REKLAM

Tipler

Karagöz Oyunundaki Tiplerin Özellikleri

Karagöz

Dışa dönük, iç tepkilerini hemen açığa vuran, olduğundan başka gözükmeye çalışma­yan bir halk adamıdır. Halk diliyle konuşur öğrenim görmüş Hacivat'ın yabancı sözcük ve dil kurallarıyla yüklü sözlerini anlamaz, anlayabildiklerini de anlamaz görünür. Yu­varlak yüzü, değirmi top sakalı, kocaman gözleriyle tam bir halk tipidir.

Hacivat

Karagöz'ün tam tersi bir tiptir. Hacivat, herkesin huyuna göre konuşmasını, yüze gül­mesini bilen, içinden pazarlıklı, ölçülü, ağırbaşlı, her kalıba girebilen, kusurlara kolayca göz yumabilen, işine gelince dilini tutan, esnek bir kişidir. Öğrenim görmüştür, medrese diliyle konuşur, her zaman kişisel çıkarlarını göz önünde bulundurur, nabza göre şerbet verir.

Çelebi

Çelebi tipi, malı mülkü olan zengin bir adam ya da mirasyedidir. Çoklukla adı "Hoppa Bey, Rezzakîzâde, Kınnabzâde vb."dir. Elinde lâle (XVIII. yüzyıl ve XIX. yüzyılın ilk yarısı), gül (XIX. yüzyılın ikinci yarısı), çiçek demeti, ayrıca eldiven, baston, şemsiye (Meşrutiyet devri) bulunur.

Zenne

Karagöz oyunundaki bütün kadınlara genel olarak "Zenne" denir. Bunların çoğu hafif­meşrep, fettan (Câzûlar, Çeşme, Yalova Salası vb.) olarak gösterilmiştir.

Tiryaki

Afyon yutup pineklemekle ömür geçiren, konuşmaların en can alacak noktasında başı önüne düşüp uyuklamaya başlayan bir tiptir. Adı çoklukla "Nokta Çelebi" olarak geçer.

Tuzsuz Deli Bekir

Bir elinde kama, bir elinde şarap kabı ile perdeye gelir, nâra atar, anasını babasını ve dokuz yüz doksan dokuz kişiyi öldürmüş olmakla övünür. Perdedeki kişileri zorbalığıyla ürkütür, olaylar karmaşık bir durum aldığı sırada ortaya çıkıp sorunu çözerek oyunu sona erdirir.

Sarhoş

Çingeneceden Karagözcü argosuna geçen Matiz adıyla perdeye çıkarılmıştır.

Zeybek Efe

Yeniçerilik kaldırıldıktan sonra (1826) kimi oyunlarda Tuzsuz'un yerini almıştır. Nâra atarak değil, iri yarı görünüşüyle egemenliğini kabul ettirir. II. Abdülhamit devrinde per­deye giren Külhanbeyi tipi de oyunda hep aynı görevi yapar, aynı geleneği sürdürür

Beberuhi

Oyunda adı "Altı Kulaç" ya da "Pişbop" olarak geçer. Çabuk, duraksız konuşur, işi gü­rültüye, bağırtıya, yaygaraya getirip sövüp sayar. Yılışık, sulu, densizdir. Karagöz'le durmadan alay eder, boyuna bakmadan zennelerin kendisi için ölüp bittiğini söyler, Karagöz de onun boyunun kısalığıyla alay eder. Lâf getirip götürür

Kastamonulu Bolulu

Aşçı, yufkacı, kadayıfçı, yoğurtçu, koç bakıcısı, ayakkabı tamircisi, gözlemeci rollerinde görülür. Uzun boylu, dili, tavırları kaba ve böndür. Kendisine iyi sözler söylendikçe o bunları kötüye alır, ancak "ayı" denilince dostluk bağı kurar.

Kayserili Ka­ramanlı

Kurnaz, saldırgan olur. Adı Mayısoğlu'dur, çoğu kez kolunda yumurta sepeti bulunur. Pastırmacı, yağcı, kavaf, nakkaş ya da bakkaldır.

