek bahçesi" sözünden B; "yüreği sanat sevgisiyle çarpan güleç yüzlere merhaba demek" sözünden C; " gözlerdeki ışıltıyı, mutluluğu damarlarımızda duyumsamak" sözünden D; ilk cümlede sözü edilen eksikliklerden E parçadan çıkarılabilir. Ancak parçada fuarların herkesin ilgisini çektiğine değinilmemiş.

Cevap A


231.
Ben ünlü bir yayınevinde çalışan bir öykü yazarıyım. Pek çok kitabı yayıma hazırladım bugüne değin. Yazarın coşkusunu paylaşarak kiminin adını bile koydum. Bir virgüllük katkım olan her kitabı kendiminmiş gibi sahiplendim. Basımevinden geldiğinde sıcacık bir ekmek demektir her kitap benim için. Emekle ekmeğin birleşen kokusunu taşır her kitap o an. Elinizdekiyse benim ilk öykü kitabım. Saymadım; ama kim bilir kaçıncı kitabım.
Öykücünün bu sözlerinden, kendisiyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

A) Kitaplarla uğraşmayı her şeyin üstünde tuttuğu
B) Başkalarının kitaplarına da katkılarının olduğu
C) Bir kitabı yayıma hazırlamanın kendisine çok zevk verdiği
D) Kitapları yayıma hazırlamanın, yazarlık için iyi bir başlangıç olduğunu düşündüğü
E) Kendisi için kitapların büyük bir değerinin olduğu
(1998 - ÖSS)



Seçeneklerde söylenenleri parçada gösterelim: "Bir virgüllük katkım olan her kitabı" sözünden B; "sıcacık bir ekmek demektir her kitap benim için" sözünden C ve E; kitaplarla uğraşmayı çok sevmesinden yola çıkılarak A parçadan çıkarılabilir. Ancak parçada yayımcılıkla uğraşmanın yazarlık için iyi bir başlangıç olduğundan söz edilmemiş.

Cevap D


232.
Anadili bilincinden yoksun Osmanlı okumuşu, Arapça ve Farsçadan sözcük ve dilbilgisi kurallarını alarak Türkçeyi neredeyse yok olma durumuna getirmişti. Tanzimat’tan Meşrutiyet’e kadar süren sadeleşme ve Cumhuriyet döneminde başlatılan özleştirme hareketleriyle Türkçe, işte bu yok olma tehlikesinden kurtulmuştur. Bu durumda, Türkçe köklerden Türkçe eklerle yeni sözcükler türetmek, böylece dilimizin söz dağarcığını Türkçe sözcüklerle zenginleştirmek daha doğru, daha yerinde bir tutum değil midir?
Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Osmanlı aydınlarının anadili konusundaki tutumuna
B) Yabancı dillerden sözcük ve kural almanın olumsuz sonuçlar doğuracağına
C) Türkçeyi, yabancı dillerin baskısından kurtarmak için yapılan çalışmalara
D) Türkçenin söz varlığını zenginleştirme yollarından birine
E) Türkçeyi özleştirme çalışmalarının kimler tarafından yürütüldüğüne
(1998 - ÖSS)



Seçeneklerde söylenenleri parçada gösterelim: "Osmanlı okumuşu Türkçeyi neredeyse yok olma durumuna getirmişti." Sözünden A ve B; " Tanzimat'tan Meşrutiyet' e kadar süren sadeleşme ve Cumhuriyet döneminde başlatılan özleştirme…" sözlerinden C; "Türkçe eklerle yeni sözcükler türetmek" sözünden D çıkarılabilir. Ancak özleştirmenin kimler tarafından yürütüldüğüne parçada değinilmemiştir.

Cevap E


233.
Özel zevkleri için bir yarım saat bile ayırdığını sanmıyorum. Kentlerarası bir yolculukta bile ya bir yolcu ya bir şoför muavini bulur, onlarla konuşmaya dalardı; bir yandan da elindeki küçük kâğıtlara bir şeyler yazardı. Romanlarını yeni baskıya hazırlarken, bir kompozisyon ödevi gibi titizlikle düzeltirdi. Yapıtlarındaki sağlamlık biraz da bu dikkatinden gelir. Durmadan aldığı notlar ise, roman kahramanlarını doğal konuşturmada gösterdiği başarının kaynağı olmuştur. Yazınımızın en rahat okunan o güzel öykülerini, bu dil kaynağından beslenerek yazmıştır.
Böyle tanıtılan yazarın yapıtlarıyla ilgili tutumu konusunda, aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Çalışmalarında titiz davrandığına
B) Her fırsatta malzeme topladığına
C) İlgi çekici konuları işlediğine
D) Dil ve anlatımına özen gösterdiğine
E) Düzeltmek ve geliştirmek için çalıştığına
(1998 - ÖSS)



Parçada nelere değinildiğini bulalım: "… kompozisyon ödevi gibi titizlikle düzeltirdi" sözünden A ve D; "…elindeki küçük kâğıtlara bir şeyler yazardı" sözünden B; her yeni baskıda eserlerini gözden geçirmesinden E çıkarılabilir. Ancak parçada yazarın hangi konuları işlediğine değinilmemiştir.

Cevap C


234.
Gerçek şiir bir doğa yemişidir. Duyar duymaz ku-lakta ses, ruhlarda iz bırakan ve yüksek sesle oku-nur okunmaz insanın içinde titreşimler uyandıran bir şeydir. Şiir, bir müziktir; gergin gövdeleri gevşetir; kişinin iç dünyasına bir yön verir; onun dünyaya daha güzel bir gözle bakmasını, yaşama sıkı sıkı sarılmasını sağlar.
Aşağıdakilerden hangisi, şiirin bu parçada değinilen özelliklerinden biri değildir?

A) Duygulara seslenme
B) Doğadan yararlanma
C) Bakış açısını değiştirme
D) Sinirsel yorgunluğu giderme
E) Okuyanı yaşama bağlama
(1998 - ÖSS)



Seçeneklerde söylenenleri parçada gösterelim: "İnsanın içinde titreşimler uyandırır" sözünden A; "dünyaya daha güzel bir gözle bakmasını sağlar" sözünden C; "gergin gövdeleri gevşetir" sözünden D; "yaşama sıkı sıkı sarılmasını sağlar" sözünden E çıkarılabilir. Ancak parçada şiirin doğadan yararlandığına dair bir bilgiden söz edilmemiştir.

Cevap B


235.
On altıncı katta asansörden indik. Bana odayı gösterecek çocuğun peşinden yürüyordum. Çocuk kısa bir koridoru geçti, bir odanın önünde durdu. Ben de durdum. Kapıyı açtı, içeri girdik. Perdeler sıkı sıkıya kapalı. Çocuk perdeleri açıp dışarıyı göstermek istedi. Engel oldum. Lambaları yaktı. Banyonun kapısını açtı. Bir şey isteyip istemediğimi sordu. İstemediğimi söyledim. Bahşişini verdim, gitti.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?

A) Duyguları yansıtma
B) Eylemleri oluş sırasına göre verme
C) Gözlem gücünden yararlanma
D) Değişik yapılı cümleler kullanma
E) Birinci kişinin ağzından anlatma
(1998 - ÖSS)



Parçayı incelediğimizde birbiri peşi sıra gelen olayların anlatıldığını görüyoruz. Yani eylemler oluş sırasına göre verilmiştir (B). Yazar dış dünyada gördüklerini anlattığına göre gözlem gücünden yararlanmıştır(C). Parçanın birinci cümlesi basit , ikinci cümlesi bileşik olduğundan değişik yapılı cümleler kullanılmıştır(D). Parçanın bütün cümleleri yazarın ağzından anlatıldığı için de E parçadan çıkarılabilir. Ancak cümlelerin herhangi birinde yazar gözlemlerine yorumunu katmadığı için duygularını da yansıtmamıştır.

Cevap A


236.
Ankara’nın, mimarisiyle ünlü ilçesi Ayaş’ta bir sokak... Sokaktaki tarihi evlerden biri... Badanası solmuş, sıvaları yer yer dökülmüş. Pencere pervazları da doğaya direniyor; bir bakıma evin sahibi yaşlı kadını andırıyor. Ev de yorgun, sahibi de. Ne var ki yaşam sürüyor.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisine başvurulmamıştır?

A) İzlenimleri belirtmeye
B) Benzetme yapmaya
C) Eksiltili cümleler kullanmaya
D) Kişileştirmeden yararlanmaya
E) Örnekler vermeye
(1998 - ÖSS)



Yazar parçada sokaktaki tarihi evlerle ilgili izlenimlerini anlattığından A, evi yaşlı kadına benzettiğinden B, birinci ve ikinci cümlelerin yüklemleri olmadığından C, insana özgü olan "yorgun" sıfatını ev için kullandığından D, parçada başvurulanlar arasındadır. Parçada herhangi bir düşünce aktarılmadığından onunla ilgili örnekler de verilmemiştir.

Cevap E


237.
(I) Sabahları, gecenin nemiyle ürpermiş çimenler üzerinde yürüyüş yapıyorum. (II) Hava saydam; gün ışığı, gözleri kamaştıran güçlü bir aydınlık yayıyor ortalığa. (III) Ağaçlar çiçekte, tepelerin kadifemsi koyu maviliğine gururla yaslanmışlar. (IV) Öğle vakti balkonda oturup kemiklerimi bahar güneşinin sıcaklığına bırakıyorum. (V) Yaşlanıyorum; ama aynalarda göremediğim bir genç kız var içimde.
Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangilerinde insana özgü nitelikler, başka varlıklara aktarılarak verilmiştir?

A) I. ve II. B) I. ve III. C) II. ve IV.


D) III. ve IV. E) IV. ve V.

(1999 - ÖSS)



I. ve III. cümlede insana özgü nitelikler, başka varlıklara aktarılarak verilmiştir. I. cümlede, “çimenler”, III. cümlede “ağaçlar” insana özgü niteliklerle anlatılmıştır.

Cevap B


238.
(I) Günlük tutan bir yazar, yapıtlarında açığa vurmak istemediği kimi duygu ve düşüncelerini günlüğünde yansıtabilir. (II) Okuduğu yapıtlara yönelik, gerçekte neler düşündüğünü dile getirebilir. (III) Bazı durumları bilerek ya da bilmeyerek çarpıtabilir. (IV) O, birçok ayrıntının arasından asıl anlatılmak isteneni bulma çabasındadır. (V) Bir gün bunları yayımlarsa, okurların bu nedenle kendisinden soğuyacağını düşünür. (VI) Günlük tutan birçok yazar vardır; ama bu düşünceyle, günlüklerini yayımlayanlar azdır.
Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI.
(1999 - ÖSS)



Parçaya baktığımızda, I., II., III. ve V. VI. cümlelerde “günlük tutan yazarın günlüğünde duygu ve düşüncelerini anlattığını, bunları yayımlama düşüncesinin olduğu” dile getirilmiştir. IV. cümlede “ayrıntıda asıl anlatılmak isteneni bulma çabası” verilmiş. Dolayısıyla IV. cümle düşüncenin akışını bozmaktadır.

Cevap C


239.
(I) Ulusal güvenliğin, ekonominin ve zenginliğin çarkları artık bilgiyle dönüyor. (II) Bilgiyse, üretilen bir şey. (III) Bilginin değeri yükseldikçe, onu elinde tutan bireylerin ve ulusların bahtı açılıyor. (IV) Bilim insanına hemen her çağda gereksinim duyulmuştur; ancak bilgi toplumunda bu gereksinim kat kat artmaktadır. (V) Günümüzde gerçekçi toplumlar bu gereksinimi karşılamaya çalışıyorlar. (VI) Yeterli sayıda ve nitelikte bilim adamı olmayan alanlarda bilim adamı yetiştirme çalışmalarına hız veriyorlar.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istenirse ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?

A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI.
(1999 - ÖSS)



I. cümleden III. cümleye kadar bilgiden söz edilmiştir. IV. cümleden itibaren bilim insanından ve bununla ilgili çeşitli konulardan söz edilmiştir.