Rumelili Mu­hacir

"Alişimin gözleri kara", "Dağlar, dağlar yüce dağlar" ya da "Havada turnam gelir" türkü­süyle içeri girer. Çoğunluk Çatalca'dan gelir. Uğraşı pehlivanlık ve arabacılıktır. İstan­bullular için "muhallebici" der. Çoğu kez adı "Hüsmen Ağa" ya da "Pehlivan"dır. Sözü­nün başına hep "A be Ahretlik" getirir.

Laz Karadenizli

Tanıtıcı dansı horon'dur. Elinde çoğu kez kemence bulunur. Ağzı kalabalıktır, çok ça­buk konuşur, yerinde duramaz, çabuk öfkelenip çabuk yatışır. Ya gemicidir, gemisiyle fındık taşır ya da kalaycı, hallaç, tütüncüdür. Adı Hemşinli Hayreddin ya da Çopur Memiş'tir.

Kürt

Doğu Anadolu'dan gelir, çoklukla Harputlu'dur. Adı Hasso'dur. Tanıtıcı dansı ya bar ya da çırpan oyunudur. Uğraşı çoğu kez hamallık, hamal kâhyalığı, aşçı yamaklığı ya da bekçiliktir.

Arnavut

Dürüst, mert ve sayı bilmeyecek kadar cahildir. Çabuk öfkelenir, ataktır, onun için öl­dürmek olağan işlerdendir, kabadayılık taslar fakat sıkıya gelince kaçar. İyi davranılın-ca yumuşak başlıdır. Heceleri kekeler gibi çoğaltarak ve vurgulayarak konuşur.

Acem

İran'dan ya da Azerbaycan'dan gelir, varlıklıdır, eli açık, gönlü yüce, mübalâğacı ve şiire düşkündür. Ya halı tüccarı ya tömbekici, tefeci ya da antikacıdır. Çoğu kez adı Cabbar Ağa, Gaffar Ağa, Mirza Sarfirazoğlu, Baba Nukud, Antikacı Mirza, Ali Ekber Ağa olur.

Arap

Çoğu kez Suriye, Şam, Beyrut, Akabe, Yafa, Halep, Bağdat, Basra'dan gelir. Uğraşları arasında Mekke kınası tüccarlığı, kahve dövücülüğü, kestane, baklava, fıstık satıcılığı, kökçülük, devecilik vardır. Adı Hacı Fettah, Ebul-Hasan, Hacı Şamandra, Hacı Fitil, Hacı Fişfiş, Hacı Kandil olur.

Yahudi

Oyun argosunda Cûd denir. Çoğu kez İspanyol'ca sözler kullanır. Hesapçı, inatçı ve pazarlıkçıdır. Uğraşları arasında eskicilik, sarraflık, kuyumculuk, tefecilik vardır. Haham ve hokkabazlara da rastlanır. Türkçesinin bozuk olmasından yararlanarak karşısında­kine sövüp sayar.

HALK HİKÂYELERİ

Halk hikâyeciliği geleneği, sözlü gelenekte anlatılagelen hikâyelerin âşıklar tarafından düzenlenip halka açık yer­lerde söylenmesiyle oluşmuştur. Bu geleneğin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

Hikâye anlatma geleneği, sadece Türk milletine özgü bir gelenek değildir. Bu gelenek özellikle Doğu toplum­larının en eski edebiyat geleneklerinden biridir.

2. Türk halk hikâyeciliği, destanlarla başlayıp Battalnâme, Saltuknâme, Dânişmendnâme ve Dede Korkut Hikâ­yeleri ile devam eden anlatı geleneğinin XVI-XX. yüzyıllar arasında sözlü edebiyattaki aşamalarından biridir.