Cevap C


240.
(I) Öncelikle, eleştireceği yazarın sanat ve dünya görüşünü kavramaya çalışır. (II) Sonra sanatçıyla ve onun yapıtlarıyla ilgili izlenimlerini toplumsal açıdan değerlendirmeye yönelir. (III) Bir yazarın bir yapıtını hiçbir zaman tek başına ele alıp incelemez. (IV) Bir romancının, bir öykücünün yeni bir yapıtını eleştirirken daha öncekilerle karşılaştırır. (V) Yapıtın hangi açılardan geliştiğini ya da geride kaldığını belirtir. (VI) Yazarın kendini aşma çabalarını ya da yinelemelerini gösterir. (VII) Bunları yaparken ne denli nesnel olmaya çalışırsa çalışsın yine de öznellikten kurtulamaz.
Yukarıdaki parçadan numaralanmış cümlelerden hangisi çıkarılırsa, parçanın anlamında büyük bir değişme olmaz?

A) II. B) III. C) V. D) VI. E) VII.
(1999 - ÖSS)



Parçada, III. ile IV. cümle birbirine yakın anlamdadır. IV. cümle seçeneklerde yer almadığına göre III. cümle parçadan çıkarılırsa parçanın anlamında büyük bir değişme olmaz.

Cevap B


241.
Hepimiz bencillikten yakınıyoruz. Herkesin yalnızca kendisini düşündüğünü, kendisinden başkası yokmuş gibi davrandığını görüyoruz. Bu tutumu eleştiriyoruz; ama görüyoruz ki eleştirinin pek bir yararı olmuyor. Çünkü bencillik azalacağı yerde giderek yaygınlaşıyor. Bu duruma karşı önlem almıyor, sadece yakınmakla yetiniyoruz.
Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisinin getirilmesi uygun olur?

A) Bencil insan, kendisini koruma güdüsüyle kendine güvensizlik arasında sıkışmıştır.
B) Bencilliğin birey olma yetkinliği kazanamamış kişilerde sık görüldüğünü biliyoruz.
C) Bencil kişilerin, her olayı, her durumu, her insanı kendi çıkarı için kullandığını unutmamalıyız.
D) Bencilliğin nelerden kaynaklandığını, neden yaygınlaştığını düşünmüyoruz.
E) Bencil kişiler kendilerinden başkalarına değer vermeyi bilmezler.
(1999 - ÖSS)



Parçada bencillikten, bencilliğin yaygınlaşmasından ve buna karşı bir önlem alınmayışından söz edilmiştir. Bu parçanın sonuna uygun düşebilecek cümle de D’de verilmiş.

Cevap C


242.
Bir eleştirmen, kendi görüşlerini kabul ettirmek için okuyucuyu zorluyorsa yanlış yoldadır. Çünkü eleştirinin amacı okuyucuyu etkilemek değil, onu birlikte düşünmeye yönlendirmek olmalıdır. Önemli olan, değerlendirme yapmaktan çok, yaşanılan düşünme sürecine okuyucunun katılımını sağlamaktır. Eleştirmenden beklenen ...
Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilemez?

A) okuyucuya yapıtla ilgili bilgiler ve ipuçları sunmaktır
B) eleştirdiği yapıtla okuyucu arasında köprü kurmaktır
C) okura, okuduğunu bağımsızca değerlendirme olanağı tanımaktır
D) okuru koşullandırmadan yapıtı değişik açılardan tartışmaktır
E) okurun dünya görüşüne belli bir yön vermektir
(1999 - ÖSS)



Parçada, eleştirmenin okuyucuyu etkilemeyip yönlendirmesi gerektiği üzerinde durulmuştur. Yani okuyucuyu kendi düşüncelerini kabul etmeye zorlamaması, onu kendi haline bırakması gerektiği belirtilmiştir. Buna göre parçanın sonuna E getirilemez.

Cevap E


243.
Edebiyat yapıtlarını açıklamak, yorumlamak, değerlendirmek ve sınıflandırmak amacını taşıyan yazılar vardır. Bu yazıları, “edebiyat eleştirisi” adı altında toplayabiliriz. Edebiyat eleştirisi içinde daha çok denemeler, kitap tanıtma yazıları ve bilimsel araştırmalar yer alır. Bu yazılar, en öznel izlenimlerden en nesnel değerlendirmelere değin uzanan geniş bir yelpaze içinde karşımıza çıkar. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere bu yazılarda ...
Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilemez?

A) değişik anlatım yöntemleri kullanılır
B) ele alınan konuların sınırı oldukça geniştir
C) doğruluğu kanıtlanabilecek görüşlere ağırlık verilir
D) okurları bilgilendirmek ön plana çıkar
E) asıl amaç, yapıtların gereği gibi tanıtılmasıdır
(1999 - ÖSS)



Parçada, edebiyat eleştirisi adı altındaki yazılar ve özellikleri anlatılmıştır. Eserler çeşitli olduğundan, anlatım yönleri (A); konuları (B) değişik olabilir. Eserler, açıklanıp yorumlandığından (A); değerlendirildiğinden (E) parçadan çıkar. Dolayısıyla parçanın sonuna C getirilemez.

Cevap C


244.
(l) Oyun, bir gün içinde hatta birkaç saatte geçen olaylar üzerine kurulmuş. (ll) Oyun, üç birlik kuralına uygun; ancak izleyicinin merakını kamçılama yönünden zayıf kalıyor. (lll) İlk bölümün ikinciye göre çok kısa oluşu, izleyenleri rahatsız ediyor. (lV) Kişiler kendi toplumsal, psikolojik, ekonomik ve kültürel yapılarına uygun olarak olaylar içinde verilmiş. (V) Sanatçı, bu eksiklerine karşın, bir oyun yazarı olarak umut veriyor.
Bu parçanın anlam akışındaki bozukluğu gidermek için, aşağıdaki değişikliklerden hangisi yapılmalıdır?

A) l. cümleyle ll. yer değiştirmeli
B) ll. cümleyle lll. yer değiştirmeli
C) lll. cümleyle lV. yer değiştirmeli
D) lV. cümle l. den sonra gelmeli
E) V. cümle ll. den sonra gelmeli
(1999 - ÖSS)



Parçada ikinci cümleden sonra eserin olumsuz yönlerinden söz edilmeye başlanmıştır. Ancak IV. cümlede anlatılan durum eserin olumlu bir özelliğidir. Dolayısıyla olumsuz durumlar arasında olumlu bir durumdan söz edilmesi anlatımın akışını bozuyor. Bu cümle I. cümleden sonra getirilirse bu bozukluk giderilebilir.

Cevap D


245.
Hiç ummadığımız bir şiir, günü gelince bizim için söylenmiş izlenimleri verir. Çünkü şiir eskimez, durur bir yerde, okurunu bekler. Bekler ve bir gün bulur onu. Dahası en kötü, en sığ, en basit bir şiirden bile bir gün başka bir anlam, başka bir güzellik fışkırabilir. Bu nedenle ---.
Düşüncenin akışına göre bu parçanın son cümlesi aşağıdakilerden hangisiyle tamamlanabilir?

A) iyi şiir her okuyucuda aynı duyguları, aynı çağrışımları uyandırabilmelidir
B) pek çok şiir kitabı ancak şairlerinin ölümünden sonra değer kazanmıştır
C) sanat değeri taşıyan şiirler eskimiş olanlardır
D) eleştirmenler, okuyacakları şiir kitabını seçmede okurlara yol göstermelidirler
E) şiir değerlendirmelerinde olumsuz ve kesin yargılardan olabildiğince kaçınmak gerekir
(1999 - ÖSS)



Parçada aynı şiirin değişik zamanlarda aynı okuru değişik şekillerde etkileyebileceği üzerinde durulmuştur. Dolayısıyla bir şiir hakkında kesin bir değerlendirme yapmanın yanlış olacağı anlatılmak istenmiş. Son cümle bu anlamı verecek bir cümle olmalıdır.

Cevap E


246.
(l) Bireysel acılarını yansıtmak için bir araç olarak görmez şiiri. (ll) Kendi acılarına yer vermez şiirlerinde. (lll) Daha çok, içinde yaşadığı toplumun acılarını, sevinçlerini yansıtmak ister. (lV) İmgeleri yalındır. (V) Söyleyişinde inişler çıkışlar yoktur. (Vl) Bütün şiirlerinde okuru saran bir sıcaklık vardır.
Bu parçadan, aşağıdaki cümlelerin hangisi çıkarılırsa parçanın anlamında önemli bir değişme olmaz?

A) ll. B) lll. C) lV. D) V. E) Vl.
(1999 - ÖSS)



Parçanın I. ve II. cümlelerinde aynı anlam ifade edilmiş. İkisinde de şairin kişisel acılardan uzak durduğu söylenmiş. Bu cümlelerden birinin çıkarılması anlamda herhangi bir daralma oluşturmaz.

Cevap A


247.
Bizim yaşamımızı yansıtmayan yapıtlar, üzerimizde yeterince etkili olmuyor. Bir yapıttaki yaşantıları paylaşabilmemiz, anlatılan olayların da bize tanıdık gelmesini gerektiriyor. İşte bu nedele, öykülerde ve romanlarda ---- isterim.
Düşüncenin akışına göre, bu parçada boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilemez?

A) gelenek ve göreneklerimizden yola çıkılmasını
B) evlerimizden ve eşyalarımızdan silinmez izler bulunmasını
C) bize, yeni ve değişik insan tiplerinin tanıtılmasını
D) duygu ve düşüncelerimize ayna tutulmasını
E) kolaylıkla benimseyebileceğimiz karakterlerin çizilmesini
(1999 - ÖSS)



Yazar parçada okuduğu eserde önceden alışkın olduğu kişi ve olayların anlatılmasını istiyor. C’de ise yeni ve değişik insan tiplerinden söz ediliyor. Bu anlam parçadaki düşünceyle çelişiyor. Parçanın sonuna getirilemez.

Cevap C


248.
Yazar, öyküsüne kahraman olarak seçtiği kişinin yalnızlığını ve çevresindekilerle iletişim kuramayışını yansıtmak istiyor. Bunun da ötesinde, onun, insana özgü sıcaklıktan yoksun, insanları sevmeyen ve çıkarcı bir genç olduğunu vurguluyor.
Bu parçada sözü edilen öykü kahramanıyla, aşağıdakilerin hangisinde betimlenen kişi arasında bir benzerlik kurulabilir?

A) Köyün yaşlılarına göre, konuşkan, kendine güvenen; ama başına buyruk bir gençti.
B) Eline çok az para geçmesine karşın en ağır işlerde özveriyle çalışır; başka bir yerde çalışmayı düşünmezdi.
C) Yanında çalışanlara iş ortamında oldukça ölçülü davranıyor, iş dışında ise onları arkadaş gibi görüyordu.
D) İnsanlardan çok doğaya yakın, tüm canlılara karşı sınırsız bir sevgi duyan, kendine özgü biriydi.
E) Kendine yarar sağlamayan bu insanların arasında bulunmak, onlarla konuşmak istemiyor, onlara karşı hiçbir olumlu duygu beslemiyordu.
(1999 - ÖSS)



Parçada sözü edilen kişi çevreyle uyum sağlamayan, insanları sevmeyen, soğuk ve çıkarcı bir gençtir. Bu kahramana benzeyen kişi E’de verilmiştir.

Cevap E


249.
Öykü yazmada başarılı olmuş bir yazara; “Artık roman yazma zamanınız geldi.” demek ya da “Artık ondan romanlar bekleyebiliriz.” gibi sonuçlara ulaşmak bir yazı türünü ötekinden üstün tutmak anlamına gelir. Öykü ile roman ayrı türlerdir. Ortak paydaları ise bir kurguya dayanmaları ve düzyazı olmalarıdır. Her iki türde de başarı, yazarlarının ustalığında yatmaktadır.
Bu parçada, aşağıdaki yargılardan hangisine karşı çıkılmaktadır?