3- Halk hikâyelerinin oluşma biçimleri, des­tanlarla benzerlik gösterir. Önce hikâyeye konu olan bir olay gerçekleşir. Ardından bu olay sözlü gelenek içinde kuşaktan ku­şağa aktarılır. Bu aktarmalar sırasında anlatıya müzik de eşlik eder; hikâyeleri anlatanlar, hikâyelerin kimi bölümlerine türküleri dâhil ederler. Âşıklar (şaz şairleri), bir ana olay etrafında gelişen bu hikâ­yeleri belli bir düzene göre yeniden dü­zenleyip halka açık yerlerde anlatırlar. Böylece halk hikâyesi son şeklini almış olur.

Pir Sultan AbdalPir Sultan Abdal (16. yüzyıl, Tekke-Tasavvuf şairi)

16. yüzyılda yaşayan şair, Bektaşi tarikatına bağlıdır.

Asıl adı Haydar'dır.

Sivas'ın Yıldızeli ilçesinin Banaz köyündendir.

Bir ayaklanmaya öncülük ettiği için yetmiş üç isyancıyla birlikte yakalandığı ve Sivas Valisi Hızır Paşa tarafından astırıldığı bilinmektedir.

Bütün şiirlerini hece ile yazmış, divan edebiyatından hiç etkilenmemiştir.

Nefesleriyle ünlüdür.

Din dışı konuları da coşkun bir lirizmle anlatmıştır.

Şiirlerini saz eşliğinde söylemiş, tasavvuf düşüncesinin dışında maddi aşk ve acıları, doğa güzelliklerini, köy yaşamını da dile getirmiştir.


(Vikipedi'de Pir Sultan Abdal hakkında bilgi)

Hoca Ahmet YeseviHOCA AHMET YESEVİ (? -1166)

12. yüzyıl Türk mutasavvıf ve şairi

Yesevilik tarikatının kurucusudur.

İranlı şairlerin Pir-i Türkistan adını verdikleri Ahmet Yesevi'nin hayatı hakkında bilinenler bazı menakıpnamelere dayanır.

Güney Kazakistan'da bugün Türkistan adıyla tanınan Yesi şehri yakınlarındaki Sayram kasabasında doğmuştur.

Manevi babası olan Şeyh Arslan Baba'dan tasavvufla ilgili ilk bilgileri almış, sonra dönemin kültür merkezi olan Buhara'ya gitmiştir. Şeyh Yusuf Hemadani'ye bağlanmış, bir süre sonra şeyhlik postuna oturmuştur. Altmış üç yaşına geldiğinde geleneğe uyarak tekkesinin avlusunda hazırlattığı çilehaneye girmiş, ölünceye kadar buradan çıkmamıştır.

Hikmet adını verdiği şiirlerinde Allah aşkını, tasavvuf düşüncesini dile getirmiştir.

Türk edebiyatının ilk tasavvuf şairidir.

Ahmet Yesevi, şiirleri ve düşünceleriyle Türkistan'ı aşarak Anadolu'ya dek geniş bir coğrafyada etkili olmuş, Yunus Emre'yi yetiştirecek olan düşünce ortamını hazırlamıştır.

KAYGUSUZ ABDAL (c. 1341- c. 1444)

Asıl adı Alaeddin Gaybi olan Alevi Bektaşi halk ozanı. (Tekke – Tasavvuf Edebiyatı)

Alanya sancağı Beyi Hüsameddin Mahmud'un oğlu olduğu söylenir. Bektaşi büyüğü Abdal Musa'ya bağlanarak tasavvuf yoluna girdi. Mısır'a giderek Bektaşiliği yaymaya çalıştı ve orada vefat etti.

Didaktik türdeki eserlerinde açık ve yalın bir dil kullandı.

Nükteli ve iğneli bir üslubu vardır.

Alevi ve Bektaşi şiir geleneğini sürdürdü.

Bazı şiirlerinde Yunus Emre'nin etkileri görülür.

Şiirlerinin yanında öğretici nesirleri de vardır.

Eserleri:

  • Divân
  • Sarâynâme
  • Minbernâme
  • Dil-güşâ
  • Gevhernâme
  • Budalanâme
  • Mesnevi
  • Maglâta-nâme
  • Esrâr-i Hurûf
  • Vücûdnâme
  • Gülistan