A) Yazarlar, başarılı olacakları alana yönlendirilmelidir.
B) Roman yazmak, öykü yazmaktan zordur.
C) Yazarlar, deneyim kazandıkça farklı yazı türleri denerler.
D) En çok tutulan yazınsal türlerden biri romandır.
E) Öykü yazmak bir birikim gerektirir.
(1999 - ÖSS)



Parçada roman yazmayla öykü yazma arasında farklılığa, roman yazmanın öykü yazmadan daha zor olduğu düşüncesine karşı çıkılmaktadır.

Cevap B


250.
Özyaşamöyküsü yazmak kolay değildir. İnsan, çoğu kez nesnelliğini koruyamaz; benmerkezci duruma düşebilir. Yazarımız bu gerçeği iyi kavramış. Olabildiğince kendini öne çıkarmadan, ama kendi hakkını da yedirmeden, yaşadıklarını yazmış. Hem de çok etkileyici biçimde yazmış. Genç, yaşlı öğretmenler, hele öğretmenliğe hazırlanan gençler, okuyun bu kitabı. Yolunuz aydınlanacak; gerçekten dolu bir yaşamın ne olduğu, nasıl olması gerektiği kafanızda belirginleşecektir.
Bu parçada, özyaşamöyküsü yazmanın güçlüğü, aşağıdakilerden hangisine bağlanmaktadır?

A) Olayları yansıtırken, kişisel görüşleriyle gerçekler arasında denge sağlamaya
B) Olayları belirli bir meslek grubunun bakış açısıyla yansıtmaya
C) Gerçekleri gizleyebilmek için duygusallığa ağırlık vermeye
D) Yalnızca tanık olunan olayları anlatarak kitabın kapsamını daraltmaya
E) Okura yol göstermeyi amaçlayarak kendini ikinci plana atmaya
(1999 - ÖSS)



Özyaşamöyküsü yazmanın kolay olmaması, insanın nesnelliğini koruyamaması ve benmerkezciliğe kaymasından kaynaklanıyor.

Cevap A


251.
Bir şiirin alınyazısını önceden kestirme olanağı yoktur. Bu gerçek, “Han Duvarları” için de geçerliydi elbette. 1924'te yazılan bu şiir, birçok yönüyle güncelliğini yitirmesine karşın günümüzde hâlâ okunuyor, tanınıyor. Peki, hangi nedene bağlanabilir bu? Yoksa “Han Duvarları” nın da N. Kemal’in “Vatan Kasidesi”, T. Fikret’in “Promete”, M. Âkif’in “Çanakale Şehitleri” adlı şiirleri gibi gizli bir yaşama gücü mü var? Ona bu gücü kazandıran ne?
Bu parçaya göre, şiirle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

A) Değer kazanması zaman alır.
B) Belirli temaları işleyenler daha çok sevilir.
C) Yazıldığı günlerde ünlenenler kolayca unutulmaz.
D) Kalıcılığını sağlayan etkenleri belirlemek güç-tür.
E) Her biri biçim ve içerik yönünden farklı özellikler taşır.
(1999 - ÖSS)



Parçanın sonunda şiirlerin yaşama gücü olduğundan, bu gücün belirsizliğinden söz edilmiştir. Dolayısıyla şiirde kalıcılığı sağlayan faktörleri belirlemek zordur. Şiirle ilgili bu söylenebilir.

Cevap D


252.
Bu sanatçı, kültürel yapısına yabancı olmadığı bir coğrafyanın insanını anlatmıştır. Bu coğrafyanın ağıtlarını, efsanelerini, türkülerini, masallarını, inançlarını kısacası düşünme biçimini çok iyi bilmektedir. Bu yüzden romanlarında, kahramanlarına, kendi bilinçlerinin sınırı içinde bir dünya kurmuştur. Halk düşüncesinin işleyişini çok iyi yakalayan yazar, yapıtlarında efsaneleştirmeyi, Anadolu insanının kendi gerçekliği açısından ele almıştır. İşte sanatçı bu nedenle benzersiz kalabilmiştir.
Bu parçada sözü edilen sanatçının başarısının temelini aşağıdakilerden hangisi oluşturmaktadır?

A) Kahramanlarının, çevreleriyle olan ilişkilerinden çok, kişilik özelliklerine önem vermesi
B) Anlattığı insanları, kültürel birikim ve düşünce açısından iyi tanıması
C) Her bölgenin kültürel yapısının kendine özgü nitelikler taşıdığının bilincinde olması
D) Birlikte yaşadığı insanları anlatmanın daha kolay olacağını fark etmiş olması
E) Halkı, toplumun kültür değerlerinin bir ürünü olarak ele alması
(1999 - ÖSS)



Parçaya baktığımızda, sanatçının başarısının temelini, anlattığı insanları kültürel yönden iyi tanıması oluşturmaktadır.

Cevap B


253.
Düşüncenin en iyi biçimde, insanın kendi anadilinde oluşup geliştiğini söylerdi. Anadile yaslanmayan bir anlatımın sağlam olmayacağını savunurdu. Daha da ileri gider, anadiline saygının en büyük erdem olduğuna inanır, onu yurtseverlikle eşdeğer tutardı. Bilimsel çalışmalarında olduğu kadar günlük yaşamında da dile büyük bir özen gösterirdi. Kimi zaman bir sözcüğe takılır, düşüncesini açık seçik yansıtacak bir anlatım biçimini buluncaya değin günlerce çalışırdı. Düşünsel tutarlılığın ancak dilsel tutarlılıkla gerçekleşebileceğine inanırdı.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Anadilin, insanın duyarlığı üzerinde etkisine
B) Sözcük seçiminde gösterilen titizliğe
C) Dil ile düşünce arasındaki ilişkiye
D) Anlatımla anadil arasındaki bağa
E) Dili doğru ve düzgün kullanmanın önemine
(1999 - ÖSS)



Parçada, “Kimi zaman bir sözcüğe takılır” sözünden B, “Düşünsel tutarlılığın ancak dilsel tutarlılıkla gerçekleştirilebileceğine inanır” sözünden C, “Anadile yaslanmayan bir anlatımın sağlam olmayacağı” sözünden D, “Bilimsel çalışmalarında olduğu kadar günlük yaşamında da dile büyük özen gösterirdi” sözünden E çıkarılabilir. A’da belirtilen düşünmeye parçada değinilmemiştir.

Cevap A
254.
O, aslında yazdığı öykülerde, oyunlarda, romanlarda da bir ozandır. Diline, dildeki uyuma, musikiyi sağlayan öğelere öncelik veren bir düzyazı ustasıdır. Bu yönden düzyazıyla oluşturduğu yapıtlarda da ozanlığı öne çıkar. Sözcükleri bir imbikten geçirerek damıtır; böyle bir damıtmadan geçmemiş hiçbir sözcüğe yer vermez yapıtlarında. Düzyazılarında da iyi bir söz işçisidir, tıpkı şiirlerindeki gibi.
Bu parçada, sözü edilen sanatçıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Değişik türlerde ürünler verdiğine
B) Şiirselliğinin her ürününe yansıdığına
C) Kulağa hoş gelen sesler içeren sözcükler kullanmaya özen gösterdiğine
D) Yapıtlarında kullandığı dili inceden inceye işlediğine
E) Belirli kalıpların dışına çıkmadığına
(1999 - ÖSS)



Parçada, “yazdığı öykülerde, oyunlarda, romanlarda” sözünden A, “düzyazıyla oluşturduğu yapıtlarda da ozanlığı öne çıkar.” sözünden B, “musikiyi sağlayan öğelere öncelik veren bir düzyazı ustasıdır” sözünden C, “Sözcükleri bir imbikten geçirerek damıtır” sözünden D çıkarılabilir. E’deki düşünceye değinilmemiştir.

Cevap E


255.
Bana göre yeni öykücüler “ben”li anlatımın dışına çıkamıyor, “ben” dışındaki yaşamın öykülerine girmesine izin vermiyorlar. Bazen öykünün içine kulaktan dolma ve taşıyamayacağı ağırlıkta felsefe koyuyorlar. O felsefe de öyküye yedirilmiş olmuyor. Bu yüzden yazdıklarının öykü mü, ruhsal çözümleme mi, deneme mi olduğunu bilemiyorsunuz.
Aşağıdakilerden hangisi, bu parçada sözü edilen öykücülere yöneltilen eleştirilerden biri değildir?

A) Yazdıklarını kendileriyle sınırlı tutmaları
B) Öykülerin düşünsel bütünlükten yoksun olması
C) Özümsenmemiş bilgi ve düşüncelere yer vermemeleri
D) Sözcük seçiminde gerekli özeni göstermemeleri
E) Belirli bir yazınsal türün ilkelerine bağlı kalmamaları
(1999 - ÖSS)



Parçaya baktığımızda D’deki “sözcük seçiminde geçerli özeni göstermemeleri” öykücülere yöneltilen eleştirilerden biri değildir.

Cevap D
256.
Bu, yazacağım yazının türüne göre değişir. Çok ciddi bir yazı yazacaksam konu üzerinde yoğunlaşabilmem için evde çıt çıkmamalıdır. Ayrıca dikkatimin uyanık olması için çalışma odamın sıcaklığının da on altı dereceyi geçmemesi gerekir. Bunun için, yaz aylarında ciddi yazılar yazamam; yazmaya kalktığımda da yazılarım, sıcağın etkisiyle mizah ağırlıklı olur.
Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisinin karşılığı olabilir?

A) Ne tür yazılar yazarsınız?
B) Yazılarınızı hangi ortamda yazarsınız?
C) Yaşadıklarınızın, yazdıklarınız üzerinde etkisi var mı?
D) Yazılarınızın planını nasıl belirlersiniz?
E) Düşündüklerinizi yazamadığınız zamanlar olur mu?
(1999 - ÖSS)



Yazar parçada yazacağı yazının özelliğine göre değişik ortamlara ihtiyaç duyduğundan söz etmiş. Sorunun da bunu soran bir nitelik göstermesi gerekir. Bu anlam B’de vardır.

Cevap B


257.
Edebiyatı, sanatı kendime dert edinmiş bir kişiyim. Gece gündüz edebiyat düşünürüm, şiir düşünürüm. Sevdiğim bir şiiri tanıdıklarıma okumadığım ya da bir edebiyat sorusu üzerinde tartışmaya girişmediğim günler, yaşadım saymam kendimi.
Böyle diyen bir yazar için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

A) Herkesi kendisi gibi düşünmeye zorlar.
B) Şiir dışındaki ürünlerden tat almaz.
C) Edebiyattan hoşlanmayanları sevmez.
D) Eleştiriye açık bir kişiliği vardır.
E) Yaşamıyla edebiyatı bütünleştirmiş biridir.
(1999 - ÖSS)



Parçada kendinden söz eden kişi edebiyatsız bir an bile geçiremeyeceğinden söz etmiş. Böyle bir kişinin yaşamıyla edebiyatı bütünleştiren biri olduğu söylenebilir.

Cevap E


258.
Sonunda bilgisayar da gelip çalışma masamıza kuruldu. Belli ki geçici bir geliş değildir bu. Disketi, yazıcıyı da yanına alarak geldiğine göre temelli yerleşmeye niyetli. Sadece birkaç oyun ya da yazım kolaylığı sağlamakla yetinmeyen bilgisayar, getirdiği konfor, yarattığı alışkanlıklarla terk edilemez kaleler ele geçirdi. İlk sıcak ilişkiler, yerini vazgeçilemez tutkuya bıraktığında bilgisayar dünyasının sıradan bir tüketicisi oldunuz demektir.
Bu parçada bilgisayarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi vurgulanmaktadır?

A) Pek çok kolaylık sağladığı için insanı tembelleştirdiği
B) Kullanılan malzemeler bakımından pahalı bir aygıt olduğu
C) Benimsenmesi uzun zaman alan bir yenilik olduğu
D) Kullanma alışkanlığının giderek güçlenip yaygınlaştığı
E) Başka araçlarla birlikte kullanıldığında işe yaradığı
(1999 - ÖSS)



Parçada geçen "yarattığı alışkanlıklarla terk edilemez kaleler ele geçirdi" sözü bilgisayarın artık vazgeçilemez bir aygıt olduğunu anlatmak istiyor. Bu anlam D’de verilmiştir.

Cevap D


259.
Kimi eleştirmenler yazınsal ürünleri değerlendirirken eleştiri türünün gerektirdiği kurallara uymazlar. Yapıtları değerlendirme yerine, birtakım oyunlara yönelirler. Bilgisizlikleri, yanlış ya da haksız yargılarını bu dil oyunlarının altına gizlerler. Bu yolla okuyucuyu yönlendirdikleri için de okuyucu bunun ayrımına varmaz. Böylece yapıttan kopuk kişisel görüşlerini, eleştiri adıyla ortaya koymuş olurlar.
Aşağıdakilerden hangisi bu parçada sözü edilen eleştirmenlerin bir özelliğidir?

A) Söylediklerini iyi seçilmiş örneklerle somutlaştırma
B) Yapıttaki yetersizlikleri giderme yolları önerme
C) Özentili bir anlatımla okuyucuları istediği yönlere çekme
D) Yapıtların güç anlaşılan yönlerini aydınlatma
E) Okurlarına karşı sorumlu davranma
(1999 - ÖSS)



Parçada geçen "yargılarını dil oyunları arkasına gizler...bu yolla okuyucuyu yönlendirir" sözleri eleştirmenlerin belirgin özelliğini yansıtmaktadır. Bu anlam C’de verilmiştir.

Cevap C


icetin isimli Üye şuanda  online konumundadır icetin isimli üyenin yazdığı bu Mesajı değerlendirin. Mesajı Moderatöre bildir Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla Bu mesajdan Alıntı Hızlı Cevap
Alt September 9th, 2007, 01:10 #2
icetin
Admin

icetin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Üyelik tarihi: May 2007
Mesajlar: 99
Tecrübe Puanı: 10 icetin isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Standart

260.
Şiir yazmanın belli ki en zor yanı ilk dizeyi bulmaktır. O ilk dize ozanın gideceği yönü belirler. Hiçbir şiir, planlı olarak yazılmaz. Ozan, şiirin yolunu açtığı gibi şiir de ozana yol gösterir. İşte bunun için ben, bir konuşmamda, “Şiirimi, yazarken düşünürüm ya da düşünürken yazarım.” demiştim.
Bu parçanın bütününde, şiirle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi üzerinde durulmaktadır?

A) Düşünce ve duyguları birlikte ele aldığı
B) Yazma süreci içinde oluştuğu
C) İletisinin, yazmaya başlamadan önce belirlendiği
D) Ozanın duygu dünyasını yansıttığı
E) Ozanın değer yargılarından izler taşıdığı
(1999 - ÖSS)



Parçada geçen "o ilk dize ozanın gideceği yönü belirler" sözü şiirin yazarken oluşturulduğunu ifade ediyor. Dolayısıyla parçada şiirin yazma süreci içinde oluşturulduğu üzerinde duruluyor.

Cevap B


261.
Tüketim kültürü, şiiri az çok dışlamıştır. Televizyon, sinema, gazete gibi kitle iletişim araçlarının doğurduğu bu kültür, şiirin okur yitirmesine yol açmıştır. Ancak bilelim ki şiir, yalnızca sahte okurlarını yitirmiş, gerçek okurlarını korumuştur. İşte bunun içindir ki benim, şiirin geleceği açısından hiçbir kaygım yok. İyi şiir, gerçek okuruyla yaşamını sürdürecektir.
Bu parçada, şiirle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Toplumsal değişmelerden etkilendiğine
B) Okur sayısının azaldığına
C) Şiir beğenisi tam gelişmemiş okurların elendiğine
D) Nitelikli olanların varlığını koruyacağına
E) Her dönemde çok sevilen tür olduğuna
(1999 - ÖSS)



Parçada değinilenleri bulalım. "Tüketim kültürü şiiri dışlamıştır." sözünden A, "okur yitirmesine yol açmıştır" sözünden B, "yalnızca sahte okurlarını yitirmiş" sözünden C, "iyi şiir gerçek okurlarıyla yaşamını sürdürecektir" sözünden D çıkarılabilir. Ancak parçada şiirin sevilen bir tür olduğuna değinilmemiştir.

Cevap E


262.
Eskilerden gelen bir edebiyatçıyı günümüz ölçütlerine göre değerlendirmek doğru olur mu? Günümüzde insanların edebiyat anlayışları değişip gelişmiştir. Ancak bu gelişmeyi bir zincir olarak düşünürseniz, zincirin halkaları kopuk değil, birbirine geçmiş durumdadır. Günümüz edebiyatçıları, hem dillerini geliştirmek hem de yeni biçimler oluşturmak bakımından çok şey borçludurlar eskilere. Edebiyat merdiveninin basamakları, bizden önceki edebiyatçıların birikimlerinden oluşmuştur.
Bu parçadan aşağıdaki yargıların hangisi çıkarılamaz?

A) Her çağın kendine özgü değerlendirme ölçütleri vardır.
B) Sanatçılar, kendilerinden önceki sanatçılardan etkilenirler.
C) Yaşadığı dönemde ilgi görmeyen bir edebiyatçı zamanla ün kazanabilir.
D) Her edebiyatçı yaşadığı dönemin koşulları içinde ele alınmalıdır.
E) Öteki sanatlar gibi edebiyat da zamanla değişir.
(1999 - ÖSS)



Parçada eski sanatçılarla yeni sanatçılar arasındaki ilişkilerden söz edilmiş, ancak eskiden ilgi görmeyen bir sanatçının daha sonra ün kazanabileceğinden söz edilmemiştir.

Cevap C


263.
İçeriğini çok iyi bildiğimiz kitapları bile yeniden okumalıyız. Çünkü kitaplarda keşfedilmeyi bekleyen nice hazine vardır. Benzer biçimde, resimlere de tekrar bakmalıyız. Onlara baktıkça yenilendiğimizi anlarız. Bir müzik yapıtını da yeniden dinlemeliyiz. O yapıtı dinledikçe dünyamızın zenginleştiğini, değiştiğini görürüz.
Bu parçadan sanat yapıtlarıyla ilgili olarak aşağıdaki yargıların hangisine varılamaz?

A) Değerleri ancak, üzerinden yıllar geçince anlaşılır.
B) Onlarla bir kez karşılaşmış olmamız yetmez.
C) Tüm güzelliklerinin ayrımına varmak zaman alır.
D) Duygularımızı çeşitli yönlerden besleyip geliştirirler.
E) Her seferinde bizde yeni duygular uyandırırlar.
(1999 - ÖSS)



Parçada kitapların zamanla okura farklı yönlerden farklı şeyler kazandırabileceği üzerinde durulmuştur. Ancak değerinin zamanla anlaşılacağından söz etmemiştir.

Cevap A


264.
Bugün eskisi kadar ne mektup yazıyor ne de mektup alıyorum. Okumanın yerini televizyon ekranlarının, mektuplaşmanın yerini telefonun aldığı bir gerçek. Yine de mektup yazarken verilen emeği ve mektuptaki kalıcılığı önemsiyorum. Mektubun aynı zamanda yazınsal bir tür olduğunu anımsatmaya gerek var mı? Çocukların, gençlerin birbirlerine mektup yazmalarını, telefonla konuşmalarından daha önemli, daha geliştirici buluyorum.
Böyle konuşan kişi için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

A) Eskisine göre daha az mektuplaşmaktadır.
B) Gençlerin birbirlerine mektup yazmalarını istemektedir.
C) Televizyonun, okumayı olumsuz yönde etkilediğini düşünmektedir.
D) Arayıp soranları gittikçe azalmıştır.
E) Mektubun salt haberleşme aracı sayılmasını doğru bulmamaktadır.
(1999 - ÖSS)



Parçada yazar okurun eskiden kendisine mektupla ulaştığını şimdilerde ise bunun yerini başka iletişim araçlarının aldığını söylemiştir. Bu, okurun yazara ilgisinin azaldığı anlamına gelmez.

Cevap D


265.
Bizdeki çocuk dergiciliğinin uzun geçmişine karşın önemi yeterince anlaşılamamıştır. Bunu iyi bildiğimden “Süreli Çocuk Yayınları” başlıklı çalışmayı görünce çok sevindim; hemen okudum. Doğrusu çok yararlandım. Bu geniş inceleme, ciddi bir çalışmanın ve sağlam kanıtlara dayanan çok yönlü bir araştırmanın somut sonucu olarak elimizde bulunuyor. Hemen söyleyeyim ki basımı da çok güzel olan bu kitap, içeriğinin zenginliği yönünden eğitimcilerimizin olduğu kadar düşünürlerimizin, tarihçilerimizin, dilcilerimizin hatta folklorcularımızın ilgisini çekecektir.
Bu parçada, sözü edilen yapıtla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Güzel bir görünümle sunulduğuna
B) Geniş kapsamlı bir çalışmanın ürünü olduğuna
C) Farklı alanlarda çalışan insanlara ilginç geleceğine
D) İçerdiği bilgilerin güvenilir nitelik taşıdığına
E) Anlatımının çocukların düzeyine uygun olduğuna
(1999 - ÖSS)



Yazar parçada çocuklarla ilgili olarak yayınlanan kitapların içeriğinin zenginliğinden, dışsal yapısının güzelliğinden söz etmiş, ancak anlatımından söz etmemiştir.

Cevap E


266.
Bir öykünün, yer aldığı kitaba adını verebilmesi için kitaptaki öteki öyküler arasında seçkinlik kazanması gerekir. (I) Okuduğum son öykü de bu türden. (II) Olay yine parçalı, kişilerin ağzından tek tek anlatılıyor. (III) Her anlatıcı konunun bir yönünü tamamlıyor. (IV) Kişiler öylesine doğal, içten konuşturuluyor ki hemen her kişi benliğinize girerek sizi zenginleştiriyor. (V)
Düşüncenin akışına göre, “Böylece siz de öykünün bir parçası oluyorsunuz.” cümlesinin yukarıdaki parçada numaralanmış yerlerden hangisine getirilmesi uygun olur?

A) l. B) ll. C) lll. D) lV. E) V.
(2000 - ÖSS)



Anlamlı bir bütün elde etmek için "Böylece siz de öykünün bir parçası oluyorsunuz." cümlesini parçadaki numaralanmış cümlelerden birinin sonuna eklememiz gerekmektedir. Bu tür sorularda örnek cümleyle sonuna getireceğimiz cümlenin yakın anlamlı olması gerekir. Örnek cümlede "okurla öykünün bütünleşmesinden" söz ediliyor. Son cümlede "öyküdeki kişilerin okurun benliğine işlediğinden" söz edilmiştir. Buna göre örnek cümle V numaralı yere getirilmelidir.

Cevap E


267.
(l) Rize’nin Pazar ilçesinde, Verçenik Yaylası’na gidecek minibüse bindiğimizde, uzun süren otobüs yolculuğunun yorgunluğunu unutmuştuk. (ll) Yaklaşık beş saat süren minibüs yolculuğundan sonra, kararlaştırılan buluşma noktasına ulaştık. (lll) Oradakilerle hoşbeşten sonra çadırları kurduk; sırt çantalarımızı boşalttık. (lV) İlk günler için getirilen taze yiyeceklerle, hemen küçük bir ziyafet sofrası kurduk kendimize. (V) Geceleri fark ettik ki, gökyüzü burada her zaman yıldızlarla doluydu. (Vl) Hemen her gece yıldızlara bakarak düşler kuruyorduk.
Yukarıdaki parça iki paragrafa bölünmek istense, ikinci paragrafın kaçıncı cümleyle başlaması uygun olur?

A) ll. B) lll. C) lV. D) V. E) Vl.
(2000 - ÖSS)



Parçada I., II.,III. ve IV. cümlelerde Verçenik Yaylası’na yapılan yolculuktan, yolculuk sırasında ve orada yaşananlardan söz edilmiştir. V.cümleden sonra ise farklı bir konuya geçilerek gökyüzündeki yıldızlardan söz edilmiştir. O halde ikinci paragraf V. cümleyle başlamalıdır.

Cevap D

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile